Bu Blogda Ara

Translate-Up=Lisan Çevirici

Welcome To My Blog - Yazı Köşeme Hoş Geldiniz!

Bu yazı köşemde yayımladığım yazılrı "Anonim, Alıntı Ve Kendime Ait" Olmak Üzere Neşredilmekte Olup, Siz Sayın Okurlarıma Kendi Deyimimle "Bilelim, Bildirelim, Bilgilendirelim" Saygılar Sunarım.

3 Ağustos 2006 Perşembe

TÜRK BİRLİĞİ




TÜRK BİRLİĞİ

BOZKURT ATATÜRK diyor ki;
Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.
Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İste o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli??

KONU BAŞLIKLARI;
TURAN NEREDİR?TURANCILIK NEDİR?
Türkiye, Kafkasya, Kuzey ve Güney Azerbaycan, Hazar Gölü?nün bütün çevresi, Kadim Doğu ve Batı Türkistan, Afganistan ile Doğu, Güney ve Batı Sibirya, Türk Boğazı?na kadar bütün Saka eli ve bugünkü Moğolistan?ın ortasından Batı?sına kadar olan yerlerin tamamına TÜRK DÜNYASI denir. Bu sınırlamaya üzerinde milyondan az Türk yasayan ufak toprak parçacıkları eklenmemiştir. (Fars (İran), Kerkük, Bayır bucak, Kıbrıs, Batı Trakya, Makedonya, Romanya, Gagavuz Eli, Kırım Eli vs.)

Ömer Seyfettin?in meşhur hikayesinde ?Türk hakanı?nın atının gidebildiği yerdir.? ifadesinde dediği Turan bugün sınırları çizilebilse de, yarın bu sınırların değişmeyeceğini kimse garanti edemez. Mesele, Kızıl Elma idealinin gönüllerde yaşatılmasıdır.
Bugün gerçekçi olarak düşünürsek; yukarıda tanımlamaya çalıştığımız toprakların sınırları içinde kalan bölge, Türk siyasi terminolojisinde ?TÜRK DÜNYASI? olarak anılmaktadır. Bu bölge içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan olmak üzere yedi bağımsız, Tataristan, Çuvaşistan, Başkırdistan, Hakasya, Tuva, Sakaeli ve Doğu Türkistan olmak üzere yedi otonom cumhuriyeti bulunmaktadır. Bölgede, büyük Türk ağacının dalları olan; Azeriler, Özbekler, Tatarlar, Çuvaşlar, Kazaklar, Kırgızlar, Uygurlar, Karakalpaklar, Balkarlar, Türkmenler, Nogaylar, Altaylar, Hakaslar, Sakalar, Tuvalar, Televütler , Şorlar , Karaimler , Dolganlar ve Oğuzlar yaşamaktadır.

Bölgenin dışında, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Moldavya ve Ukrayna?da azınlık olarak ABD, Avrupa ve Avustralya?da işçi veya akademisyen olarak yaşayan milyonlarca Türk bulunmaktadır.


TARİHSEL BOYUT TURANCILIK FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

-Kökü çok eski olan Türk Budunu?nun şuuraltında yüz yıllardan beri yaşayan milliyetçilik
- Türklerin tarih boyunca kazandıkları zaferler ve bu zaferlerde gösterilen kahramanlıklar
- Tarih boyunca başka milletlerde görülmeyen bazı yüksek erdemlerin yalnız Türk damarında bulunduğunun keşfi
- Türk dilinin bütün boy lehçeleriyle en az 22 yüzyıldan beri sağlam bir temele dayalı olarak kullanılmakta olduğunun ilmen anlaşılması
- Türk alimleri, tarihçileri, edipleri, dilcileri ve şairlerinin eserlerinin diğer ufukları da ışıklandırdığının zaman içinde anlaşılması
- Tanzimat?tan sonra Avrupa?daki milliyetçiliklere benzeyen halkçı bir hareketin bizde de tatbik olunmasını isteyen milliyetçilik hareketi
- Devletimizin içindeki yabancı unsurların ihaneti dolayısıyla doğan tepki
- Türkler?in 300 yıldan beri çektikleri büyük sıkıntılar, bu sıkıntıların kaynağının gayri Türkler olduğunun belirlenmesi
Turancılık fikrini ortaya çıkarmıştır.

KİMLER BU DAVAYA FİKREN HİZMET ETMİŞTİR?

Türkiye'deki Türkçülük hareketini besleyen bir diğer kaynak da, çeşitli yollarla Türkiye'de buluşmuş dış Türkler'dir.
Kazan'dan gelen Yusuf Akçora, Bakü'den gelen Hüseyinzade Ali, Türk dünyasının ünlü tiyatro yazarı Feth-Ali Ahundzade; Ziya Gökalp gibi Mustafa Kemal Atatürk gibi Türkiye?li Türkçüleri çok etkilemişlerdir.
Bunun dışında, özellikle Ziya Gökalp'in fikirleri üzerine kurulmuş yeni Türk Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Atatürk'ün çağrısı ile Türkiye'ye gelmiş dünyaca ünlü Türkologlar vardır.
Zeki Velidi Togan Başkurt Kökenlidir.İstanbul Üniversitesi'nde Türk Tarihi Kürsüsü'nü kurmuştur
R. Rahmeti Arat, Kazan doğumludur başta Uygur ve Çağatay metinleri olmak üzere, Türk dilinin klasik metinleri konusunda sayısız başyapıta imza atmıştır. 'Kutatgu Bilig', 'Atabetü'l-Hakayık' ve 'Eski Türk Şiiri' adlı eserler Arat'ın başyapıtlarından örneklerdir.
Abdülkadir İnan, Başkurt kökenlidir Sosyo-antropoloji alanında çalışmalar yapan Abdülkadir İnan, özellikle Türklerin eski şaman inançları konusunda yaptığı çalışmalarla tanınır.
Ahmet Caferoğlu Azerbaycan kökenlidir Türk dili konusunda verdiği eserler arasından 'Türk Dili Tarihi' adlı iki ciltlik kitabı önemlidir.
Ziya Gökalp: Modern Türkçülüğün kuramcısı olan Gökalp, sosyolog kimliği ile öne çıkar. Sayısız eserleri arasında önde geleni 'Türkçülüğün Esasları'dır. Gökalp'in en önemli eserlerinden biri, 'Türk Yurdu' dergisidir.
Fuad Köprülü:. Eserleri tüm dünyada yankı bulmuştur. Köprülü 'Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar' adlı kitabı ile, 1925 yılında 'Sovyet Bilimler Akademisi' üyeliğine seçilmiştir. 1948 yılında bu üyelikten çıkarılmıştır. Sovyet ansiklopedilerinden adı çıkarılmış, yerine Sabahaddin Ali'nin adı girmiştir. Yine de bir gün Abdülkadir İnan, üstada ' İlimler Akademisi muhabir azalığından çıkarılışınızı nasıl karşıladınız?' diye sorduğunda Köprülü, 'Memnun oldum; Stalin'in Akademisinden çıkarılmayı şeref sayarım!' demiştir. 'Türk Edebiyati Tarihi', 'Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu', 'Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri' gibi kitaplarının yanında, kurucusu olduğu ve uzun süre yönettiği 'Türkiyat Mecmuası', Köprülü'nün bizlere bıraktığı en önemli eserleridir.
H. Namık Orkun: Eski Türk Yazıtları
Hüsayin Nihal Atsız: Köprülüzade Fuat Beğ?in talebesi, kendi döneminde tek başına Türkçülüğün akademisi olmuştur.
Orhan Şaik Gökyay: Köprülüzade Fuat Beğ?in talebesi
Ziya Karamuk: Köprülüzade Fuat Beğ?in talebesi
Nihat Sami Banarlı: Köprülüzade Fuat Beğ?in talebesi
Bahaeddin Ögel: Eski Türk mitolojisi ve İslâm öncesi Türk kültürü konusunda çalışmalarda bulunmuştur.
Necdet Sançar: Ağabeyi Nihal Atsız?in talebesi
Tahsin Banguoğlu: Köprülüzade Fuat Beğ?in talebesi, Türkçü akıma 1980?den sonra geri dönüş yapmıştır.
İsmet Tümtürk
Alparslan Türkeş:Türkeş , Türk milliyetçiliğinin siyasi alanda faaliyet göstermesi için, hayatının son 35 yılında büyük gayret sarf etti. Milliyetçiliğin gençler arasında benimsenmesi ve yaygınlaşması için çalıştı.
NOT: İsimsiz Kahramanlarımız Yukarıda sayılan isimlerden daha çok saygıyla anacağımız insanlardır. Onların maddiyatı ve maneviyatları olmasaydı yukarıdaki zati şahıslar zaten olamayacaklardı!!!

TARİHTE TÜRK BİRLİĞİ
Rus idaresinin 1905 ihtilali ile yumuşaması sonucunda Rusya Türkleri içindeki aydınlar düzenledikleri konferanslarla ve diğer faaliyetlerle sadece Türkistan?ın değil tüm Rusya Türklerinin birleşmesine çalıştılar. Bolşevik İhtilali sonrasında Türkistan Genel Valiliği'nin yerine kurulan cumhuriyetlerden birinin adı da Türkistan Otonom Cumhuriyeti idi. Fakat bölge halklarını parçalama politikasının bir sonucu olarak 1924 de bu isim değiştirilerek yürürlükten kaldırıldı.
Yeni cumhuriyetler ve alfabeler yoluyla yeni "milletler" yaratma yoluna gidildi. "Boy"lardan "millet", "lehçe"lerden dil oluşturularak Türkistan parçalandı. O kadar ki adı bile Orta Asya olarak değiştirildi.

TÜRK BİRLİĞİNİN GEREKLİLİĞİ

TÜRKİYE AÇISINDAN
Günümüz şartlarında, bölgesel yapılanmaların dışında kalmak Türkiye için de tehlikeli bir durum haline gelmiştir. Herhangi bir bloğa girmemesi durumunda Türkiye dış ticaret gibi mevzularda büyük zarara uğrayabilir. Dünyada bölgesel korumacılık duvarlarının yükselmesi ise bölgesel yapılanmaların dışında kalan ülkelerin tamamen yalnızlığa mahkum edilmeleri anlamına gelecektir .

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olan; karadan sekiz ülke ile sınırı bulunan; Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar'ın merkezinde yer alan bir ülkedir. Bu özellikleri O?na bir çok jeopolitik avantaj sunmakla beraber birçok tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Böyle bir ortamda tecrit politikası gütmek imkansızdır. Bu yüzden cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ikili anlaşmalar imzalanmış, bölgesel birliklere üye olunmuştur. Birinci Dünya Savaşı öncesinde kurulan Balkan Antantı ve Bağdat Paktı; sonrasında kurulan CENTO duyulan ihtiyacın bir sonucudur. Çevresindeki ülkelerle zaman zaman sıcak çatışma tehlikesi atlatan ülkenin gündeminde komşuları ile ilgili "2,5 savaş formülü" gibi teoriler eksik olmamaktadır. İçinde bulunduğu bölgenin petrol kaynaklarının yanı sıra politik istikrarsızlıkla da meşhur olması da Türkiye?nin ortaklara olan ihtiyacını güvenlik alanında da arttırmaktadır.

Bu ihtiyacın neticesinde Türkiye birçok uluslararası örgüte üye olmuştur. Fakat hemen hiçbirinden verim elde edememektedir. Bu durumun hem bir sebebi hem de bir sonucu olarak Türk Dış Politikası?nda karışıklık ve önceliklerin belirsizliği hakimdir.

TÜRK CUMHURİYETLERİ AÇISINDAN

Orta Asya ülkelerinin birlik kurmaya ihtiyaç duymalarını sağlayan faktörleri dört başlık altında toplamak mümkündür.

1-Gerçek Bağımsızlığın Sağlanabilmesi
Türk Cumhuriyetlerinin tam bağımsızlığa kavuşmalarının en kesin yolu güç birliği yapmalarıdır. Ayrıca, Rusya?ya olan ekonomik bağımlılıklarından kurtulmalarının ve pazarlık güçlerini arttırmalarının en güvenli yolu da budur. Sadece Rusya değil , Orta Asya üzerinde hakimiyet kurmak isteyen Çin ve bazı Batılı devlet ve şirketlerle de reel politiğin kurallarına uygun olarak pazarlık ve rekabet edebilmeleri için, birleşmeleri en kesin çözümlerden birisi olarak görünmektedir.

2-Güvenlik Meselesi

Bağımsızlık her şeyi değiştirmemiştir. BM Göçmenler Yüksek Komisyonu'nun raporuna göre "Sovyetler yıkılsa bile problemleri devam etmektedir: ekonomik çöküş, etnik çatışma potansiyeli, otoriter politik yapı ve sivil toplumun yokluğu."Tüm bu faktörler, bölgede güvenliğin sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Henüz güçlü bir orduya sahip olmayan bu ülkelerin, yatırıma harcayacakları parayı silahlanmaya sarf etmemeleri için, güvenlikte işbirliği yapmaları gerekmektedir. İşbirliği bir yandan bölge içi çatışma ihtimalini azaltırken diğer yandan bölge dışı tehditlere daha güçlü bir şekilde karşı koymalarını sağlayacaktır.

Türk Cumhuriyetleri, ortak hareket ettikleri takdirde, Rusya?nın bağımsızlıklarına müdahale etmesi durumunda ortaya çıkabilecek güvenlik problemlerine karşı da çok daha caydırıcı bir güce sahip olacaklardır.
3-Ekonomik Menfaatler

Sovyet ekonomisi merkezi yönetime ve kütlesel üretime sahip olduğu için ülkeler arası keskin sınırlara sahip vazife taksimleri yapmıştı. Sovyetler resmen dağılmış olsa da fabrika ve tezgahlar ilk kuruldukları yerde işletilmeye devam etmektedir. Bundan dolayı, ülkelerarası hammadde-üretim mamulü bağımlılığı sürmektedir. Orta Asya'da kurulacak bir birlik, üretim ve ticarette verimi arttıracaktır. Aksi takdirde ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir. Mesela, 1994?te fiyat anlaşmazlığından dolayı Özbekistan Kırgızistan?ın doğal gazını kestiğinde bu ülke de diğerine giden sulara barajları ile set çekmiştir.Bu tür kısır döngüler zincirleme reaksiyonlara sebep olabilir. Ülkelerarasında ?karşılaştırmalı üstünlükler? esasına göre iş bölümü yapılarak ihtisaslaşma sağlanabilir, fakat Sovyet dönemindeki gibi bir ülke tarafından sadece bir tür üretim yapılmasına (pamuk,elektrik vs.) son verilmelidir.

Petrol üretimi ve nakli için kilit pozisyonda olan Hazar?ın statüsü meselesi hakkında Türk Cumhuriyetleri arasında sağlanacak bir uzlaşma Rus ve İran?ın menfaat elde etme çabalarını önleme için kesin çözümdür. Halbuki Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan?ın farklı hatta rakip yönde politikalar uygulamaları hepsi için zararlı olmaktadır. Türkistan Birliğini kurulduğu takdirde bu tür konulardan Türk Cumhuriyetlerinin dış ülkelerle pazarlıkta güç kazanacaklardır.

4-Çevre Problemi

Orta Asya, dünyada en ciddi çevre kirliliğine maruz kalmış bölgedir. Aral gölü, mono kültür pamuk üretimi sonucunda kurumaya başlamıştır Amu Derya ve Sir Derya nehirlerinin suları tümüyle pamuk üretiminde kullanıldığından, bu göle su bırakılmamıştır. Bunun sonucunda Aral Gölü hacim olarak %50, alan olarak ise %75 oranında kurumuştur. Denize kıyısı olmayan bölgenin tek su kaynağının da sorumsuzca kurutulması sonucunda meydana gelen kum ve tuz fırtınaları tüm bölgeye ve halka zarar vermektedir. Cilt kanseri vakalarında önemli miktarda artış görülmüştür.

İkinci büyük çevre problemi ise Kazakistan'ın Semey şehrindeki nükleer kirlenmedir. Yörede yapılan nükleer denemeler sonucunda başta kanser olmak üzere birçok hastalıkta artış görülmüştür. BM Göçmenler Yüksek Komisyonunun raporuna göre 1990-95 arasında Orta Asya'daki çevre kirliliğinden dolayı göç edenlerin sayısı 240,000'i bulmuştur. Aynı rapora göre 1949-89 yılları arasında bölgede 150'si yerüstünde olmak üzere 500 nükleer bomba patlatılmıştır. Kazakistan?da radyasyon zehirlenmesi ile ölenlerin sayısı 100,000?i bulmuştur. Azerbaycan?da ise tarlalara atılan tarımsal ilaçların etkisi ile 20-34 yaş arasındaki kadınların %24?ü kısır hale gelmiştir. Rusya genelinde en önemli boşanma sebebi alkol kullanımı iken, Azerbaycan?da eşlerin çocuk sahibi olamamasıdır.Bu ülke kadar sahip olduğu zenginliklerden dolayı büyük belalara ve yoksulluğa maruz kalmış başka bir petrol ülkesi yoktur. Tüm bu problemlerin çözülebilmesi için uluslararası yardim talep edilmeli ve B.M. nezdinde girişimde bulunulmalıdır. Çünkü bölge ülkelerinin kendi kaynakları ile bu meselelerin üstesinden gelmeleri mümkün değildir. Ortak sorunları ancak yardımlaşma ile çözmek mümkündür.

Yukarıda anlattıklarımızdan şu sonucu çıkarmak mümkündür: ?Orta Asya'da entegrasyonun olup olmayacağının değil , nasıl olacağının tartışılması gerekmektedir.? Zaten, bu gerekliliğin bir sonucu olarak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri , birleşme yolunda somut bir adım atmış ve Merkezi Asya Topluluğu?nu kurmuşlardır. Türkistan Birliği veya onun nüvesi olarak kabul edilebilecek olan Merkezi Asya Topluluğu?nun Türk Birliği kurulmasına ne yönde tesir edeceği Azerbaycan ve özellikle de Türkiye ile ilişkilerine bağlı bulunmaktadır.

GÜNÜMÜZ TÜRK DÜNYASINDAKİ BELLİ BAŞLI İKTİDARLAR VE MUHALEFETLER
AZERBAYCAN
Siyasi partileri
1-Birlik Partisi
2-Anavatan Partisi
3-Milli Müsavat Partisi : Turancı bir partidir.
4-Halk Cephesi 51 partinin desteklediği bir koalisyon.
5-Milli İstiklal Partisi: Milliyetçi ve Türkçüdür
6-Sosyal Demokrat Parti
7-Bağımsız Demokrat Parti
8-Milli Muhabbet Partisi
9-Tövbe Partisi: İran yanlısı
10-Halk partisi
11-Yeşiller

GÜNEY AZERBAYCAN
GOMOH:Çöhreganlı

TÜRKMENİSTAN
Türkmenistan Ağız Birlik Halk Hareketi (1 Eylül 1989)
Türkmenistan Birlik - Bütünlük Halk Hareketi
Akmuhammed Velsapar İlk olarak Türkmen Türkçesi?nin devlet dili olması isteği ile sesini duyurdu. ( Pamuk, Mafya, Bebek ölümleri, Doğalgaz) 15 Ocak 1990?da kapatıldı.

ÖZBEKİSTAN
Özbekistan Birlik Halk Hareketi - Abdulrahim Polat
Erk Partisi - Muhammet Salih

TATARİSTAN
Tataristan İçtimai Özeği
Kaşapov Kardeşler - Refis & Nefis

KAZAKİSTAN
Almas Estakov.
Ülke nüfusunun %40'ını Rusların oluşturduğu Kazakistan'da özellikle Rus soyundan gelen
siyasetçi,bürokrat ve yerel yönetim yetkililerinin, Kazakistan'ı her çeşit siyasal uygulamada Rusya
eksenine sokmak için giriştikleri faaliyetler son dönemde artmıştır.

Kazakistan Türkleri bu tür hareketleri seziyor olsalar da birlik olarak tepki göstermeyi başaramamaları ve gerekse Ruslarla maddi ve politik çıkar ilişkileri bulunan bir takım Kazak bürokratların Ruslara göz yummaları sebebiyle Kazakistan yeniden Rusya'nın uydusu olabilir.

Rusça'nın Kazak Türkçesiyle birlikte ikinci resmi dil olmayı sürdürmesi,Sovyetler Birliği'nin yıkılmış olmasına rağmen Rus askeri varlığının halen Türk topraklarında bulunması,bir kısım askeri üslerin ve özellikle de Baykonur Uzay üssünün yönetiminin Rusya'nın elinde olması,iktisadi ilişkilerde Rusya için önemli hammadde kaynağı ve pazar vasfının her gün daha da artması Kazakistan için olduğu kadar Türk Birliği için de tehlike çanlarının çalması demektir.

KIRGIZİSTAN

Kırgızistan Sosyal Demokrasi Partisi - 1995
Almaz Bek Sersenoglu Atambayev - Çok iyi Türkçe biliyor , Türkiye?de kendisini Anavatan- DYP çizgisinde görüyor.
İyi bir iş adamı yabancı ortaklı anlaşmalarında koştuğu şart %90 Kırgız Türk?ü çalıştırılması. Hatta bu yüzden Çinliler ile kurulacak bir kaç fabrika tehlikeye girmesine rağmen taviz vermiyor.
ÇUVAŞİSTAN
Çuvaş Sosyal Kültür Merkezi
Çuvaşistan Milli Demokratik Cephesi
Vyeçeslav Timofeyev (Türk Halkları Asamblesi kurucu üyesi) + Atner Huzangay è Feedrow Cumhurbaşkanlığı seçimleri Aralık 1991 ve 1994
ALTAY
Altay Anadil Teşkilatı
SAHA ELİ
Saha Kes Kile Teşkilatı
TUVA
Tuva Milliyetçi Hareketi
BATI TRAKYA
Batı Trakya Dostluk Eşitlik Partisi
KIRIM
Abdülcemil Mustafa Kırımoğlu

GÜNÜMÜZ TÜRK DÜNYASINDAKİ TÜRKÇÜ OLUŞUMLAR

Türk Ocaklarının kapatılmasının ardından 1940'lı yıllarda Türkiye'deki milliyetçilerin tekrar bir araya
gelmeleri ilk olarak Milli Oyunları Derleme ve Yayma Derneği'nin kuruluşuyla sağlanmıştır.Bu mütevazi
derneğin oluşmasından günümüze ulaştığımız yer göz önüne alındığında,şu an için birer kültür teşkilatı
olarak örgütlenen Türk Cumhuriyetlerindeki Türkçü hareketlerin ileride yeterli toplumsal ve siyasal tabana erişeceği muhakkaktır.Bu sürecin hızlanması için,Türkiye'deki yetişkin teşkilatçı kadroların
tecrübe ve birikimlerini diğer cumhuriyetlerdeki Türk milliyetçilerine her seviyede aktarmaları gereklidir.

Siyasal alanda Türk milliyetçilerinin etkili olduğu Azerbaycan ve Özbekistan'daki teşkilatlarımıza güven ve cesaret verilmeli,maddi yönden yardımlar yapılmalı ve özellikle basın-yayın araçları kullanılarak
güçlenmelerine destek verilmelidir. Türkçülerin kültür teşkilatları biçiminde örgütlendiği
bağımsız veya özerk cumhuriyetlerde ise Türkiye'deki dernek ve vakıflarımız ihtiyaç duyulan altyapı çalışmalarına katkı sağlayarak sürekli-bol ve tatmin edici düzeyde konferans,gezi ve etkinlik tertiplemelidir.

Merkezi Asya Topluluğu ve Türkiye

Kazakistan ve Özbekistan arasında kurulan bu birliğe üçüncü olarak Kırgızistan katılmıştır. Ocak 1998'de toplanan olağanüstü Orta Asya Liderleri Zirvesi?nde Tacikistan bu birliğe dahil olma talebinde bulunmuş ve Temmuz ayındaki toplantıya katılarak fiilen topluluğa dahil olmuştur. Tacikistan Türk Cumhuriyeti olmamakla beraber, tarihi,coğrafi ve kültürel olarak Orta Asya?nın bir parçasıdır.Türkmenistan gözlemci statüsünde kalmakta ısrar etmektedir.

Kerimov topluluğu şöyle değerlendirmektedir: ?Merkezi Asya Topluluğunun geleceğe ümitle bakması için her türlü şart mevcuttur. Gerekli yasal ve organizasyon koşulları sağlanmıştır. Devletlerarası Konsey, Topluluk Programlama Genel Komitesi, Merkezi Asya İşbirliği ve Kalkınma Bankası kurulmuştur. Ekonomik entegrasyon 2000 yılını hedefleyen 53 projeyi içermektedir.? Kerimov bu birliği B.D.T.?ye rakip olarak kurmadıklarını söylemektedir. O?na göre teşkilat zaten varolan Orta Asya ülkeleri arasındaki dayanışmanın yasal ve siyasi şekle dönüşmesidir.

Orta Asya tabirinin içinde yer almamakla birlikte, Azerbaycan da diğer dört Türk Cumhuriyeti gibi bölgesel entegrasyona ihtiyaç duymaktadır. Ve bu konuda diğerlerinden eksiği değil fazlası bulunmaktadır. Kafkaslarda Rusya gibi tarihi, Ermenistan gibi güncel düşmanlar ile siniri olan Azerbaycan?ın güney komşusu İran ile de Azeri azınlık problemi vardır. Bu ülkenin geleceği Anadolu ve Orta Asya ile ilişkilerine bağlıdır. Ermeni meselesinde uğradığı zarara ve bu meselenin hala çözülememiş olması da bunu ispatlamaktadır. Çeçen Savaşı esnasında Çeçenlere yardım ettiği gerekçesi ile Azerbaycan'a ambargo uygulayarak sınırını kapatmış olan Rusya, bu ülkeyi ciddi manada ekonomik zarara uğratmıştır ve Azerbaycan için potansiyel bir tehlike olduğunu göstermiştir. Türkistan Birliği Azerbaycan?a ihtiyaç duymadan kurulabilir, fakat Azerbaycan için diğer cumhuriyetlerin desteği hayati öneme sahiptir.

Orta Asya Cumhuriyetleri?nin bağımsızlık sonrası karşı karşıya kaldıkları sorunların çözülebilmesi için kendi aralarında birlik kurmaları tam olarak yeterli görünmemektedir. Yukarıda değindiğimiz çevre kirliliği gibi meselelerin yanı sıra yapılması gereken altyapı yatırımları için de ciddi dış kaynaklara ihtiyaç bulunmaktadır. Türk Cumhuriyetleri enerji kaynakları ve maden zengini olmalarına rağmen zenginliklerini işleyip para kazanabilmeleri için sermayeye ihtiyaç duymaktadırlar.Bu durum bir kısır döngü meydana getirmekte ve ülke ekonomileri bir türlü düzelmemektedir. Finans sağlayacak en azından aracı olacak ortaklara ihtiyaç duymaktadırlar.

Bölge dışı bir ortağa ihtiyaç duydukları bir başka alan da bilgi ve teknoloji transferidir. Komünist sistem boyunca rekabet, verim, piyasa,teşebbüs gibi kavramlara uzak kalmış olan bu ülkelerin mesleki eğitim ve iş tecrübesi yönünden desteklenmesi gerekmektedir.Teknoloji transferi hem doğrudan eğitim yoluyla hem de yabancı sermaye yatırımları yoluyla yapılmalıdır. Serbest piyasa ekonomisinin yerleşmesi için tecrübe eksiğini biran önce kapatmalıdırlar. Aksi takdirde uluslararası rekabette başarı sağlamaları mümkün olmayacaktır. Son 25 yılda Orta Asya ülkelerinin nüfusu ikiye katlanmıştır. Bugün nüfusun % 70'i otuz yaşının, % 40'ı on beş yaşının altındadır.Genç nüfus yetiştirildiği takdirde ülkelerine büyük bir dinamizm kazandıracaktır.

Bölge dışı ülkelerle işbirliğini zorunlu kılan diğer bir alanda ulaşımdır. Kara ülkesi olan Türk Cumhuriyetleri?nin hiçbirisinin açık denizlerle irtibatı bulunmamaktadır. Özellikle enerji nakil hatları başkalarının topraklarından geçmek zorundadır. Açık denizlere ulaştıracak ortaklar olmadığı takdirde ambargo krizleri yaşamaları mümkündür.

Henüz ciddi bir orduya sahip olmamaları toprak bütünlüklerini iç ve dış tehlikelere açık hale getirmektedir. Bu konuda birleşmeleri gereklidir, fakat yeterli değildir. Kısa vadede güvenliklerine yardım edecek, uzun vadede ise subay yetiştirmelerine ve sistem kurmalarını sağlayacak ortaklarla entegre olmalıdırlar.

Türkiye, Orta Asya Cumhuriyetleri?nin açıkladığımız ihtiyaçlarını karşılayacak, yeni bir sömürüye yol açmayacak, bu ülkelerin bağımsızlıklarına, uluslaşma ve tarihi kimliklerine yönelme süreçlerini engellemeyecek ve ayrıca çağdaş bir ülke olma yolunda ilerlemelerine katkı sağlayacak en uygun alternatif olarak görünmektedir. Türkiye, iyi bir strateji tespit ettiği takdirde, bu boşluğu doldurmaya ve Orta Asya ülkelerinin ihtiyaç duydukları bölge dışı ortak olmaya adaydır. Akılcı politikalarla Merkezi Asya Topluluğu?nu ilerde kendisinin de üye olacağı bir birliğe basmak haline getirebilir. Fakat önümüzdeki yıllarda Türkiye iyi politikalar uygulayamadığı takdirde bu teşkilat Türkiye?nin ikinci planda kalması hatta dışlanmasına da sebep olabilir.

Türk Birliğinin kurulabilmesini sadece Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinin şartları açısından incelemek mümkün değildir. Gittikçe önemi aratan Orta Asya bölgesi üzerinde menfaatleri ve bunlara bağlı hedefleri bulunan ülkeleri de hesaba katmak gerekmektedir.
KURACAĞIMIZ TÜRK BİRLİĞİ GİBİ KURULMUŞ VE KURULMAKTA OLAN DİĞER BİRLİKLER NASIL BİR YOL İZLİYORLAR?

Devletlerarası entegrasyon çeşitlerini derecelerine göre beş kısma ayırmak mümkündür: İlk adım olarak tercihli ticaret anlaşmaları yapıldığında, ülkeler, tek yanlı veya karşılıklı olarak belirli mallarda gümrük tarifesi indiriminde bulunurlar. İkinci safha olan, serbest ticaret bölgesi oluştuğunda ise, ülkeler, aralarındaki gümrük duvarlarını kaldırır, fakat birlik dışındaki ülkelere ulusal tarifelerini uygularlar. Bir sonraki aşama olan Ortak Pazar da ise, dış ticaretin yanı sıra, emek ve sermaye gibi tüm üretim faktörlerine serbest geçiş hakkı verilir. Gümrük birliğinde ise tüm bu gelişmelerin yanı sıra, üyeler, birlik dışı devletlere karşı ortak gümrük politikaları uygulamaya başlarlar. Ekonomik birlik döneminde ise, ülkeler, ekonomik ve mali politikalarında koordinasyon sağlar, hatta ortak para birimi kullanımına geçerler. Bu uygulamalar için ortak merkez bankası gibi ortak kurumlar gereklidir. Bu safhaların ardından da siyasi birlik aşaması gelmektedir. Bu aşamada, ülkeler, ortak dış politika ve savunma politikası uygulamaya ve bu konularda ülkeler üstü kurumlar oluşturmaya başlarlar.

Uluslararası alana bakıldığında, yukarıda sözü edilen entegrasyon türlerine dair örnekler -aşamalar ilerledikçe daha az sayıda olmak üzere- mevcuttur. Sözgelimi NAFTA serbest bölge aşamasına ulaşmış olup ileri safhaları hedeflemektedir. Daha ileri aşamalara bir örnek vermek gerekirse, ekonomik birlik oluşturmuş günümüzdeki tek örnek olarak AB hatırlanmalıdır. AB üyeleri savunma ve diş politika alanlarında merkezi politika uygulayarak -bağımsız devletler arasında fiilen tam anlamıyla denenmemiş bir entegrasyon aşaması olan-siyasi birliği sağlamayı hedeflemektedirler.

B.D.T
B.D.T.?nin kurulmasında, etnik homojenliğe ve yeterli sanayi altyapısına sahip olmayan Cumhuriyetlerin, Rusya'nın desteği olmadan ayakta duramayacaklarını düşünmeleri rol oynadı. Almatı?da, 1991?de toplanan konferansla kurulan B.D.T.?nin merkezi olarak Beyazrusya?nın başkenti Minsk seçildi. Gürcistan ve Baltık Cumhuriyetleri toplantıya katılmadılar. Azerbaycan parlamentosu anlaşmayı geçersiz sayarken, Moldova Parlamentosu da onaylamadı. Fakat, bu ülkelerde çıkan iç çatışmalar sonucunda iktidarların değişmesi ile 93 Eylülü?nde Azerbaycan, 93 Aralığında Gürcistan, 94 Nisan'ında da Moldova, birliğe katılmak zorunda kaldılar. Bu ?mecburi? bir ?gönüllülük?tü.

B.D.T.?de 93?den beri AB benzeri bir ekonomik entegrasyona geçilmesi tartışılsa da ciddi bir adım atılamamıştır. B.D.T?nin yaptırım gücü olan bir merkezi bulunmadığı için , alınan kararlar uygulanmamaktadır.
Kerimov da tam bağımsızlığa ilişkin endişelerinden dolayı B.D.T.?nin ülkeler üstü kurumlar oluşturmasına karşı çıkmaktadır.B.D.T.?nin AB gibi entegre olamayacağını söyleyerek iki örgüt arasındaki farkları şöyle sıralamaktadır:
1)AB?de tam egemenlik, gönüllü katılım ve karşılıklı haklara saygı prensipleri yerleşmiştir,
2)uzun bir süreç boyunca mesafe kat edilmiştir,
3)sağlam bir demokratik ve sosyal devlet yapısı teşekkül etmiş, pazar piyasası ve hukuk düzeni ile ilgili mekanizmalar kurulmuş, altyapı hazırlanmıştır,
4)sosyal şuur gelişmiştir,
5)birinin diğerine net üstünlüğü olmayan, eşit ve zengin ülkelerden oluşmaktadır,
6) şu anki haliyle B.D.T?.nin entegrasyonu, üye ülkeleri dünyadan kopuk, fakir ve düşük teknolojiye sahip bir duruma düşürebilir. Kerimov uluslar üstü kurulların ASEAN?da da bulunmadığına işaret etmektedir. O?na göre Özbekistan için en büyük tehlike eski imparatorluğun canlandırılması düşüncesidir.

Ocak 1997'de Aşkabat?ta olağanüstü bir zirve düzenleyerek bir araya gelen beş Orta Asya devletinin (Tacikistan dahil) lideri yaptıkları ortak açıklamayla B.D.T.'nin fonksiyonlarının sınırlandırılması gerektiğini bildirdiler. Topluluğun iyi çalışmadığı da bildiride vurgulanıyordu. Liderler, B.D.T.' nin siyasi ve askeri hareketlerden uzak tutulması gerektiğine dair fikir birliğine de vardılar. Toplantıda bir açıklama yapan Kerimov, B.D.T. bünyesinde ortak ordu kurulması ve genel kurmay başkanı atanmasına karşı olduklarını ve her ülkenin NATO ile istediği gibi irtibat kurabileceğini söyledi. Ayrıca gümrük birliği kurulmasına da topluluktaki büyük devletlerin menfaatine olacağı düşüncesiyle karşı çıkarak, şimdiye kadar B.D.T. toplantılarında alınan 1000'in üzerinde karara uyulmadığını hatırlattı.

S.S.C.B.?nin yeniden diriltilmesi ihtimalini tüm B.D.T. üyeleri (Rusya ve Beyazrusya hariç) bağımsızlıklarına karşı bir tehdit olarak algılamaktadırlar. Rusya diğer ülkelerin bağımsızlıklarına saygı göstermeyen bir tutum sergilemekle bu endişeyi güçlendirmekte ve B.D.T. ?yi zayıflatmaktadır. Zaten B.D.T., AB gibi entegrasyona giden bir birlik değil , bir imparatorluğun çözülmesinin ürünü olan bir teşkilattır. AB para birliğine giderken B.D.T. ülkelerinin ruble alanını bozmaları bunun somut örneklerindendir.

B.D.T. ülkelerinin üçüncü ülkelerle ticareti artmaktadır. Teşkilatı zayıflatan başka bir faktör de kendi içinde Merkezi Asya Topluluğu, Gümrük Birliği (Rusya, Beyazrusya, Kazakistan ve Kırgızistan ) gibi alt topluluklar halinde ve Rusya- Beyazrusya örneğinde görüldüğü gibi ikili düzeyde ilişkilerin geliştirilmesidir ki bu durum topluluk ilişkilerinin formaliteye dönüşmesini netice vermektedir.

BENZERLİK VE FARKLARIMIZ NELERDİR?
Türk Cumhuriyetleri?nin bir arada bulunduğu ECO ise henüz tercihli ticaret anlaşması safhasında olup, serbest pazar aşamasına yönelik belirli bir hedefe bile sahip bulunmamaktadır. Bu açıdan bakınca, Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arası entegrasyonun hakkında somut bir adımın atılmamış olduğu görülmektedir.

Moğollar ve ardından gelen Timur Devleti zamanında bir bütün olan Türkistan; 16 yy.da Buhara, Hive ve Hokand Hanlıkları tarafından paylaşılmıştır. Fakat Hanlıkların sınırları şu anki Cumhuriyetlerinkinden farklıdır. Zaten Hanlıklar Özbek,Kırgız vs. gibi milletler esas alınarak birbirlerinden ayrılmadıkları için şu anki milli devlet temelli ayrımlara tarihi bir zemin oluşturmamışlardır. Bu günkü sınırlar çizilirken de milliyet, kültür, dil,din ve ekonomik şartlardan çok Komünist Partisi Merkezi?nin amaçları göz önünde bulundurulmuştur. Bu amaçların temelini de Stalin diktatörlüğü ve Marksist prensipler için büyük tehlike olan Türkçü ve İslamcı hareketlerin önlenmesi ve bunun içinde Türk topluluklarının dil, kültür ve ekonomik bağımsızlık açısından farklı kısımlara parçalanması oluşturuyordu. Bu açılardan bakınca Orta Asya Cumhuriyetleri?nin birleşmesinin bölünmüş bir bütünün parçalarının tekrar bir araya toplanması demek olacağı ve bu yönüyle AB entegrasyonundan farklı olduğu anlaşılmaktadır.


A.B.'DEN FARKLARIMIZ
Türkistan?ın bütünlüğü sadece tarihi bağlarla da sınırlı değildir. Coğrafi olarak Orta Asya bir bütünlük arz etmektedir ve bölgedeki ülkeler arasında Avrupa Ülkeleri?nde olduğu kadar bile tabi sınırlar yoktur. Cumhuriyetler tabii sınırlarla değil, masa başında tespit edilen suni sınırlarla birbirlerinden ayrılmıştır.
Batı din, tarih hatta soy birliği olan bu ülkeler entegre olarak milli kültürlerinden taviz vermeyeceklerdir. Zira aralarındaki kültürel farklılık AB ülkeleri arasındaki farklılıklardan azdır ve genel olarak ortak bir kültüre sahip oldukları söylenebilir. İkinci olarak, birlik oluşturmaları hem eski Rus kültürüne hem de yeni tanıştıkları (özellikle de Amerikan) kültürüne karşı milli benliklerini muhafaza etmelerini sağlayacaktır.
TÜRK BİRLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
TÜRK DEVLETLERİ ARASINDAKİ İKİLİ ANLAŞMAZLIKLAR
LİDER ÇATIŞMASI
Türkistan Birliğini engelleyebilecek başka bir ihtimalde bazı ülkelerin ve liderlerin öne çıkma çabasının diğerlerinde reaksiyon meydana getirmesidir. Mesela İslam Kerimov?un ve Özbekistan?ın ön plana çıkma ihtimaline karşı Niyazov?un tepki gösterdiği ve Türkmenistan?ın Merkezi Asya Topluluğuna girmemesinde bunun rolü olduğunu iddia edenler bulunmaktadır.

DİL VE ALFABE FARKLILIKLARI
Dil ve alfabe farklılığı da Türk Birliği'nde önemli bir engeldir ve Türk Devletleri'nin anlaşmasında büyük fakat çözümü kolay bir problemdir.
1933 yılında Stalin'in iktidarı ile Türk Halkları kullandıkları Latin ve Arap alfabelerinden kendileri için özel olarak hazırlanmış Kril alfabesine geçirildiler.Hepsinin kullandığı alfabe kirildi ama bir harfin karşılığı olan ses, Azerbaycan kirilinde farklı, Özbek kirilinde farklı, Türkmen kirilinde farklı idi.Böylece Stalin Türk Halkları'nı ayrı devletlere bölüp parçaladı. Yazılı metinlerde anlaşmaları imkansız hale getirildi ve dolayısıyla Rusça bütün Sovyetler birliğinde resmi yazışma dili halini aldı. Şuan bir çok Türk Devleti tekrar Latin alfabeye geçtiler ve az çok yazı dili ile anlaşabiliyorlar.Fakat bizim kendi TÜRK ABAÇAMIZda var inşallah Türk Birliği kurulduğunda öğrenmesi ve uygulaması kolay olan kendi abaçamızı kullanacağız.

Türk grupları kendi arasında dil bakımından biraz zor anlaşabilmektedir. Lehçeler birbirinden farklılık arz eder. Ayrıca Türk Dünyası?nın konuştuğu Türk diline oldukça fazla sayıda yabancı kelime girmiştir. Türkiye Türkçesi?ne İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Sovyet Türk Ülkeleri dillerine Rusça, Doğu Türkistan diline Çince kelimeler sokulmuştur. Eğer bugün Türk Dünyası insanları birbirleriyle anlaşmakta güçlük çekiyorlarsa, geçmişte yaşanan bu dil yozlaşmasından kaynaklanmaktadır. Fakat bunlarda aşılmayacak engeller değildir. Ortak bir dil sözlüğünün çıkarılıp Türk Halkları2na sunulmasıyla bu sorunda zamanla giderilir.Bir çok Türk Cumhuriyeti'nde Türkiye Türkçesi kursları ve okullarda dersleri verilmektedir. Bu da çok sevindirici bir durumdur.
Çuvaş liderlerden Vyeçeslav Timofeyev'in çok güzel bir açıklaması var ''Bugün sizlerin bize hediyesi olan bir moda var. Herkes Türk okulunda İngilizce öğrenmeye koşuyor.Anlamıyorum bunu.Türk okulunda İngilizce nasıl öğretilir? Benim bildiğim İngiliz okulunda İngilizce, Fransız okulunda Fransızca , Rus okulunda Rusça öğretilir, Türk okulunda da Türkçe öğretilmelidir.Ama çok şeyler öğrendiğimiz sizler burada bize kötü örnek oluyorsunuz. Milletimizin ana dilini öğrenmesine mani oluyorsunuz ve hata yapıyorsunuz, böyle hatalar yapıldığı müddetçe Türk kimliğinde birleşmek çok zorlaşıyor.''

SINIR ANLAŞMAZLIKLARI
Eski Sovyetler Birliği içinde yer alan Türk Cumhuriyetleri'nin bugünkü sınırları, 1924 ve 1936 yıllarında yapılan düzenlemelerle Ruslar tarafından çizilmiştir. Ruslar, Orta Asya?da çizmiş olduğu sınırlarda merkezi hükümetin yani Moskova?nın menfaatini düşünmüş ve sürekli bağlılığı esas almıştır. Türk cumhuriyetlerindeki halkın önemli bir kısmı halen oba ve kır yaşantısını sürdürmektedir.Özellikle Kazakistan ve Kırgızistan'da bazı obaların kışla ve yaylaları ayrı cumhuriyetlerde olabilmektedir.

Hali hazırdaki suni sınırlar hiç bir ciddi temele dayanmamaktadır.Sınır düzenlemeleri Türkistan'daki Hanlıklar döneminin siyasi sınırlarından farklıdır,tarihi alt yapıya sahip değildir.Kazakçılık veya Kırgızcılık gibi Türkler arasında bölücülüğü körükleyen Alt-ulus temeline dahi dayanmayan bu uydurma sınırların çizilmesinden tek karlı çıkan Rusya olmuştur.

Bunun sonucu olarak 1986-1990 yılları arasında, Orta Asya Türk ülkelerinde çeşitli çatışmalar yaşanmıştır. Almatı?da Ruslarla Kazaklar, Duşanbe?de Özbeklerle Tacikler, Fergana?da Özbeklerle Ahıska Türkleri, Os?da Kırgızlarla Özbekler karşı karşıya gelmişlerdir. Bu karmaşıklığı Sovyet rejimi hazırlamıştır. Mesela Fergana vadisi, testere ile parçalara ayrılmış gibi bir bulmaca ve labirent şeklinde Özbek, Türkmen, Tacik ve Kırgız bölümlerine ayrılmıştır. Vadi içine yer alan sulama kanallarının bir kısmı bir ülkede, diğer kısmı başka ülkede bırakılmıştır. Tüm bunlar, gelecekte olabilecek bir bağımsızlığı imkansız kılmak ve merkezi hükümete bağlılığı sağlamak için yapılmıştır.
Sınırların çizilmesinde tarihi, coğrafi ve sosyal özellikler göz önünde tutulmadığı için sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar zaman zaman iç karışıklıklara yol açmaktadır. Sorunların çözümü de oldukça zordur. Çünkü etno-coğrafik karmaşıklık hakimdir. Bu karmaşıklık zaman zaman depreşmektedir. Örneğin 1990 yılında, Os ve çevresinde, Kırgızlarla Özbekler arasında çıkan çatışmalarda, çok sayıda Özbek ve Kırgız ölmüştür. Bunun sebebi olarak, Os ve çevresinin 1936'da Stalin tarafından bu bölgenin Kırgızistan?a verildiği gösterilmektedir. Buna benzer sürtüşmeler diğer Türk Cumhuriyetlerinde de, yaşanmaktadır. Eğer bu tür anlaşmazlıkların boyutları genişlerse, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında, sınır çatışmaları ve savaşlar çıkabilir. Böyle bir savaş da, sömürgeci ülkelerin ekmeğine yağ sürer. Savaşın kötü sonuçlarını, yine bölge halkı yaşar. Bu nedenle, bugün için, Türk Cumhuriyetleri?ndeki mevcut sınırlar korunmalıdır. Bundan sonra çıkabilecek sorunlar ise, oluşturulacak Türk Ülkeleri Üst Kurultayı?nda çözümlenmeye çalışılmalıdır.

ALT ULUS KAVRAMI

Sovyetler Birliği'nin yıkılma sürecine girdiği günlerde Türkellerinde özellikle aydınlar ve
milliyetçi halk tabakalarında anti-Rus eğilimler artmıştı.Bunların bir kısmı harekete geçerek yeni
şartlar altında Milliyetçi fikirleri siyaset gündemine getirirken bazı cumhuriyetlerde bu dönüşüm
gerçekleşmedi.

Sovyet aleyhtarı yığılışlar ve çalışmalar neticesinde eski sistemin birer elemanı olan yöneticiler dahi tepkisiz kalamayarak topraklarındaki Rus siyasal ve kültürel etkisini azaltmaya çalıştılar.

Hiç kuşkusuz bu icraatların bir kısmı hedefine ulaştı ve Ruslara karşı halkın duyduğu kin ve nefret
duyguları tatmin edildi.

Bu çalışmaları yürüten yöneticilerin büyük çoğunluğu Komünist sisteme ve Rusya'ya vaktiyle sadakat yemini etmiş kişiler olduklarından Rusların sahneye koyduğu son provakatif eyleme de alet olmaktan geri durmadılar.

Türk Cumhuriyetleri alt-ulus kavramı olarak karşımıza çıkan Kazaklık-Azerilik-Türkmenlik-Kırgızlık-Özbeklik gibi yapılara bölünmek suretiyle Türkistan'da siyasal ve fikri birliğin kurulması engellendi.Sovyetler yıkılma sürecine girdiği için o dönemde, insanların alt-ulus kavramı yoluyla dahi olsa Milli özlerine sahip çıkmaları sevindirici olmakla birlikte yıllar geçtikçe bir takım kontrolsüz ellerin devreye girmesiyle orta vadede alt-ulus kavramı Türk Birliği için bir tehlike oluşturmaktadır.

Azerbaycan'da ilk yıllarda Azerilik ile Konyalılık arasında içerik olarak fark yoktu.Ebülfeyz Elçibey'in
görevden alınması ve vefatının ardından,Haydar Aliyev'in idaresindeki Azerbaycan'da alt-ulusçuluk
fikri devlet desteğini de arkasına alarak palazlandı.Aliyev iktidarının ilk icraatı olan
"Azerbaycan'ın resmi dili Azerbaycancadır." ucubesi karşısında aydınlar ve Türkçü siyasetçiler tepkilerini göstermişlerdir.Aydınlar ve siyasetçilerin yanı sıra, halktan da herhangi bir karşılık bulamayan ulusçular Azerbaycan'da başarısızlığa uğramıştır.Milliyetçilerin Ulusçulara karşı gösterdiği bu başarının, Türkiye'deki Turancılar ile Anadolucular arasındaki entellektüel mücadelede bizlere yol göstermesi en büyük dileğimizdir.

Özbekistan'da ilk yıllarda aydınların Rus karşıtı eğilimlerle oluşturdukları Özbeklik fikri, faşist
Kerimov'un ellerinde Türklere yönelik öldürücü bir silah haline gelmiştir.Tüm devlet olanaklarını bu
fikri yaymak doğrultusunda etkili bir şekilde kullanmaktan çekinmeyen Islam Kerimov, ilkokullardan itibaren her seviyedeki eğitim kurumlarında "Özbeklerin aslında Türk soyundan olmadığı" tezini empoze ederek Türk Birliği'ni engellemeye çabalamaktadır."Özbekler Türk Değildir" fikri ile milli birliğimize saldıran,Özbek ulusçuluğunu tırmandırmak yoluyla da bölücülük yapan Kerimov rejiminin bir an önce saf dışı bırakılması gereklidir.

Kazakistan ve Kırgızistan'daki alt-ulus hareketleri anti-Rus bir tepkiden çok halkın kendilerini tanımlama ihtiyaçlarından ve -daha da çok- eski sistemin gönüllü elemanları yoluyla oluşmuştur.Kazakistan'daki kalabalık Rus nüfusun varlığı sebebiyle Türkiye'deki Anadolucu harekete benzer bir şekilde Kazakistanlılık ruhu oluşturulmaya çalışılmaktadır.Bu tez her ne kadar iyi niyetli de olsa Türkiye'de bizlerin karşılaştığı saçma sapan icraatlar ve söylemler hatırımıza geldiğinde(Homeros Babamız,Hitit Güneşimiz,Troya Savaşımız vs.) Kazakistan'daki Türklerin ileride "Tolstoy Babamız" saçmalıklarına muhatap olmaması için bu tür alt-ulus uygulamalarını dengeleyecek ölçüde Türkçü faaliyetlerin artırılarak sürmesi oldukça önemlidir.

Rusya,İran ve Çin egemenliği altında yaşama mücadelesi veren özerk veya birleşik Türk boylarının bağımsızlık mücadelelerinde doğrudan Milli kimliğimiz yerine alt-ulus kimliklerini ön plana çıkaran eylem ve söylemlerde olmaları çalışmalarında büyük kolaylıklar sağlayabilir.

Örnek olarak Güney Azerbaycan'da Çöhreganlı ve dava arkadaşları Azeri kimliği yerine Türk kimliğini söylemlerinde kullansalardı,MİT ajanı veya Türkiye adına casusluk gibi suçlamalarla İran rejimi tarafından dağıtılabilirdi.Azeri alt kimliği altında faaliyetleri sürdürmek yoluyla, BM tarafından
self-determinasyon hakkı isteyen halk hareketi muamelesi görmektedir.

Tataristan,Başkurtistan,Çuvaşistan,Altay, Tuva,Saha gibi özerk cumhuriyetlerde de Rus karşıtı
eğilimlerin artırılması yolu ile bağımsızlığın kazanılması sağlanmalıdır.

RAKİPLERİMİZ
Genel olarak

1994'ten sonraki dönemde Türkiye?nin bu ülkelerle ilişkileri kültür, eğitim ve özel sektör alanlarında gelişmeye devam ederken, politik alanda ayni başari gösterilemedi. Devletlerarası ilişkiler "gerileme"den çok "yavaşlama" olarak adlandırabileceğimiz bir hal aldı. Bu dönemde, Türkiye?nin -siyasi açıdan- bölge ile ilişkileri "mutlak" olarak artarken "nispî" olarak azalmaya başladı. Bu gerilemede Türkiye?nin rakiplerinin yoğunlaşması ve çoğalması etkili oldu. A.B.D. ilk yıllardaki uzak duruşunu değiştirerek Orta Asya'da aktif bir rol oynamaya başlarken, Rusya?da Atlantikçi politikasını terk ederek Avrasya?cı politikalar izlemeye başladı. Bu iki devletin yanı sıra İran, Çin,Pakistan, AB ( özellikle Almanya), Hindistan, Japonya ve G. Kore gibi ülkeler bölge üzerinde etkili olma çabası içine girdiler.

İRAN
Azerbaycan?da Elçibey'in açıkça ve sık sık ifade ettiği gibi "Büyük Azerbaycan?ı kurmaya yönelik fikirlerin güçlenmesi İran için çok büyük bir tehlikedir. İran, nüfusun %30?unu teşkil eden Azerilerin ayrılma istekleri karşısında çok zor duruma düşecektir. Bu durum iki ülke ilişkilerini menfi yönde etkilemektedir.

Iran, bölgedeki etkisini arttırmak için çeşitli birlikler kurmaya çalışmaktadır. Fars Dilli Ülkeler Birliği (Iran-Tacikistan-Afganistan) ile KEI?nin yansıması gibi görünen Hazar Denizi Ekonomik İşbirliği Örgütü (İran, Rusya, Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan) İran?ın bu çabanın göstergesi olan iki projedir. Son dönemde savaşa varabilecek ölçüde Afganistan?la ilişkilerinin bozulmuş olması ilk teşkilatın hayata geçirilme ihtimalini ortadan kaldırmıştır. İran?ın en etkili olduğu Orta Asya Cumhuriyeti olan Tacikistan'da ise iç savaşta 50.000 kişi ölmüş, 500.000 kişi evsiz-barksız kalmıştır Fars dilli iki ülke olan Tacikistan ve Afganistan?daki iç savaşlar İran?ın bu ülkelerde istikrarlı ve menfaat sağlayıcı bir etki oluşturmasına mani olmaktadır.

İran Orta Asya?da etkili olabilmek için rejim ihracından çok işlevsel ilişkilere önem vermiş görünmektedir. Bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmede en önemli kozu coğrafi yakınlığı ve buna bağlı olarak sunduğu denizlere inme ve enerji nakil imkanlarıdır. Sözgelimi Türkmenistan?a doğalgaz naklinde ortaklık teklif etmektedir , fakat bu konuda henüz ABD engelini aşabilmiş değildir. Bir başka avantajı da petrol gelirlerinden elde ettiği finansal kaynaklardır.

İran rejiminin Orta Asya'da yayılmasına ve bu ülkelerle entegre olmasına engel olan faktörleri ise altı maddede özetlemek mümkündür: Öncelikle, Tacikistan dahil bölge halkı sünnidir. Şiiliğe en yakın olan Azerbaycan?da ise dini duygular Tacikistan ve Özbekistan'la mukayese edilemeyecek kadar zayıftır. İkinci olarak, bu ülkeler yıllarca İslam kültüründen uzak yaşatılmış, aydınları Slav kültürü ve Marksist eğitimle yetiştirilmiştir, bölgede cami gibi temel dini müesseseler bile son yedi-sekiz yılda çoğalmaya başlayabilmiştir ve İran?daki gibi bir molla sınıfı bulunmamaktadır. Üçüncü bir faktör olarak, Tacikistan ve Afganistan'da yaşananlar çok kötü bir imaj oluşturmuştur. Dördüncüsü bu ülkelerde milliyetçi duygular güçlüdür ve Farisi bir tesire kapalıdır. Beşincisi, Türk tasavvuf geleneği Orta Asya kaynaklıdır ve tarikatlar etkilerini hala sürdürmektedirler ki İslami anlayışları İran'a zıttır. Başka bir faktörde, bu ülkelerin Batı yardımına muhtaç olmaları ve fundamentalizm yüzünden bu yardımı kaçırma endişesi taşımalarıdır. Zaten dünyadan kopuk bir ülke olan İran?ın Türk Cumhuriyetlerinin dünyaya açılmaları ve çağdaş bir toplum olmalarına katkıda bulunması mümkün değildir.

İran?ın bu ülkelerle tarihi bağları dezavantaj oluşturmaktadır. Mevcut rejimin ve Fars Kültürünün bölge ülkelerince benimsenmesi çok zordur. Azerbaycan'a karşı Ermenileri desteklemesi, Hazar Tartışmasında Rusya safında yer alması da artık Türk Cumhuriyetleri ile ittifak kurmaktan bile ümidi kestiğini göstermektedir.

Türkiye gerek rejim uyuşmazlığı gerekse A.B.D.?nin baskısı sonucunda İran ile ilişkilerini belirli bir düzeyin üzerine çıkartmamaktadır. Mesela, Türkmenistan?dan gelecek doğalgaz boru hattını bu ülkeden geçeceği için reddetmektedir. İran da Türkiye?yi kendisine rakip olarak görmektedir.

İran bir Türk Birliği tarafından kuşatılma ihtimaline karşı bu oluşumu engellemek için elinden geleni yapacaktır. Zaten tarihi açıdan da Osmanlı ile Orta Asya Hanlıkları'nın ilişkilerinin gelişmemesinde İran büyük rol oynamıştır. Fakat günümüzde gelişen teknolojinin ulaşım ve haberleşme alanında sağladığı imkanlar İran?ın coğrafi kozunu zayıflatmaktadır. İran'ın bundan sonraki politikası kısa vadeli menfaatler elde etme ve Türkiye'yi önleme şeklinde özetlenebilir. Bu konuda da Yunanistan ve Ermenistan?la işbirliği yapmakta sakınca görmemektedir.

RUSYA

Rusya devleti tarih sahnesi çıktığı ilk günlerden itibaren iki konuda asla taviz vermemiş ve adeta bir milli dava haline getirmiştir.Bu konulardan birincisi sıcak denizlere ulaşmak için başlattıkları Türk Boğazlarındaki egemenlik kavgasıdır.
Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin birleşmesiyle birinci basamağını çıkacağımız Türk Birliği,bu hali ile gerçekleştiğinde dev bir kara devleti olacak ve denizlere tek çıkış yeri Türkiye ve boğazlar üzerinden olacaktır.Rusya bu sebeple Türk Birliği'nin gerçekleşmesini istememektedir.

Rusya Devleti'nin ikinci milli davası ise Türkistan havzasının Rusya'nın hammadde deposu ve ürettiği mallar için pazar olduğu fikridir.Rusya; hammadde deposu ve sahip olduğu en önemli pazar olarak gördüğü Türk topraklarına hiç bir dış gücün ve özellikle de Türkiye'nin müdahale etmesini istememektedir.

Sovyetler Birliği'nin yıkılmış olmasına rağmen Rusya, 400 yıllık mefkuresi olan bu, sıcak denizlere iniş ve Türkistan'ı sömürme davasından vazgeçmemeye kararlıdır.

Bunların dışında gerçekleşecek Türk Birliği, Rusya için askeri açıdan Çin'den sonra yeni bir Güneydoğu Cephesinin açılması manasına gelmektedir.Ayrıca özerklik vererek elinden çıkmasını engellemeye çabaladığı bazı Türk cumhuriyetlerinin,Türk Birliği'nin kurulmasından sonra önce bağımsızlık mücadelesi vereceği ve sonra da Türk Birliği'ne dahil olacağı kuvvetle muhtemeldir.

Bunları hesaba katan Rusya'nın,Türk-Turan Birliği'ni engellemek için her türlü yolu meşru sayacağı muhakkaktır.Türk Birliği'ni engellemek için; katliam,anarşi,siyasi suikastlar,siyasi ve askeri gözdağı vermek gibi yöntemler Rusya'nın kullanabileceği başlıca araçlardır.

Türk Cumhuriyetlerindeki petrol ve doğalgaz rezervlerinin, 80?li yıllarda hesaplanan miktardan fazla olduğunun anlaşılması da Rusya?nın bu bölgeye yönelmesini hızlandırdı. Özellikle 1993den beri Rus devlet adamları, eski S.S.C.B. cumhuriyetlerini tam bağımsız bir devlet olarak değil de, kendi hegemonyaları hatta vesayetleri altında olan ülkeler şeklinde algılama meylindedirler. Uluslararası örgütlerden bu cumhuriyetlerde barışı koruma(!) operasyonlarında tek taraflı yetki istemeleri, Hazar'ın paylaşımı, petrol ihaleleri gibi mevzularda takındıkları tavır, bu ülkelerin bağımsızlığına saygısızlık şeklinde tezahür etmektedir. Bu durum Türk Cumhuriyetlerinde reaksiyona sebebiyet verebilir.
Rusya'nın Kazakistan ve Kırgızistan'daki Rus azınlığı koruma adına yaptığı çifte pasaport uygulaması ve Rusça'nın resmi dil olması gibi teklifler ülkeler tarafından Rus baskısına bir araç olarak görülmekte ve bağımsızlığa aykırı bulunmaktadır.Almanya?nın siyasi ve iktisadi gücüne rağmen nüfusunun %2 sini oluşturan Türklere çifte pasaport vermemesi düşünülürse, Rus nüfusunun %40 oranında olduğu Kazakistan, %25 oranında olduğu Kırgızistan ve %8 oranında olduğu Özbekistan?ın böyle bir hak vererek Rus vatandaşı bir kitle ile karşı karşıya gelmeyi göze almalarının oluşturacağı tehlike anlaşılacaktır.

Kazakistan bu duruma karşı hassas bir politika izlemekte ve Rusya ile iyi ilişkilerde bulunmaya gayret göstermektedir. Başkentin ülkenin güney ucundaki Almatı'dan Kuzeydeki Akmola'ya taşınmasının temel sebebi de Solijeltzin gibi Rus milliyetçilerinin Kuzey Kazakistan'ı Rusya'ya katma düşüncelerine engel olmaktır. Şehirlerdeki Rus azınlığın devlet topraklarını ve müesseselerini ele geçirme ihtimali bulunduğundan dolayı özelleştirme çalışmaları ertelenmektedir. Parlamento da Kazakça?nın tek resmi dil olmasını şart koşan kanunun değiştirilmesini reddetmiştir.

Kırgızistan?da ise Kırgızca?nın resmi dil olması 2005 yılına ertelenmiştir. Kazakistan ve Kırgızistan'da gerek Rus göçleri gerekse yerli halkın hızla çoğalması sonucunda Türk nüfus yoğunluğu artmaktadır. Rusların Orta Asya'dan göç etmeleri 1990'dan önce başlamıştır.Milli ve İslami değerlerin yükselmesi sonucunda Rus azınlığın ?yabancılaşması? da bu göçü hızlandırmıştır. Paul Kennnedy eski Sovyet sınırları içindeki Rus nüfusunun 1990'da (1917den beri ilk defa) %50'nin altına düştüğünü, 2000 yılında bu oranın %46.4'e ineceğinin tahmin edildiğini yazmakta ve bunu "sömürgeleşmiş milletlerin özelliklede Müslüman cumhuriyetlerin demografik intikamı" olarak kabul etmektedir.

Rusya, petrol boru hatları konusunda aktif bir politika izlemeye başlamış, hatta kendisinden habersiz imzalanan ihaleleri iptal tehdidinde bulunmuştur. 28 Nisan 1994'de İngiltere'ye gönderdiği ültimatom niteliğindeki mektupla, Azerbaycan?daki petrol ihalelerini kastederek Hazar'a kıyısı bulunan ülkelerin buradaki doğal kaynaklarda ortak hakları bulunduğu ve Rusya'nın onayı alınmadan yapılacak anlaşmaların meşru olmayacağını belirtmiştir. Hazar'ın paylaşılmasında da sorun çıkararak bölgedeki ağırlığını hissettirmeye çalışmıştır. Bu metotlarda belirli oranda muvaffak olmuştur. Mesela Azerbaycan?daki büyük petrol konsorsiyumuna Rusya? nın devlet kuruluşu Lukoil para harcamadan ortak olmuştur. Rusya Kazakistan'a karşı daha da ileri giderek bu ülke kara sularında petrol arama ihalesi açmış, Kazakistan'ın gönderdiği nota üzerine bu faaliyeti ertelemiştir.

Rusya doğrudan veya dolaylı, askeri veya siyasi yollarla; bir ülkeyi diğerine (Ermenistan-Azerbaycan), bir lideri diğerine (Şevardnadze-Gamsahurdiya), bir azınlığı devletine (Abazalar-Gürcistan), bir politik grubu diğerine (Tacikistan içindeki gruplar) destekleyerek menfaatlerine göre Cumhuriyetleri ve içlerindeki güç dengelerini manipüle etmekte ve kendisine ters düşenleri cezalandırmaktadır. Güvenlik açısından da ?yeniden düzenlenmiş bir Brejnev doktrini yürürlüktedir: Moskova eski Sovyet Ülkeleri?ni kendi güvenlik sınırları içinde görmektedir.? Fakat, Rusya bölgede yeniden tek söz sahibi olma konusunda büyük bir engelle karşı karşıyadır: A.BD.

Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını herhangi bir çatışma olmaksızın kazanmış olmaları bu ülkelerle ilişkileri arttırmak için Rusya açısından bir avantajdır.Diğer avantajları da şöyle sıralanabilir: : Çin tehlikesi ve diğer tehditlere karşı istikrarı sağlayabilecek olan askeri gücü, B.D.T. ülkelerinin Rusya?ya ekonomik bağımlılıkları, Cumhuriyetlerde Rusça?nın biliniyor olması ve gerek nüfus oranı, gerekse eğitim düzeyi açısından etkili olan Rus azınlığı.

Çarlık ve komünizm dönemlerinde Rusça?nın ve Rus kültürünün etkisi olmuştur. Fakat komünizmden dönüşle beraber Rusya?da bile bir kimlik kargaşası yaşanırken Türk Cumhuriyetlerinin böyle bir kültüre bağlı kalacaklarını düşünmek mümkün değildir. İkincisi, Rus kültürü baskı ve zor kullanılarak benimsetilmeye çalışıldığından, günümüzde reaksiyoner bir dışlamaya uğrama ihtimali vardır. Üçüncüsü, 21. Yüzyıl?a girerken dünyada yerel değerlerin, Türk Cumhuriyetleri?nde de İslami ve milli değerlerin güç kazandığı bir dönemde Rus kültürünün eskisi gibi bir tesiri olması oldukça zordur. Son olarak da, Rusça (Orta Asya?da yaygın olarak biliyor olmasına rağmen) İngilizce ve Fransızca gibi evrensel bir dil olmadığı gibi, Rus kültürü de medeni dünyayı simgelememektedir. Kültürel zenginliğine rağmen Rusça uluslararası dil olarak İngilizce kadar yeterli olmadığı için gittikçe popülaritesini yitirmektedir.Bu yüzden Moğolistan?da dahi uluslararası dil olarak Rusça yerine İngilizce kullanılmaya başlamıştır.

Rusya, kendi ekonomik problemlerini çözemediğinden diğer B.D.T. ülkelerine yardım etmemekte, hatta bu ülkelerin doğal kaynaklarını ucuza kullanmak gibi Sovyet alışkanlıklarını sürdürmek istemektedir Fakat, bu durum kısa vadede menfaat sağlasa da uzun vadede etki kaybına yol açmaktadır. Rusya?nın bölge üzerindeki ekonomik tesiri giderek azalmaktadır. Aralık 1996 itibariyle Cumhuriyetlerdeki Batılı ve Rus ortak yatırım ve işletmelerinin oranı da bunu göstermektedir: Ukrayna: 2650/ 1290; Kırgızistan: 514/ 13; Özbekistan: 2200/ 100.

Rusya?nın kendi içindeki azınlık problemi de hala sürmektedir. Federasyon sınırları içinde 15 milyon civarında Müslüman yaşamaktadır. Çeçenistan'da oluğu gibi kuvvet kullanmaya devam ettiği müddetçe gerek sınırları içindeki Müslümanlarla gerekse Türk Cumhuriyetleri ile iyi ilişkiler kurması mümkün olmayacaktır.

Yukarıda izah ettiğimiz gibi Rusya ile Türk Cumhuriyetleri?nin ilişkileri bir çok problemlerle doludur. Bu ülkenin eski Cumhuriyetleri ile entegrasyon için en etkili aracı olan B.D.T de gelecek vaat etmemektedir. Rusya?nın, barışçı yolarla entegrasyonun mümkün olmadığı ortaya çıktığı takdirde silah kullanarak bu cumhuriyetleri yeniden tesir sahasına sokması ve hegemonya, vesayet, dominyon veya imparatorluk rejimleri altında bir ilişkiye girmesi de mümkün değildir. Bağımsızlığı uluslararası alanda tanınmamış olan Çeçenistan karşısında yüzyılın en onur kırıcı hezimetine uğramış olan Rusya'nın , böyle bir şeye gücü yetmeyecektir. ?Rus halkı- Afgan Savaşı?ndan aldığı dersle- çocuklarını ?yakın çevre?deki ülkelere ölüme göndermeye razı olmayacaktır. ?Üstelik, A.B.D.'nin de buna izin vermeyeceği 1997?den beri yana izlediği politikalardan anlaşılmaktadır.

Rusya Türkçü ve İslamcı akımların güçlenmesine hem Rus diasporasının yaşadığı şartların zorlaşması hem de kendi içindeki Müslüman azınlıkların bağımsızlık isteklerinin artması ihtimallerinden dolayı karşı çıkmakta, bu yüzden Türkiye?nin de bölgede güçlenmesini istememektedir.Rusya?nın hedefi Türkiye ve İran?ın etkisini azaltmaktır.Rusya boru hatlarının güzergahı ve Hazar?ın statüsü gibi konularda menfaatine uygun sonuçlar elde ederek önümüzdeki yüzyılda dünya enerjisinde söz sahibi ülke olmayı hedeflemektedir. Bu konuda da Türkiye en büyük rakibidir.

Rusya, Ermeni-Azeri Savaşı?nda müdahale ettiği takdirde III. Dünya Savaşı?nın çıkacağını söyleyerek Türkiye?yi tehdit etmiş, Çeçenler?e destek olduğu bahanesi ile PKK?ya destek çıkmış ve boru hatlarının Türkiye?den geçmesini engellemeye çalışmıştır.

Geçmişte Türkistan?ın bütünlüğünü bir tehlike görerek parçalayan Rusya Türkiye?nin içinde bulunduğu bir Türk Birliği?ni asla kabullenmeyecektir.

ÇİN
Rusya dışında en ciddi tehdit kaynağı, sürekli büyüyen bir ekonomiye ve dev bir nüfusa sahip olan, bu yüzdende enerji, maden ve toprağa ihtiyac duyan Çin?dir. Orta Asya'nın petrol ve doğalgaz rezervleri ile nüfus yoğunluğu az olan (Fergana Vadisi hariç) toprakları Çin için büyük öneme sahiptir. Türk Cumhuriyetleri için Çin, Rusya'yı dengeleyebilecek bir aktör olarak görülebilir. Fakat bir başka açıdan da Rusya Çin?i dengeleyecek bir güçtür.

Çin Doğu Türkistan?da uyguladığı asimilasyon politikasını bölgede zengin petrol kaynaklarının bulunması ile daha da arttırmıştır. Türk Cumhuriyetleri bu ülke ile ilişkilerini bozmamak için Doğu Türkistan?daki politikalarına karışmamaktadırlar. Fakat Çin için sıcaklığını koruyan bir iç sorun olan D. Türkistan meselesinin, Çin ile Orta Asya cumhuriyetlerinin gelecekteki ilişkilerini zora sokma ihtimali yüksektir. Bir başka problem de -tarihi kökenlere de sahip bulunan-Çinli göçmen akını korkusudur ki Türk Cumhuriyetleri vize uygulamaları ile bu meseleyi çözmeye çalışmaktadırlar.

Rusya?nın nükleer şemsiyesi Çin?e karşı her konuda ve her zaman caydırıcı bir unsur olmayabilir. Bu yüzdendir ki Nazarbayev ülkesinin nükleer güçten arındırılmasını , Çin?in Kazakistan üzerindeki her türlü istekten vazgeçtiğine dair güvence vermesinden sonra kabullenmiştir. Çin tehdidi de Orta Asya Cumhuriyetlerinin güç birliği yapmalarını gerektiren bir faktördür.

TURANDAKİ AZINLIKLAR MESELESİ

Ruslar, Ukrainler, Çerkezler, Osiyetler, Almanlar, Çinliler
Kırım Muhtar Cumhuriyeti?nde 2.600.000 insan yaşıyor.
Etnik dağılım şöyle: Ruslar: % 67, Ukraynalılar: % 22, Kırım Türkleri: % 10 orana sahip. Yarımadada 30.000 Yahudi, 5.000 Ermeni, 2.500 Alman, 1.500 Bulgar, 800 Karaim (Musevi dinine mensup Türk) ve 500 Kırımçak (İsrail Yahudi?si) yaşiyor.
Azerbaycan %5.5 Rus , %5.5 Ermeni ,Yahudi %0.4 , Ukrayna %0.4, Gürcü %0.2 ( 1993- 7.500.000)
Kırgızistan : %24 Rus, %5 Ukraynalı ( 1993 - 4.500.000'dir)
Türkmenistan: :% 8 Rus (1993 - 4.254.000)
Kazakistan: % 34 Rus, % 6 Ukraynalı, % 4 Alman, (17.000.000)
Özbekistan: Rus: %10, Tacik: %3.9 (21.750.000)
Tuva: % 32'si Ruslar'dan, % 3.7'si

ESİR TÜRK ELLERİ
AFGANISTAN'DA TÜRK HALKLARI

Türkistan?ın güney kısmı, Afganistan sınırları içinde kalmaktadır. Bu sebeple Afganistan'ın kuzeyi kadim Türk yurdu Uluğ Türkistan'ın tabii bir devamıdır. Ayrıca bu ülke tarih boyunca Türklerin hareket sahası içinde kalmış ve tarihin belli dönemlerinde Türk hakimiyetine girmiştir. Bunun için de Türk kültürünün derin izlerini taşımaktadır. Bugünkü Afganistan'da yakın ve uzak geçmişin tarihi olaylarının bir mirası olarak büyük çoğunluğu Afganistan?ın kuzeyinde, yani Güney Türkistan'da Özbek, Kazak, Karakalpak, Kırgız, Türkmen ve Hazaralar yaşamaktadır.

Afganistan?da Türk varlığı M.S. 50?li yıllarda İskitlerle başlar, daha
sonra bölgeye hakim olan Akhunlar, Halaç Türkleri olarak bölgede yaşamaya
devam etmişlerdir.10?ncu asrın sonlarında Gazneliler, 1041 den sonra
Selçuklular, 12. asır sonları Harzemşahlar sonra Timurlular Nadir Şah
(Afsar) nihayetinde Emanullah Han ve ardından 1979?daki sıcak denizlere
Türkiye üzerinden inemeyeceklerini anlayan Sovyetlerin Afganistan?i işgali
sonra karmaşa dönemi, Amerikan isgali ve bildiğimiz durumlar?

Afganistan?ın yüzölçümü 654.000 km2dir. Nüfusu hakkında sayım
yapılamadığından tam bir bilgi yoktur, rakamlar tahminlere dayanır. Tahmini
22.000.000 milyon olan Afganistan nüfusunun %30 - %40 kadarını Türkler
oluşturmaktadır.Yine tahmini rakamlarla Afganistan Türklerinin nüfusu
1.500.000 ile 8.000.000 arasındadır. Uzun yıllardan sonra Afganistan
Türkleri General Raşit Dostum önderliğinde tam olamasa da bir araya gelmeye başlamıştır.

Afganistan, Çağatay Edebiyatı'nın ilk eserlerine merkezlik etmiştir. Nevayi ve Hüseyin Baykara Herat'ta doğup büyümüş ve Çağatay Edebiyatı'nın temelini bugünkü Afganistan topraklarında atmışlardır.

Afganistan'da yaşayan Türkler arasında önemli bir yere sahip olan Özbek Türkleri, özellikle son yıllarda çok ihmal edilmelerine rağmen, Kabil'de basılmış Ülkem Bahari (1980), Baburga Armağan (1983), Sulak (1985) adlı şiir koleksiyonlarında 35 Özbek şairinin eseri yayınlanmıştır. Bunlardan Abul Hayr Hayri, Nazar Muhammed Neva, Niyazi Belhi, Erges Uçkun tanınmış isimlerdir. Erges Uçkun 1957 yılında Türkiye'ye sığınmış, 1974'te ise Amerika'ya göçmüştür.

Afganistan'da yaşayan Türkmenler, anadilleri ile eğitim görmekten mahrum kalmalarına rağmen Mahtimguli'nin eserlerini örnek alarak şiirler yazmışlardır. Bu şiirler koleksiyonlar halinde yayınlanmıştır.

PAKİSTAN'DA YAŞAYAN TÜRKLER
Değinilmesi gereken bir diğer konu da Afganistan?ı savaşlar neticesi terk etmek zorunda kalan Türklerin kendilerini tek kabul eden ülke olanPakistan?a sığınmasıdır. Halihazırda Pakistan?da 1.500.000?u aşkın Türk yaşamaktadır, Pakistan?ın büyük şehirleri olan Kemalpur, Lahor, Haripor,Pesaver, Kuveyte ve Karaçi?nin nüfuslarının büyük çoğunlugunu Türkler oluşturmaktadır. Bu şehirler dışında Türklerin bir diğer yerleşim alanları
ise mülteci kamplarıdır. Pakistan?daki soydaşlarımızın en büyük sorunu ise
eğitimdir. Pakistan vatandaşı değil de mülteci olduklarından liseyi
bitirenlerin sayısı 100 kişiyi geçmemektedir. Türk nüfusun 1.500.000 olduğu
düşünüldüğünde ise bu bir trajedidir. Soydaşlarımızın tek geçim kaynağı ise
günler ve geceler boyunca dokudukları paha biçilmez halılardır, bunları da
yine ?vatandaş? olmadıkları için ?Pakistanlılar? aracılığıyla ancak
satabilmektedirler ve bu emeklerin karşılığı parayı kimin kazandığı ise
fazla düşünülmeden bulunabilecektir.


DOĞU TÜRKİSTAN
Doğu Türkistan'ın bu tarihi ve coğrafi adı 1877 yılındaki Çin-Mançu istilasından sonra 1884'de Yeni Toprak anlamına gelen Şincang olarak değiştirilmiş ve 1949'da vuku bulan Komünist Çin işgalinden sonra 1 Ekim 1955 tarihinde Şincang Uygur Özerk Bölgesi adıyla bugünkü statüsü kazandırılmıştır.
Doğu Türkistan Batı Türkistan'ı oluşturan Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile Afganistan, Keşmir ve Tibet'ten dünyanın en yüksek ve geniş dağları ile yüzlerce kilometrelik doğal engellerle ayrılmaktadır. Doğu'da Çin ile Moğolistan arasında 500km.lik ıssız bir çöl vardır. Yani hiçbir bitişik komşusu olmayan bir Orta Asya ülkesidir.
2.000.000 Km2 yüzölçüme sahip Doğu Türkistan Türkiye?nin 2,5,Almanya?nın ise 4 katıdır.Nüfusu 30.000.000 ?dur.Nüfusun büyük çoğunluğunuUygur ve Kazak boylarımız oluşturur. Çin işgalindeki Doğu Türkistan yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. 118 tür maden çıkarılmaktadır
ve bu madenlerin en değerli olan 30?u Çin?e taşınmaktadır.
Altın,elmas,gümüş,doğal gaz, petrol, kömür, jeotermal ısı başta gelenkaynaklarıdır. Tüm Çin?deki kömür yataklarının 1/3?i DoğuTürkistan?dadır.Bu kadar zenginliğe karşı Çinlilerin Sincan özerk bölgesi Çin?in en fakir bölgelerinden biridir. Nükleer denemeler, katliamlar -Kadir Gecesi gibi-, soydaşlarımıza terörist yaftası yapıştırılması yine üzerinde önemle durulması gereken konulardır.


İRAN'DAKİ GÜNEY AZAERBAYCAN VE TÜRKMENLER

Settar Han önderliğinde Tebriz merkez olmak üzere Azeri Türkleri 1906 yılında İstiklal mücadelesini başlatmış fakat İran'ı iki bölgeye ayıran 1907 Rus-İngiliz Anlaşmasının imzalanmasından sonra özellikle Ruslar bu harekatın Kuzey Azerbaycan'a sıçramasından korktuğu için İngiliz ve İran hükümetleriyle işbirliği yaparak bu harekatın bastırılmasını sağlamışlardır.
1920 ve 22'lerde istiklal için tekrar başkaldırmışlar ise de hareketleri yine kanlı bir şekilde bastırılmıştır.1930'larda İran'daki Rus- İngiliz rekabeti devam etmiş özellikle İran'daki petrollerden pay koparma mücadelesi ile İran'da İngilizlerle giriştikleri sömürü yarışında politik ve kültürel sahada eşitlik için mücadele eden Azeri Türkleri'ni kullanmak istemiş ve mücadeleye politik yönden destek vermiştir. Azeri Türkleri'nin istekleri Türkçe eğitim veren okulların açılması ve Azerbaycan'a otonomi tanınması idi. İran isteklerini reddedince Azeri Türkleri haklarını silahla almayı başarmış ve İran'a bağlı Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuştur. Fakat aralarına sızan Sovyet ajanları büyük gayretlerle kurdukları Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti'ni bir nevi Sovyet nüfuz bölgesi haline getirmiştir.
İran'daki Rus-İngiliz müttefik kuvvetlerinin çekilmesine dair Birleşik Milletlerde karar alınca İran petrollerinden istediği hisseyi koparan anlaşmayı İran hükümetiyle yapan Ruslar çekildiler. İran'da Azerbaycan'ı tekrar işgal etti.
Bugün insan Hakları Evrensel Beyannamesine imzasını atan İran hükümetleri görülmemiş bir şövanist politika takip ederek Azeri Türkleri'nin okullarda Farsça ile birlikte Türkçe öğrenmelerini, Türk ve Türkçe isimlerinin dahi kullanılmasını yasak etmiştir. Üstelik bugün İran' Azerilerin Türk olmadıklarını İraniyan soyundan gelen bir halk olduklarını okullarda okutarak 20 milyon Azeri Türk'ünü İranlaştırma politikası takip etmektedir.
İran Hükümetleri ayrıca sayıları 3 milyonu aşan Türkmen boylarından olan Afşarlar, Kaçarlar, Göklenler, Yamudlar ve Kaşgaylar ile daha pek çok Türk boyları üzerinde de aynı baskıları uygulamaktadır.

DAĞLIK ALTAY ÜLKESİ

Sibirya?nın Altay-Sayan dağları bölgesinde Ob , Abakan-Yenisey civarinda Altay Türkleri'nin yaşadığı Altay ülkesi (Altayskiy kray) bulunur. Güney-güneybatıda Kazakistan, kuzeyde Krasnoyarsk Ülkesi ,güneydoguda Tuva Cumhuriyeti ,Çin ve Mogolistan yer alir.
Altay ülkesinin merkezi Barnaul'dur. Altay ülkesi dogrudan Moskovaya baglidir. Idari bakımdan 8'i şehir, 10'u kasaba olmak üzere toplam 75 bölgedir.

BASKIRDİSTAN ÖZERK CUMHURİYETİ

Rusya Federasyonu'na bağlı Özerk Cumhuriyettir. 11 Ekim 1991 tarihinde özerkliğine kavuşmuştur.Yüzölçümü :143.600km2 .
Baskenti : Ufa
Baskır Özerk Cumhuriyeti Güney Urallardan batıya doğru Belaya ve Kama nehirlerine kadar uzanır. 1552'de Kazan Hanlığının yıkılmasından sonra her iki Türk boyu (Tatar-Baskir) Ruslara karşı birlikte ayaklanmış ancak, XVIII yy'in sonlarında Rus egemenliğine girmek zorunda kalmışlardır. Başkırlar her zaman Tatarlarla iç içe yasamışlardır. Baskırtça daha çok konuşma dilinde kullanılmıştır. 1926'da ise ilk Baskırtça kitap yayınlanmıştır. Etnik yapı olarak Tatarlara yakındırlar. İlk kez 1919'da S.S.C.B. içinde Baskırt SSC kurulmuştur. Tarihi kaynaklara göre Tatar-Baskır ilişkileri tahmini bin yil önceden başlamıştır.Başkırların dili Tatarcaya yakın olup Türk dilinin Kıpçak Bulgar alt grubunu oluşturur. Baskırlarin % 68'i Özerk Baskırdistan'da yaşamakta olup, geriye kalan % 32 si Ural bölgesindedir. Baskırlar daha çok kentsel yörelerde değil kırsal bölgelerde yerleşiktirler. Baskırdistan'ın dışında, Baskırlar, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kirgizistan, Ukrayna ve Rusya Federasyonu'nun diger bölgelerinde yaşamaktadırlar. Ülke Asya ile Avrupa'nin birleştiği bölgedir.Ekonomik yapısı tarıma, hayvancılığa ve sanayiye dayalıdır.. Rafinerler ve petrokimya fabrikaları ana ekonomiyi sağlar. Eğitim Rus ve Baskır dillerinde yapılmaktadır.

ÇUVAŞİSTAN ÖZERK CUMHURİYETİ

Yüzölçümü : 18.300km2
Başkenti : Caboskar
Çuvaşlarin, X-XVI. yy'larda eski Türk boylarının (İdil Bulgar'nın) karışmasından meydana geldikleri yazılmıştır.
Çuvaşların % 15 Başkır ve Tatar bölgesindedir.
Çuvaşların yaşadığı bölge 16. yy da Rusların eline geçmiş, bölgede 1920 de özerk yönetim birimi oluşmuş, Nisan 1925 te de özerk Cumhuriyet haline gelmiştir. SSCB dagilmasindan sonrada (1991) Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti adini almıştır.
Dinleri Hıristiyan ortodokstur.
Eğitim ilk olarak 1872'de Çuvaş alfabesi yapılmıştır. Çuvaşlarda eğitim düzeyi diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi yüksektir. Eğitim Çuvaş ve Rus diliyle yapılmaktadır. Ancak halkın % 77'si Çuvaş dilini kullanmaktadır.

HAKASYA ÖZERK CUMHURIYETI

Hakaslar Türk boyu olup Güney Doğu Sibirya da yaşamaktadır. Hakaslar 18. yy. da Sovyetler Birliğine katılırmış, 1930 da Özerk bölge statüsüne kavuşmuşlardır. Hakaslar Budist, ortodoks, Hıristiyan ve Müslüman inancına sahiptirler.
Hakaslar?ın iki bin yılı aşan tarihleri onların bir Kırgız grubu olduğunu göstermektedir.
Yüzölçümü 61.900 km2 dir.
Günümüzde bölge nüfusunun yaklaşık % 80'ini Ruslar oluşturur.
Hakas'ca Uygur şivesine yakındır. Bugün bir yaz diline sahip olan Hakaslar'ın dil ve edebiyat enstitüleri mevcuttur.
Güney Sibirya'da yasayan Hakas Türklerinin kullandığı Türk lehçesi, Türk dillerinin sınıflandırılmasında Doğu Türkçesi öbeğine girer. Hakaslar Çarlik döneminde zorla kabul ettirilen Kiril alfabesini Sovyet Devriminden sonra birakip Latin alfabesine geçmişler, ama 1939'dan sonra yeniden Rus alfabesini kullanmak zorunda kalmışlardır.

KARAKALPAK ÖZERK CUMHURİYETİ

Karakalpak'lar Oğuz boyundandır. Aslında Kazaklara yakın olan Karakalpak Türk boyunun yaşadığı bölge olan Karakalpakistan 1925 yılının Nisanında o devirdeki Kazak Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin bir muhtar bölgesi durumunda idi. Ancak bu muhtar bölge 20 Temmuz 1930'da SSCB'ye devredildi. İki yıl sonra (20 Mart 1932) Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti statüsünü kazandı ve Aralık 1936'da Özbek SSC'ne dahil edildi. .
Karakalpak Özerk Cumhuriyeti'nin yüzölçümü 165.000 km2 olup, baskenti Nukus'tur.
Dilleri Türk dillerinin Kıpçak grubuna girmektedir. Kazak ve Nogay dillerine de yakındır. Bunlar da yazı dilinde önce Arap alfabesini, 1928-40 arası Latin alfabesini ve daha sonra Kıril alfabesini kullanmiışlardır.

TATARISTAN ÖZERK CUMHURIYETI

Rusya Federasyonu'na bagli Özerk Cumhuriyettir. 30 Agustos 1991 tarihinde Özerkliğine kavuşmuştur.Tatar adı Kırım ve Kazan Türk boyları için kullanılır.
Yüzölçümü :68.000km2
Kırım Tatarları
Karadeniz'in kuzeyindeki yarımadadan adını alan bu Türk boyu, Orta Asya'dan 1500 yıl önce Kırım'a göç eden Hun, Kıpçak, Peçenek, Hazar ve Oğuz boylarından oluşmaktadır.
18. y.y da Çarlık Rusyası'nın egemenliği altına girmişler, bu arada da Osmanlı İmparatorluğu'na büyük göçler etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı öncesi ise Kırım SSCB Özerk bölgesi olarak isimlendirilmiş ancak, İkinci Dünya Savaşında Alman ordularıyla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya'ya ve Sibirya'ya sürülmüşlerdir. Bu Sürgün yaşamları SSCB'nin 1991'de çökmesine kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra ise Anayurtları olan Kırım'a Bahçesaray'a dönmek için büyük girişim ve çaba göstermişler, yer yer de yurtlarına dönmüşlerdir.
Rusya'da yaşayan Türklerin içinde Azerbaycan'ın yanında ulusçuluk duygularının geliştiği halk Tatarlardır. İsmail Gaspıral'ı 1883 te Bahçesaray'da çıkarmaya başladığı "Tercüman" gazetesi ile Türklük bilincini yaymış "dilde, fikirde, iş de" birlik idealini savunmuştur. Yusuf Akçura, Gazi Giray bu düşüncelerin yanında yer almışlardır.
İdil Volga Tatarları
Bugünkü Kazan Tatarları Idil-Kama Bulgarları ile 13. yy da Orta Asya'dan Kazan bölgesine gelen Kıpçak Kuman Türkleridir.
1920 de Kazan bölgesinde Tatar Özerk SSCB kurmuşlardır. Tatarların bir bölümü bugün Özerk Başkır Rusya Federasyonu'nda yaşamakta olup bunları Rusya'nın Güney steplerinden gelen göçebe Türkler oluşturmuştur.
Kültür dili olarak Kazan Tatarcasını kullanırlar.


TUVA ÖZERK CUMHURİYETİ

Tuva Cumhuriyeti, 1914'te Ruslar tarafından işgal olunmuş ve yeniden 1921'de Cumhuriyet olarak bağımsızlığını tekrar almıştır. Tannu Tuva adlı Halk Cumhuriyeti yaratılmıştır. 1926'da adı Tuva Halk Cumhuriyeti'ne dönüşmüştür. Ülke 17 Ağustos 1944'te yeniden Ruslar tarafından işgal olunmuştur. Önceleri Muhtar bölge olarak, 1965'ten itibaren de muhtar cumhuriyet olarak yerini almıştır. Halen Rusya'nın oluşumunda muhtar cumhuriyet olarak yer almaktadır.
Başkenti Kızıl'dır.
Ülkenin alanı 170.000 km2'dir
Ülke, Sibirya'nın güneydoğusundadır. Güneyinde ve güneybatıda Moğolistan Halk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Nüfusunun % 64.3 Tuva'lardan, % 32'si Ruslar'dan, % 3.7'si diğer milletlerden oluşmuştur.
Tuvalar, Soyotlar ya da Uryanhaylar olarak da bilinir, büyük bölümü SSCB'deki Tuva ÖSSC'de küçük bir bölümü ise Moğolistan Halk Cumhuriyeti'nde yaşayan ve Moğolca?dan etkilenmiş bir Türk dili konuşan halktır.
Dinleri Şamanizm?le, Tibet Budacılığının bazı özelliklerinin karışmasından oluşmuştur.
Tuva yazı dili Latin harfleri esasına göre düzenlenmiştir, fakat 1941'de Kıril harfleri kullanılmıştır.

SAKA MUHTAR CUMHURİYETİ (YAKUTİSTAN)

Yakutistan Sovyet Sosyalist' Cumhuriyeti (Saka Yeri) 27 Nisan 1992 yılında kurulmuştur.
Başkent: Yakutski.
Yüzölçümü: 3.103.200 km2.
Ekonomi: Kömür, demir, elmas, gümüş, kerestecilik, kürk hayvancılığı.
Nüfusun % 90'i merkezdeki bölgelerde, Yakutsk ve Vilüysk şehirleri civarında yerleşmişlerdir. Moskova sömürgelerinin hepsinde olduğu gibi burada da yerli ahalinin yüzdesi yıllar geçtikçe düşmekte, kolonize etmek için getirilen Rus nüfusu artmaktadır.
Yakutlar, Orhun kitabelerinde Kurikan adıyla geçmektedir. Daha sonra kuzeye çekilmişler ve ana Türk kütlesiyle bağları kopmuştur. Dillerinin, Türkiye Türkçesinden ve diğer şivelerden çok farklı olmasının sebebi de budur.

BATI TRAKYA TÜRKLERİ

Batı Trakya; doğuda Meriç Nehri ile Türkiye'ye, batı' da Karasu Nehri ile Makedonya'ya, kuzeyde Rodop Dağları ile Bulgaristan'a sınırdır. Güneyinde ise Ege Denizi yer alır. Yaklaşık 50.000 kilometrekarelik bir coğrafya parçasıdır.
Batı Trakya'nın Türk Yurdu haline gelmesi, Osmanlı Devleti'nin, 1356'da bölgeye gelmesiyle başlamıştır.
Bölge halkı 1878 yılına kadar bütünü ile huzur içerisinde yasadı. 3 Mart 1878 Ayastefanos Antlaşması ile Batı Trakya'nın doğu kısmı Bulgaristan'a bırakıldı. Bölge halkı, yönetim değişikliğine karşı direniş hareketi başlattı. Hareketlerin genişlemesiyle önce geçici hükümet, sonra da 1913 yılında Batı Trakya Türk Cumhuriyeti kuruldu. Dünya tarihinin ilk Türk Cumhuriyeti idi. Ne yazık ki bir ay sonra dağıtıldı. Başka denemelerden sonra 1919-1920 yılları arasında Batı Trakya Türkleri'nin en uzun ömürlü devleti hüküm sürdü. Yunanistan'ın bölgeyi işgal etmesiyle bu devletin varlığıda sona erdi, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile Batı Trakya Türkleri'nin statüsü belirlenerek bölge, üzerinde yaşayan insanlarla birlikte Yunanistan'a verildi.

IRAK TÜRKMENLERI

Türkmenlerin Irak'a yerleşmeleri, birbirini izleyen çeşitli dönemlerde gerçekleşmiş, böylece sayıları çoğalarak önemleri artmıştır. Emevi, Abbasi, Mogol istilası, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Orta Asya'dan ve en son dönemlerde Anadolu'dan yapılan göçler sonucu Irak'taki Irak Türkleri'nin nüfusu artmıştır.Türkler bu topraklarda 1000 yıldan fazladır bulunmaktadırlar.

DAĞISTAN ÖZERK CUMHURİYETİ

Başkenti Mohaçkale olan Dağıstan Cumhuriyeti 20 ocak 1921 yılında kurulmuştur. Dagistan Cumhuriyeti'nde irili ufaklı değişik 30'dan fazla halk bulunmaktadır. Dağıstan Cumhuriyeti'nde Türkler çoğunluğu teşkil etmektedir. Kumuk Türkleri, Nogay Türkleri, Türkmenler daginik halde Dagistan Cumhuriyeti'nde yaşamaktadırlar.

NAHCİVAN ÖZERK CUMHURİYETİ

Türkiye'nin doğu sınırında, Azerbaycan'a bağlı özerk bir cumhuriyettir. Yüz ölçümü 5.500 km2. Türkiye ile 11 km'lik bir sınıra sahiptir. 1992 yılında Aras Nehri üzerinde açılan bir köprü ile Türkiye'ye kara yolu ile bağlanmıştır.
Türkiye 16 Mart 1921 yılında Moskova'da imzalanan Türkiye-Rusya Dostluk Anlaşması'nın 3'ncü maddesinde belirtildiği üzere, Nahcivan'ın koruyuculuk hakkını üçüncü bir devlete hiçbir zaman bırakmamak üzere Azerbaycan koruyuculuğunda özerk bir bölge olarak kalması kabul edilmiştir.

GAGAUZ ÖZERK CUMHURİYETİ

Romanya?nın kuzeyinde, Moldova Cumhuriyeti güneyinde yer alır. Oğuzların bir kolu olan Gagavuzlar Ortodoks Hristiyandırlar. Başkenti Komrad'dır.

Deliorman Türkleri, Asparuk Bulgarları da denilen Gagavuzlar, Anadolu Türkçesine yakın bir dil kullanmaktadırlar. Türk kök ve kültürüne bağlı kalmış ve günümüze kadar da bunlar yaşatmışlardır.

XVI. asırda Osmanlı İmparatorluğu'na katılan Gagauzeli, 1918 yılında Rusya, 1941 yılında Romanya, 1944 yılında da SSCB idaresine girmiş, SSCB tarafından Ukrayna'ya bağlı olan Moldova SSC'nin sınırlariı içinde kabul edilmiştir.

SSCB'nin yıkılmasından sonra 21 Ağustos 1990 tarihinde bağımsızlık ilan edilerek, Gagavuz Cumhuriyeti ilân edilmiştir. 25 Ekim 1990'da seçim yapan Gagavuzlara Mirce Durag idaresindeki "Milliyetçi Moldova Halk Cephesi"nin 50 bin militanı silâhlı saldırıda bulunmuştur. Bu saldırılara karşı ölümü göze alan 100.000 Gagavuz Komrad'da toplanarak karşı koymuş, bütün Gagavuz köylerinin bu direnişe katılmaları sonucu 25 Ekimde seçimler yapılmış, 31 Ekim'de de Gagavuz Meclisi oluşturulmuştur. Ancak Moldova Yüksek Sovyeti Bağımsızlık ilânını kabul etmemiştir.

27 Ağustos 1991 yılında Moldova'nın bağımsızlık ilan etmesi üzerine Gagavuzlar da Özerk Cumhuriyetlerini ilan etmişler ve 23 Aralık 1994 yılında Moldova Cumhuriyeti bu özerkliği tanımıştır.

SURİYE TÜRKLERİ

Hatay?ın anavatanla birleşmesi sonrası Suriye?de yaşayan Türklerle ilgili Türkiye ve Suriye arasında bir görüşme ve anlaşma yapılmamıştır. Böylece bu ülkede yaşayan soydaşlarımızın siyasi ve kültürel hakları hukuki bir zemine oturtulamamıştır. Bu konudaki Türk hükümet ve dışişleri yetkililerinin tavrı, Suriye ile ilişkilerin bozulabileceği veya Suriye Türkleri'nin daha fazla baskıya maruz kalabileceği endişelerinden hangisine dayandığı pek net değildir. Suriye Türkleri, ferdi kaçışların dışında, 1945, 1951, 1953 ve 1967 yıllarında Türkiye?ye toplu olarak göçmüşlerdir. Sayıları kesin bilinmeyen bu göçmenler, Kırıkhan, İskenderun ve Adana?ya yerleştirilmişler ve 1977?de Kırıkhan ve 1994 ise, İskenderun?da Bayir-Bucak Türkleri Yardımlaşma Derneğini kurmuşlardır.

Bugün Suriye?deki Türkler yoğun olarak Lazkiye ve Halep civarında yaşamaktadır. Ayrıca başta Şam olmak üzere diğer bölgelerde de azınlık halinde Türkler bulunmaktadır. Lazkiye, Suriye?nin en büyük liman şehri olma özelliğine sahiptir. 1950 yılından sonra ise büyük bir gelişme göstermiştir. Bundan dolayı şehirde mevcut olan Türk nüfusuna ek olarak Türkmen köylerinden çok sayıda insan şehir merkezine göç etmiştir. Lazkiye merkezi ve civarında toplam 265 Türk köyü bulunmaktadır. Halep bugün hala Türk mimari ve sanat eserleri ve sokaklarında Türkçe?nin konuşulduğu bir şehir görünümüne sahiptir.


Suriye?nin izlediği Araplaştırma politikası nedeniyle burada yaşayan Türkler hızla milli benliklerini kaybetmektedirler. Türklerin yoğun olarak yasadığı bölgelerden birisi olan Halep, Milli Mücadele sürerken ?Misak-i Milli? sınırları içine alınmak istenmiş ve burada ?Kuvay-i Milliye? teşkil etmiş; ancak 20 Ekim 1920?de Ankara İtilafnamesi?nin imzalanmasıyla bu bölge, Fransız mandası olan Suriye?ye terk edilmiştir.

Suriye?de Fransız mandası sürerken Halep?te, 1922?de, ?Doğru Yol? adlı Türkçe bir gazete çıkarılmaya başlanmıştır. Bu gazetenin yayını 1926?a kadar devam edebilmiştir. Daha sonra yine Halep?te ?Vahdet Gazetesi? ve haftalık ?Yeni Mecmua? yayınlanmış ve bu dergi ?Yeni Gün? adını alarak 1936?ya kadar yayın hayatına devam etmiştir. Ancak bu tarihten sonra Suriye?de her türlü Türkçe yayın yasaklanmıştır.

Büyük elçilik ve konsolosluklar dışında hatta vatandaşlar tarafından dahi posta ile gönderilen kitap, mecmua gibi Türkçe yayınlar PTT idaresi tarafından sahiplerine verilmemekte ve yok edilmektedir. Bugün Suriye?de 1 milyon civarında Türk yaşamasına rağmen varlıkları hükümet tarafından tanınmayan, okulları, yayın organları, dernekleri olmayan bir azınlık olarak yaşama mücadelesi vermektedir. Türklerin Türkiye sınırına yakın yerlerde oturmaları Suriye Hükümetlerinin onlara şüphe ile bakmalarına yol açmıştır. Suriye sınır bölgesinde yaşayan bu Türkleri geri çekerek 10 km?lik bir şerit halinde Arap köylüleri yerleştirmektedir. Türklerin büyükelçilik ve konsolosluklarla dahi ilişkileri kesilmeye çalışılmaktadır.

Suriye?de yaşayan Türklere karşı Araplaştırma politikası uygulanmış, buradaki Türklerin örgütlenmemesi Suriye?nin işini kolaylaştırmıştır. Hatay?ın anavatana katılmasıyla Türklere uygulanan baskının da dozu artmıştır. Türkiye?ye gitmek isteyen Türklere pasaport verilmemiş, gizli olarak Türkiye?ye gelenler ise vatandaşlıktan çıkartılıp, malları da gasp edilmiştir. Türklerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde dahi Türkçe eğitim yapan ilkokul bulunmamaktadır. Okullarda eğitimin Arapça olarak yapılması, kültürlerine bağli olan Türklerde okumaya karşı bir isteksizliğin doğmasına neden olmuştur. Türkiye?de okumak isteyenler ise ancak bir başka Arap ülkesinden Türkiye?ye gelebilmektedir.

Suriye?de yaşayan Türklerin pek çok hakları gasp edildiği gibi seçme ve seçilme hakları da çeşitli mazeretlerle kısıtlanmıştır. Toprak reformu adı altında Türklerin elinde bulunan topraklar devletleştirilerek buralara Araplar yerleştirilmektedir. Suriye hükümetleri nazarında Türkiye casusları olarak kabul edilen bölge Türklerine yönelik her türlü baskı ve sindirme politikaları sergilenmektedir. Bölgedeki Türk varlığının izlerini silme ve Türk köylerinin isimleri değiştirme uygulamaları yürütülmektedir. Ayrıca aynen Iran-Irak savaşında olduğu gibi Suriye?nin katıldığı savaşlarda da Türkler, bilinçli olarak ön saflara sürülmüşlerdir.

Suriye?deki Türklerde diğer ülkelerde azınlık olarak yaşayan soydaşlarımız gibi ağır insan hakları ihlalleri altında varlıklarını sürdürme çabası veriyorlar.

AHISKA TÜRKLERİ

1578 yılından 1828 Rus işgaline kadar Anadolu'dan bölgeye yerleştirilen ve Anadolu Türklüğünün ayrılmaz bir parçası olan Ahıska Türkleri'nin asıl vatanı bugünkü Gürcistan Cumhuriyeti'nin toprakları içinde kalan ve Türkiye ile komşu olan Ahıska, Ahilkelek, Aspinza, Adıgen ve Bogdanovka vilâyetleridir.
Buraya yerleşen Türklere Ahıska Türkleri denmesinin sebebi ise bu vilâyetleri içine alan bölgenin coğrafî isminin Ahıska olmasından ileri gelmektedir. Son 70 yılda 3 defa sürgüne uğrayan ve 1944 yılında kanlı diktatör Stalin'in hışmına uğrayarak sürgüne tâbi tutulan bir Türk grubu da Ahıska Türkleridir. Ahıska Türkleri bu kanlı sürgünde SSCB'nin birçok bölgelerine dağıtılmışlar ve binlerce şehit vermişlerdir. Gürcistan'da ancak Gürcü adı almak şartı ile ülkeye kabul ettikleri Ahıska Türkleri bugün 13 cumhuriyetin 4264 değişik bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bugün Kazakistan, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan ve Türkiye'de birçok dernek ve vakıflari bulunmaktadır.

KUMUK TÜRKLERİ

Kafkasya'yı vatan edinen Türkler arasında nüfus bakımından Azerbaycan Türklerinden sonra ikinci sırayı alan "Kumuk" Türkleridir. Kumuklar özellikle Dağıstan Cumhuriyeti'nin tarihte "Kumukiye", "Türk şahvallığı" olarak bilinen dogu bölgesinde yaşamaktadırlar. Ayrica Mahaçkale, Buynak, İzberbas, Kaykent, Kaytak, Kızılyurt, Hasanyurt, Babayurt, Kızılyar gibi şehirlerde Kumuklar yerleşik olarak yaşamaktadır.
1944 yılında Stalin'in gazabından Kumuklar da kurtulamamış, Kumuk lehçesinde eğitim veren okullar, bütün millî kuruluşlar kapatılmıştır. Sovyet döneminde 1920-1953 yılları arasında millî benliğe sahip çıkan aydınlar yok edilmiş, 1964-1980 dönemlerinde ise sürgün, görevden alma ve hapis cezalarına çarptırılmışlardır. Bütün bu olaylar Kumuk Türklerinin mücadele hızını kesmemiş, Kumuk halkı 1989-1993 yılları arasındaki dönemde toplumsal-siyasal hareketin en etkili kuruluşlarından biri olan Kumuk Halk Hareketi "Tenglik"i Dağıstan'da kurmuştur.


NOGAYLAR

Türklerin en tanınmış boylarındandır. 1391 yılında devlet kuran Nogaylar 600 yıl bölgede hüküm sürmüşlerdir. Rus işgali ile birlikte 300 bin Nogay Türkiye'ye göç etmiştir. Büyük kısmı Kafkasya'da Kuzey Dağistan, Volga nehri güney boyları, Stavropolsk vilâyeti ile Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde yaşamaktadırlar. Kırım ve Romanya'da da Nogaylar bulunmaktadır. Müslümandırlar. Siyasî kavim adi olan Nogay adı Cengiz Han'ın torunu Nogay Han'dan gelmektedir. Büyükçe bir Türk topluluğu bu ad altında toplanmıştır. Terek havzasında yaşayanlara Ak Nogay denmektedir. Genis bir alana yayılan Nogaylar, Dağıstan ve Rusya Federasyonunda birçok birlik kurmuşlardır. Dağıstan'da Balbek HACIBAYRAMOGLU'nun başında olduğu Nogay Halk Hareketi "BiRLİK" bağımsızlık yanlısı mücadelesini sürdürürken, Rusya Federasyonu Arkonon'daki "Nogay Millî Kültür Cemaati" de Mahmut ABDURRAHMANOVIÇ liderliğinde faaliyetlerini sürdürmektedir.

KAFKAS TÜRKMENLERİ

Stavropol Türkmenleri de denilen bu Türk topluluğu 17'nci yüzyılda Türkmenlerden ayrılıp Kafkasya'ya yerleşmişlerdir. Kuzey Kafkasya'da Stavropol-Ordzhonikidze şehirleri arasında yaşamaktadırlar.


DERBENT TÜRKMENLERİ

Dağıstan Cumhuriyeti'nde yaşayan Azerbaycan Türk'üne verilen isimdir.

ROMANYA'DA YAŞAYAN TÜRKLER

Eski Türk kavimleri olan Peçenekler, Oğuzlar (Uzlar), Kıpçaklar ve sonra daha birçok Türk boyları Karadeniz'in kuzeyinden gelip Romanya'ya yerleşmişlerdir. XIII-XIV yüzyıllarında Altın Ordu ve sonraki yıllarda Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine giren bölgeye birçok Türk gelip yerleşmiştir. 500 yıla yakın süren Osmanlı hakimiyet sonunda Romanya'da yaşayan Türkler de ana vatandan kopmuşlardır. Bugün nüfusları 95 bin civarında olan Türkler, özellikle Tuna nehri ile Karadeniz arasında kalan Dobruca bölgesinde çoğunlukla yasamaktadırlar. Anadolu'dan göç eden Türkler, Kırım Türkleri, Nogay Türkleri ile Gagavuz Türkleri olan bu topluluklar Romenlerle iyi ilişkiler içerisinde iç içe ve barış içerisinde yaşamaktadırlar. Bugün Romanya'da Türk-Tatar ayrımcılığı dikkati çekmektedir. Köstence'de Türkler ve Tatarlar ayrı ayrı dernek kurmuşlar. İki topluluğu bir federasyon çatısı altında birleştirme çabası yoğunluk kazanmaktadır.

BULGARİSTAN'DA YAŞAYAN TÜRKLER

Bulgaristan Türklerinin menşei çok eskilere dayanmaktadır. X ve XII. asırlar arasında Karadeniz'in kuzeyinden gelen Kuman (Kıpçak), Peçenek ve Uzlar bölgeye yerleşmişlerdir. 1371 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeyi fethetmesiyle birlikte bölgeye Anadolu'dan Türkler yerleştirilmeye başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamaya başlaması ile birlikte, Balkanlarda Avrupa devletlerinin oynadığı oyunlar ve Rusya'nın Bulgaristan devleti kurma plânları gereği, Bulgaristan'da Türklere soykırım 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi'nde icra edilmiş, yaklaşık 350 bin Türk katledilmiş, 800.000 Türk Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır. 1908 yılında Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan ettiği yıllardan, günümüze kadar Türklere soykırım, sürgün, açlık ve soğuktan kırma, eğitim ve kültür yozlaşmasına tâbi tutma, politikaları güdülmüştür.
Günümüze kadar 5 defa büyük göç yasanmış, 900.000'den fazla soydaşımız Anadolu'ya göç etmek zorunda bırakılmıştır. Günümüzde özellikle Rodop dağları, Pirin, Vardar, Filibe, Kırcaali, Mestanlı, Dand, Eğridere, Hasköy bölgelerinde çoğunluk olmak üzere 3 milyondan fazla Türk yaşamakta ve Bulgaristan nüfusunun %30'unu teşkil etmektedir. Özellikle komünizm döneminde topraklarını ve eğitim olanaklarını kaybeden Türkler fakirleştirilerek alt tabaka hâline getirilmişlerdir. Jirkov yönetiminin baskıları karşısında "Türk Halkının Kurtuluş Hareketi" adlı örgütü kuran Ahmet Doğan, Bulgaristan'da yönetimin değişmesi ile birlikte "Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi"ni kurmuş, 1990 seçimlerinde 23, 1995 seçimlerinde ise 15 milletvekili ile parlâmentoya girmiştir. Ancak Bulgaristan'da başlayan demokratik gelişmeler sonucu Türkler, "Demokratik Gelişim Hareketi", "Demokratik Adalet Partisi" ve "Türk Demokratik Partisi"ni kurarak sayıyı dörde çıkarmışlardır.

MAKEDONYA'DA YAŞAYAN TÜRKLER

MS IV. yüzyılda Türk boylarından Hun, Avar, Bulgar, Oğuz, Peçenek ve Kumanların bölgeye gelmesi ile başlayan Türk yerleşimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeyi fethetmesi (1389) ile Türkleşmeye başlamıştır. Fethedilen topraklara batı ve kuzey Anadolu'dan getirilen Türkler yerleştirilerek Türk köy ve kasabaları kurulmuştur. 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Makedonya'da bugün 200.000'e yakın Türk yaşamaktadır. Özellikle Üsküp, Bitola, Gostivave, Devar'da yaşayan Türkler, az bir çoğunluk olan ve "Makedonya Makedondur" sloganı ile yola çıkan Makedonların baskısı altındadırlar. Bugün çok ciddî problemleri olan Makedonya'da yaşayan Türklerin özellikle eğitim ve millî mensubiyet belirleme konusunda baskı altında tutulmaları devam etmektedir. Son yıllarda kurulan Türk siyasî parti ve dernekleri Türkler seslerini duyurmaya başlamışlardır. 1990 yılından sonra çok partili sisteme geçen Makedonya'da Türk Demokrat Birliği ilk seçimlere katılmiş, daha sonra Türk Demokratik Partisi ismini almıştır. 1994 seçimlerinde 1 milletvekili ile parlâmentoya girebilmiştir. Bugün Makedonya'da, Makedon ve Arnavut milliyetçiliği çatışmakta, Türkler özellikle eğitim ve millî mensubiyette çok ciddi problemlerle karşılaşmaktadırlar.

KOSOVA'DA YAŞAYAN TÜRKLER

1375 yılında Osmanlı, İmparatorluğunca fethedilen Kosova'ya Osmanlı geleneklerine uygun olarak Türkler yerleştirilmeye başlanmıştır. Balkan savaşları sonucu elden çıkan bölgedeki Türkler, krallık ve komünist Yugoslavya döneminde üç büyük göç ve katliama uğramışlardır. 1930 yıllarında toprağı kamulaştırma reformu altında Türklerin ellerinden arazileri zorla alınarak Sırplara verilmiş ve göçe itilmişlerdir. İkincisi ise 1956-60 yılları arasında gerçekleştirilerek Türklerden silâh toplama kampanyası adı altında büyük eziyetlere başlamış ve bunun sonucu ikinci göç meydana gelmiştir. Sırplar tarafından yapılan bu iki baskı ve zulümden sonra, 1968-1990 yılları arasında Türkler, Arnavutlar tarafından asimile politikasını uygulamalarına maruz kalmışlardır. Yugoslavya'nın parçalanması ile bölgede başlayan Amavut-Sırp çekişmesi sonucu yıllardır özerk bölge statüsüne sahip olan Kosova'nın Sırplar tarafından kendilerine bağlanması sonucunu doğurmuştur. Bütün bunlara rağmen Kosova'da kalan resmî istatistiklere göre 12 bin, gerçekte 20-25 bin Türk, oradaki Türk kültürünü yaşatmayı başardılar. Özellikle Priştine ve Dragas'ta çoğunluk olan Türkler bugün kültür dernekleri ve siyasî partileri ile Türk varlığını Sırp ve Arnavutlara karşı yaşatma savaşına devam etmektedirler. Üç kültür derneği (Doğruyol, Gerçek, Asikfenki) bir partisi "Türk Demokrat Birliği" ile siyasî ve kültürel yaşamlarını sürdüren Türkler, Sırp ve Arnavut milliyetçiliği arasında sıkışıp kalmışlardır.

SANCAK'TA YAŞAYAN TÜRKLER

Eski Yugoslavya sınırları içerisinde, bugün kuzeyinde Bosna-Hersek, doğusunda Sırbistan, güneyinde Kosova, batısında Karadağ ile çevrili olan 8687 km2 büyüklüğünde bir vilâyet olan Sancak, XV. yüzyılda Osmanlı hâkimiyetine girerek Türklerin yerleşmesine sahne olmuştur. Daha sonra 1877-78 Savaşı ile Avusturya- Macaristan İmparatorluğuna geçici olarak verilen Sancak vilayetindeki Türkler, XlX'ncu yüzyılda Rusya'nın teşvikleri ile Sırbistan ve Karadağ?ın soy kırımına uğramışlardır. İşkence, etnik ayrımcılık ve göçe zorlama sonucu Sancak Türkleri Türkiye'ye göçe başlamıştır. 1980 yıllarında TITO'nun ölümüyle dağılma sürecine giren Yugoslavya, 1991 yılında parçalanınca Sancak vilâyetinde Sırp ve Karadağ zulmü ile Türk kıyımı tekrar başlamıştır. Bugün Sırp-Karadağ ve Bosna-Hersek arasındaki mücadeleye karşı Türk ve Müslümanlar "Sancak Milî Müslüman Meclisini" kurarak haklarını korumaya çalışmaktadırlar. Bütün bunlara rağmen Sancak Türkleri atalarının kanıyla sulanmış topraklarını Sırp süngüsü korkusu ile terk etmeye niyeti olmadığını da devamlı açıklamaktadırlar.

TERTEP TÜRKLERİ

Başkırdistan ve Tataristan Cumhuriyeti ile bunlara komşu vilâyetlerde yaşamaktadırlar. Idil-Ural Türk Tatarlarının bir koludur.

KUNDUR TÜRKLERİ

Kafkasya'dan göç ederek İdil (Volga) nehri deltasında ve burada bulunan Astrahan şehrinde yaşamaktadırlar. Nogaylara yakın bir Türk boyudurlar.

MİSER TÜRKLERİ

Idil-Ural Tatarlarının bir kolu olan Miser Türkleri Tataristan ve Baskırdistan Özerk Cumhuriyeti ile bunlara komşu olan Udmurt, Mari Özerk Cumhuriyeti, Saratov ve Samarra bölgelerinde çoğunlukla yaşamaktadırlar.

KUMANDİ TÜRKLERİ

Tomsk vilâyetinin Bey ırmağı havzasında yaşarlar. Çiftçilik ve hayvancılıkla geçinmektedir. Şaman dininden olup, nüfusları 100.000 civarındadır.

TOBOL TÜRKLERİ

Güney Sibirya'da İrtis ve Tobol havzalarında yaşamaktadırlar. Nüfusları bilinmemektedir. Haklarında bilgi çok azdır.

BATI SİBİR TATARLARI

Obi nehrinin kolu olan Tobol nehri ile Altay ve Hakas Türk Cumhuriyetlerinin bulunduğu bölgeye kadar olan Güneybatı Sibirya'da yaşamaktadırlar.

Özellikle Obi, Irtis ve Tobol nehri vadilerinde ve bu vadilerde bulunan ToboJ, Tümen, Oms, Tomsk, Novosibir, Irkutsk, Arhangelsk, Çikitinks, Kemerova ve Barabba şehirlerine yerleşmişlerdir. Kazan Tatarları ile yakın akrabadırlar. Nüfusları 350.000 civarındadır.

TELENGİT TÜRKLERİ

Altay Türklerinin bir kabilesidir. Altay dağlarının güney yamaçlarında Teleski gölü civarında yaşamaktadırlar. Şaman dinine bağlı olup nüfusları 5 bin civarındadır.

ŞOR TÜRKLERİ

Güney Sibirya'da Hakas Türk Cumhuriyeti'nin batısında Kemerova vilâyetinde yaşamaktadırlar. Aynı bölgede yaşayan Televüt Türkleri ile iç içedirler. Nüfusları 16.800 civarındadır. Bunların 12 bini Kemerova şehrinde diğerleri Kemerova'nın kaza ve köylerinde yaşamaktadırlar. Nüfusları gittikçe azalmaktadır.

Yaşadıkları bölge SSCB tarafından bilinçli geri bırakılmış, sosyoekonomik ve kültürel sorunlar çözülmemiştir. Bölgede Türk yerleşim birimleri susuz, elektriksiz ve yolsuz bırakılmıştır. Şor Türklerinin elinden toprakları alınmış, kömür ocaklarında çalışmaya mahkûm edilmiştir.

1917 yılına kadar kendi alfabelerini kullanan Şorlara Ruslar zorla Kiril alfabesini kabul ettirerek kültürlerini yok etmeye çalışmışlardır. Bunun sonucu 16.800 Şor Türkü'nden sadece ana dilini bilen 900 kişi kalmıştır.

Şor Millî Hareketi, özellikle Türk milliyetçiliği ve kültürü muhafaza üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

Pedagoji enstitüsünde son yıllarda açılan Şor Dili bölümü, Rusya Federasyonu'na rağmen eğitimini sürdürmeye çalışmaktadır.

Semey nükleer poligonunda yapılan nükleer denemeler, kömür ocaklarından çıkan radyoaktivite ve kömür tozları Televütler gibi Şorları da etkilemiş, çok sayıda çocuk hasta ve sakat doğmuş, ölüm oranlan artmıştır.

Bütün bunlara rağmen ata folklorunu, kültürünü ve dilini kanlarında saklayarak, Türk kimliğini unutmadan bugünlere gelmesini başarmışlardır.

TELEVÜT TÜRKLERİ

Telengitlerin bir kabilesidir. Güney Sibirya'da Kemerova vilâyetinde yaşamaktadırlar. Bir zamanlar on binlerle ifade edilen sayıları bugün 2.800 kişiye düşmüştür. Bunun 2500'ü Kemerova'da diğerleri ise Kemerova'nin köylerinde yaşamaktadır.

Televüt Türklerinin nüfuslarının bu şekilde azalmasının en büyük sebepleri Rusya Federasyonu'nun uyguladığı asimilâsyon politikası ile birlikte, 1943-53 yılları arasında nükleer denemelerin sıklıkla yapıldığı Seney nükleer poligonunun bölgede bulunmasıdır. Bu nükleer denemeler sonucu binlerce kişi hastalanmış, ölmüş, çocuklar sakat doğmuştur.

Diğer bir sebep Televüt topraklarında bulunan zengin kömür ocaklarıdır. SSCB zamanında toprakları bu kömür yüzünden elinden alınan Televütler yoksulluğa itilerek kömür ocaklarında çalışmaya mecbur edilmiş, kömürün taşıdığı radyoaktivite ve kömür tozları ile yaşamaya mahkûm edilmiştir.

Bunun sonucunda hemofili Televüt Türklerine illet olmuş, yol, su, elektrik, saglık ocağı olmayan bölge Rusya tarafından ölüme terk edilmiştir.

Nükleer felâket, kömür ve hemofili Televüt Türklerini yok olma tehlikesi ile karşı
karşıya getirmistir. Televütler Altay Cumhuriyeti'ne göç etme hazırlığı içerisine girmişlerdir.

DOLGAN TÜRKLERİ

Güney Sibirya'da Şor Türkleri ile komşudurlar. Özellikle Krasnoyask vilâyetine bağlı Dolgan-Nenets muhtar bölgesinde yaşamaktadırlar. Saka Federe Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan birçok Dolgan (Sakalasmış-Tunguz) Türk'ü bulunmaktadır. Nüfusları tahminen 5 binin üzerindedir.

TOFA TÜRKLERİ

Moğolistan Cumhuriyeti kuzeyinde, Baykal gölünün doğusunda bulunan Irkuts vilâyetinde yaşamaktadırlar. Nüfusları kesin olarak bilinmemekle birlikte 2.000 kişilik bir kabile oldukları tahmin edilmektedir. Türkçe konuşmaktadırlar.

KUMARİ TÜRKLERİ

Şor'da yaşamaktadırlar

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Türk Dünyası?nın geleceği hakkında bazı düşünceler ve dilekler vardır. Kuşkusuz bu düşünce ve dileklerin başında, barış, birlik ve beraberlik gelir. Bunun yanında, gelecekte Türk Dünyası için söylenebilecek gelişmeler şunlar olmalıdır, diyebiliriz.

1. ?Türk Dünyası Dil Kurumu? kurulmalı ve ortak bir dil sözlüğü ortaya çıkarılmalıdır.
2. Gerek doğrudan ve gerekse dolaylı olarak sömürülen Türk Dünyası, kültür bakımından da sömürülmektedir. Bugün Türk İnsanı?nın en muzdarip olduğu konu kültür yozlaşmasıdır. İngiliz, Amerikan, Rus ve Çin kültürlerinin etkileri altında inim inim inleyen Türk Dünyası, bir türlü öz kültürüne kavuşamamıştır. Kültür yozlaşmasının önüne geçilmelidir. Bunun için de, Türk Ülkeleri, kendi arasında ortak Kültür Antlaşmaları imzalamalı ve kültür alış-verişini sağlamalıdır.
3. Türk Ülkeleri?nin tarımı, hayvancılığı, madenleri ve sanayisi farklı gelişme içindedirler. Ülkeler birbirlerine destek verdiği sürece, iktisadi bir bütünlük görülmektedir. Gerçi bu bütünlüğü bozmak için, bugün A.B.D, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Rusya ve Çin gibi sömürgeci ülkeler, var güçleriyle çalışmaktadırlar. Türk Dünyası?nın ekonomik sömürüsüne karşı, tüm Türk Dünyası?nın halkları elbirliği yapmalıdır. Bu nedenle; en kısa sürede ?Türk Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı? (TÜRKET) kurulmalıdır.
4. Bugün A.B.D, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Rusya, Çin gibi kalkınmış ülkelerin kalkınmasında, Türk Dünyası halklarının emeği büyüktür. Bu ülkelerin bilim ve teknik çalışmalarında Türk Bilim adamlarının katkıları büyüktür. Ancak bu katkıların Türk Dünyası?na herhangi bir faydası görülmemektedir. Özlü bir ifadeyle, günümüz Türk Dünyası?nda beyin sömürüsü had safhaya ulaşmıştır. Türk Ülkeleri, bilim ve teknik yönünden birbirlerinin eksiklerini tamamlayabilirler. Bu amaçla ?Türk Dünyası Bilim ve Teknik Kurultayı? oluşturulmalıdır.
5. Bugün Birleşmiş Milletler Teşkilâtı?nca, Türkçe resmi dil hüviyetini kazanamamıştır. Oysa çok az nüfusu olan ülkelerin dilleri resmi dil olarak kabul edilmiştir. 250 milyon kişinin konuştuğu Türkçe, resmileştirilmelidir.
6. Birleşmiş Milletlere üye olan ülkelerden beş daimi üyesi (A.B.D, İngiltere, Fransa, S.S.C.B ve Çin), ?Veto Hakkı?na sahiptir. Bu ülkelerden S.S.C.B dağılmış, yerine bağımsız devletler oluşmuştur. Çin?de ise, Doğu Türkistan Özerk Cumhuriyeti vardır ve bu ülkenin sorunları, B.M? de veto edilmektedir. Artık 250 milyon bir insan kitlesini oluşturan, Türk Dünyası'na Birleşmiş Milletler tarafından ?Veto Hakkı? tanınmalı ya da beş ülkenin ?Veto Hakkı?, eşitlik ilkesine aykırı düştüğünden kaldırılmalıdır.
7. Dünya savaşlarında görülmüştür ki, savaşların sonuçlarını ittifaklar belirlemiştir. Ayrıca savaş esnasında tesis edilen ittifaklar, ülkelerin savunma gücünü önemli ölçüde artırmıştır. Ancak dil ve kültür birliği olmayınca, ittifaklar uzun süreli ve kalıcı olmamıştır. Varşova Paktı?nın dağılmasında dil ve kültür farklılığı önemli rol oynamıştır. Öte yandan NATO?daki etnik, dil ve kültür farklılıkları, bu ittifakın yaptırım gücünü iyice zayıflatmıştır. NATO ve VARŞOVA PAKTI gibi yapay oluşumlar değil, kalıcı ve uzun ömürlü TÜRK DÜNYASI SAVUNMA PAKTI kurulmalıdır.
8. Türklerin tarihte, diğer devletlere olan yenilgileri, hep kardeş kavgaları yüzünden olmuştur. 20.yüzyılda bile, gerek Sovyet Rusya ve gerekse Çin Halk Cumhuriyeti esaretinde kalan Türk ülkelerinde, sürekli olarak kardeş kavgası tezi işlenmiştir. Her ülkede ya da bölgede, Türkler çeşitli adlar altında (Tatar, Kazak, Özbek, Uygur, Karakalpak, Kırgız, Azeri, Yörük, Türkmen gibi .., ) tasnif edilmeye başlanmış ve Türk adı unutturularak, bu Türk boyları birbirine hasım durumuna getirilmiştir. Böylece Sömürgecilerin ekmeğine yağ sürülmüştür. Eğer Türk insanı, dünya da acı çekmek istemiyorsa, artık boy ayrımına son vermeli ve kardeşlik ülküsünü perçinlemelidir. Çünkü; ?Birlikten kuvvet doğar.?
9.Türk cumhuriyetlerinin arasındaki sınır anlaşmazlıklarına değinirsek bugün için, Türk Cumhuriyetleri?ndeki mevcut sınırlar korunmalıdır. Bundan sonra çıkabilecek sorunlar ise, oluşturulacak Türk Ülkeleri Üst Kurultayı?nda çözümlenmeye çalışılmalıdır.
10.Hıristiyan Ortodoks Türklerin Türk Ortodoks Patrikliğine bağlanması.
11.Türk İllerinin tamamına Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerinin açılması
ve Vize dahil her türlü yardımın verilmesi.
12.Televizyon ve radyo yayımcılığında TRT'nin bütün Türk Cumhuriyetlerine ve diğer Türk illerine ulaştırılması ayrıca Türk Cumhuriyetleri'ndeki ve Türk İllerindeki televizyon ve radyo kanallarının Türkiye'de yayınlanması.
13.Türk İllerindeki gençlik yapılanmalarıyla iletişim kurulması
14.Türk yurtlarındaki tüm milliyetçi partilere destek verilmesi
15.Türkiye ve diğer cumhuriyetlerdeki üniversitelerde Türk Birliği konulu akademik çalışmaların arttırılması
16.Türk yurtlarındaki Rus askeri varlığının kalkması için lobi faaliyetleri düzenlenmesi
17.Türk yurtlarından gelerek Türkiye'de yüksek öğrenim gören gençlerin birer Türk Birlikçisi olarak yetişmeleri için gençlik teşkilatlarının faaliyetlerini artırmaları
18.Her yıl düzenlenen Türk Dünyası kurultaylarının yanı sıra Türk Yurtlarındaki siyasi kesimlerle irtibatın arttırılması
19.Türk yurtlarında Türkiye?yi temsil eden eğitim kurumları şu yada bu cemaatin, kesimin, zümrenin? elinden alınarak Türk Devletinin kontrolüne alınması.

Sonuç olarak ; Şanlı Türk Tarihi üzerine, barış, sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik kokan Türk Dünyası Coğrafyası?nı inşa etmek, Türk Dünyası gençliğinin en büyük gayesi olmalıdır.

Tanrı Türk'ü Korusun!
Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.