Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

Translate-Up=Lisan Çevirici

Welcome To My Blog - Yazı Köşeme Hoş Geldiniz!

Bu yazı köşemde yayımladığım yazılrı "Anonim, Alıntı Ve Kendime Ait" Olmak Üzere Neşredilmekte Olup, Siz Sayın Okurlarıma Kendi Deyimimle "Bilelim, Bildirelim, Bilgilendirelim" Saygılar Sunarım.

27 Nisan 2010 Salı

PKK KURULUŞ KONGRESİ KONUŞMALARI VE DEKLARASYONU 1978


PKK KURULUŞ KONGRESİ KONUŞMALARI VE DEKLERASYONU (1978)


Siyasi Durum ve Gelişmelerin Olası Yönü



Mücadelemiz açısından 1970'ler Türkiye'sini hatırlarsak, ulusal bilincin tamamen olmadığı veya çok cılız olduğu, sosyalizmin bir öğreti olarak benimsenmesinin ve bunun bir ülke pratiğine aktarılmasının düĢünülmediği bir dönemde biz yola çıktık. O d ö- nemdeki koĢullar, bizim güçlü bir toplantıyla ülkemizin kurtuluĢ meselelerine eğilmemizi olanaksız kılıyordu. Yine o dönemlerde biz ülkemiz üzerinde ne tür bir baskı olduğunu kavrayamıyorduk, bu baskının oluĢturduğu iliĢkileri bilmiyorduk. Son derece cılız bir tarzda bir ülke meselemiz, bir ulus meselemiz olduğunu tahlil ediyorduk. Bu konuda soyut tarzda bazı düĢünceler kafamıza takılmıĢtı, ama yeteri kadar tahlil yoktu. Ayrıca bu tahlillerin ıĢığında yeteri kadar kadrolaĢma hiç yoktu. Biz bu Ģartlarda çok ilkel tarzda mücadelenin Ģekillendirilmesini, hakim ulus koĢullarında, oranın gençliğine yoğun olarak hakim olan burjuva ideolojisi ortamında bir mücadele grubu olarak ortaya çıkmayı düĢünebilir veya bazı ilkeleri aklımıza getirebilirdik. Bundan baĢka bir Ģey yapamazdık.

Özellikle Ģu sorun arkadaĢların kafasına sık sık takılır: BaĢlarken niye daha ciddi bir teĢkilatlanma ve niye daha ciddi bir prog- ramla yola çıkamadık? Evet, bu nedenlerden dolayı çıkamazdık. O dönemde genelde bütün hakim ulus aydınları üzerinde de yo- ğun olan burjuva etkiler, yine buna bağlı olarak asimilasyondan geçirilmiĢ ve ayrıca hakim ulus burjuvazisinin etkisinde olan bizler fazla bir Ģey yapamazdık. Üzerimizde geliĢtirilen baskılar, geliĢtirilen her türlü eritme politikaları bizim böyle güçlü bir atılım yapmamızı engelliyordu.

Bugün o günkü Ģartlarda ortaya çıkıĢımıza mutlaka eleĢtiriler getirilmelidir. O Ģartlarda ortaya çıkıĢ, aslında bugünkü yapımızı da ĢartlandırmıĢtır. Bugünkü konumumuzu az çok anlamak açısından, o günlerin ortaya çıkıĢının tarihi somut koĢullarını mutlak a anlamak gerekir. Bunları kavramadan, Kürdistan'a sosyalizmin nasıl taĢırılacağını, Kürdistan'da sosyalizmin nasıl b elli bir örgüt- lenmeye, belli bir pratiğe uygulanacağını anlayamayız. Bizim orada ortaya çıkıĢımız diyalektiğin bir gereğiydi. Bu ne tesadüftür, ne de birkaç dahi veya birkaç uyanık adamın ortaya çıkması ile izah edilebilir. Böyle değildir. Bizim orada orta ya çıkıĢımız, ta- mamen ülkenin uzun bir tarihi geçmiĢ içerisinde belli bir baskı ve sömürü mekanizması altında tutulmasının doğal bir sonucudu r. Tamamen tarihi geliĢmelere uygun, dünya çapındaki geliĢmelere uygun bir durumdur.

Bu yolda ortaya çıkarken, bilindiği gibi daha çok hakim ulus Ģovenizminden ve devrimci saflar arasındaki sosyal- Ģovenizmden çok etkilendik veya bunlardan etkilenmekle birlikte, bunlara aĢırı tepkilerde bulunarak, bu konuda onları en sert biçimde eleĢtirerek, Marksizm’i yeniden ve kendi ülkemiz koĢullarına doğru bir Ģekilde taĢırmaya çalıĢtık. Bu konuda üç dört sene uğraĢıldı aslında. Bu unutulmamalıdır. Sosyal Ģovenizmin teorik alanda mahkum edilmesi, mahkum edildikten sonra Kürdistan'da çok sayıda grubun ortaya çıkması tesadüflere bağlanamaz. Bu konuda bizim yoğun bir Ģekilde geliĢtirdiğimiz mücadeleyle özellik- le Kürdistan'daki gençlik üzerinde çok güçlü bir baskı oluĢturan böyle bir ideolojiyi eleĢtirmemiz, giderek teĢhir ve deĢifre etme- miz, Kürt aydınlarında veya Kürdistan'da devrim yapmak ve bütün Kürdistan için görüĢ geliĢtirmek isteyen gruplarda, sosyal Ģovenizmin biraz kırılmasını getirdi ve daha çok Kürdistan için hareketler yaratma, örgütler yaratma, ideolojiler yaratma d önemi baĢlatıldı.

Biz, gerçi bu çalıĢmayı bir dergiyle, güçlü bir ajitasyon ve propagandayla yapmadık; biz böyle bir çalıĢmayı daha çok sözlü propagandayla, çok küçük öğrenci birimlerinde, masa baĢı toplantılarında, dernekler ve lokallerde yapıyorduk. Ama bu da bir görevdir. Çünkü Türkiye devrimci hareketinin o andaki Ģartları göz önüne getirilirse, onların da daha çok derneklere, okullara kapandığı, lokallerde bulundukları gerçeği hatırlanırsa, bizim bunları eleĢtirmemiz ve kendi ideolojik bagajımızı burada dold ur- mamız en doğal bir geliĢmeydi. Dikkat edilirse, arkadaĢların çoğu bu sürece tanıktır, biz burada sosyal-Ģovenizmi ve Ģovenizmi az çok aĢarak ülkenin tarihine, ülkenin somutuna yaraĢabilmeyi gerçekleĢtirdik veya bu konuda belli bir geliĢme sürecine girdik. Aynı zamanda ülkeye de yavaĢ yavaĢ yayılmaya baĢladık. Eğer biz ideolojik alanda, hakim ulusun metropol bölgelerinde, daha önemli eğitim ve kültür merkezlerinde böyle bir geliĢmeyi baĢarmasaydık, eminiz ki ne ülke koĢullarına yeniden bir dönüĢ yapa r- dık veya bu ülkede bir devrim sorununu kendimize hedef olarak görebilirdik, ne de bugün burada olan ana gruplar, yerel gruplar ortaya çıkabilirdi.

Bunun mutlaka bir ideolojik temeli vardır. Bu ideolojik temelde daha çok hakim ulus milliyetçiliğinin en güçlü biçimi olan Kemalizm ve bunun devrimci sol saflar içerisindeki biçimi olan sosyal-Ģovenizm iyice teĢhir edildikten, bu eleĢtiriler sonucunda hakim ulus alanında, burjuvazinin egemenlik alanında fazla bir Ģey bulamayacağımızı kavradıktan sonra ülkeye dönme gereklil i- ğini somut olarak daha netleĢtirdik. Bu temelde ilerici güçlere ve halkın sosyal, kültürel ve siyasal alanda geliĢmesine yeniden alan yaratmak, geliĢme alanı yaratmak için ülkeye dönmekten baĢka bir çaremizin kalmadığını, iyi yürekli ve halkın çıkarlarına bağlı dürüst unsurlara anlatabildik. Ve küçük burjuva çıkarlarını ve Ģahsi problemlerini yenebilenler, Ģahsi endiĢelerini bir yana bıraka- bilenler, insanlığına bağlı olanlar, proletarya enternasyonalizmine ve yurtseverliğe duydukları inançtan ötürü ülke Ģartlarına geldi- ler.

Tabii ki bu ülke Ģartlarına giriĢle birlikte, yerel hakim güçlerden kaynaklanan bazı ideolojik fikirlerle karĢılaĢacağımız ve bun- larla bir tartıĢma ve çatıĢma ortamına gireceğimiz bekleniyordu. Biz daha ilk ortaya çıktığımızda, kendimize ilke olan bir görev saptamıĢtık: Birincisi, hakim ulustan kaynaklanan Ģovenizm ve sosyal-Ģovenizmin ideolojik alanda sıkı bir eleĢtirisi; ikincisi, bas- kılar altında bunlarla sıkı iliĢki içinde olan, daha çok hakim ulus Ģartlarında ve onun sömürgecilik politikaları doğrultusunda olu- Ģan -ister komprador ister küçük burjuva güçlerden kaynaklansın- bazı yerel burjuva reformist milliyetçi akımların olabileceğini ve iki akımın da mutlaka deĢifre edilmesi, teĢhir edilmesi ve maskesinin düĢürülmesinin gerekliliğiydi. Bunları ortaya çıkan bu grubun önüne en önemli ideolojik görevler olarak koymuĢtuk.

Aslında bugünkü pratik ve bugün gelmiĢ olduğumuz seviye, bizim ideolojik alanda hedeflerimizi bu Ģekilde saptamamızın ne derece zor olduğunu bize göstermiĢtir. Gerçekten o anın en önemli ideolojik hedefleri bu iki akım olabilirdi. Marksistlerin karĢıla- rına alabilecekleri elbette ki bu iki akım olacaktı.

Bu iki akımın çeĢitli versiyonları, çeĢitli biçimleri olacaktır. Biz ayrım yapmadık zaten. Sosyal -Ģovenizm kaç grup tarafından temsil edilir, reformist teslimiyetçi milliyetçilik kaç grup tarafından temsil edilir, dünyayı nasıl anlarlar, kaça bölerler, bunları hiç ciddiye almadık. Onların asıl temeli bu olmalı; yani bir yandan yerel Ģartlar, hakim ulusun Ģartları ve bir de ezilen ulusun yerel Ģartları bunlara biçim veriyor, bir yandan da bunlar biçimlerini örtbas etmek için Ģu veya bu konuda uluslararası kalıpları kendil e-
rine temel alıyorlardı. Ama onlar temel alıyorlar diye biz hiçbir zaman "falan grup sağlam Marksist’tir" d emedik. Daha çok onları yerel çıkarları, temsil ettikleri ulusun veya bu ulusların burjuva egemen güçlerinin çıkarları doğrultusunda ele aldık; yine geliĢtir- dikleri görüĢlerin, ideolojilerin daha çok bu sınıflara hizmet ettiği Ģeklinde ele aldık ve eleĢtirdik. Bu eleĢtiri bize son derece büyük bir güç kazandırdı.


Biraz dikkat edilirse, o dönemde aslında biz böyle binlerce, on binlerce bir güç haline gelmek bir yana, beĢ -on kiĢi bile bir araya gelemiyorduk. Bir yandan yerel gericiliğin oradaki temsilcileri, öte yandan hakim ulus burjuvazisinin te msilcileri bize dü- Ģüncede bile yaĢama hakkı tanımıyorlardı. Bizim de tabii kültürel geriliğimiz, dünyadaki çağdaĢ düĢünce biçimlerine varamayıĢ ı- mız bizi büyük bir sıkıntı içinde bırakıyordu. Ama dediğim gibi, yaralar bu Ģekilde doğru saptanınca ve bir de Marksizm’in esas kaynaklarından aktarma ilkesini kendimize temel alınca, bir geliĢmenin olmaması mümkün değildi. Ne derecede yalnız olursa olsun, ne derecede az olursa olsun, kendilerine böyle doğru tarihi somut hedefleri tespit eden bir mücadele grubunun mutlaka geliĢeceği, orada Ģekilleneceği ve mutlaka ülkede önderliği ele alacağı açıktı. Bizim o zamanki inancımız buydu.

Bugün geliĢen pratik de bizim ne kadar haklı olduğumuzu daha çok arkadaĢlara göstermiĢtir. Demek ki, sosyal -Ģovenizmle mücadelemiz bizi ülkeye götürdü. Aynı zamanda ülkedeki yerel hakim güçlerle, burjuva, küçük-burjuva ve feodal kesimlerle ve bunların temsilcileriyle yaptığımız ideolojik, örgütsel ve eylemsel mücadelemiz bizi halkla birleĢtirdi. Yine bunlar hakkındaki bazı ham hayallerimizi (fazla değildi bunlar) geri çekti. Bunlar hakkındaki tespitlerimizin doğruluğunu ortaya koydu.

Biz hakim ulus koĢullarından ayrılırken, "bölücülük yapılıyor, proletarya safları bölünüyor, proletarya enternasyonalizmine ters davranılıyor" deniliyordu. Buraya geldiğimizde de "siz yurtseverleri bölüyorsunuz, siz halkı birbirine kırdırıyorsunuz, siz halkı parçalara ayırıyorsunuz, siz bölücüsünüz, siz halkın baĢına en büyük belasınız" denilmiĢti. Evet, bu konuda da ĢaĢırmad ık. Bunu diyenlerin hem ulusun, hem de halkın geliĢmesinin önünde en büyük engel olduğunu görmüĢ ve bunlara yüklenmemiz ge- rektiği sonucunu dünya halklarının pratiğinden çıkarmıĢtık ve bunda biz haklı çıktık. Yerel gerici güçlere karĢı, o nların ideolojik alandaki temsilcilerine karĢı, beĢ-on tane grup olmalarına rağmen, arkalarında son derece büyük bir maddi destek, geniĢ sosyal bir destek olmasına rağmen, böyle bir mücadele yürütüp kısa bir sürede yenilgiye uğratarak, onları çok çok gerimizde bıraktık. Onlara önemli darbeler vurarak, ülkemizin büyük bir bölümü üzerinde, hiç olmazsa ideolojik alanda bir denetim, bir etki kurabildik.

Biz burada sosyal-Ģovenizmin ideolojik özüne girmeyeceğiz. Keza yerel gericiliğin temsil ettiği ideolojinin özünü deĢmeye- ceğiz. Biz bu konuları daha çok program bölümünde ele alırız veya program zaten bu konudaki görüĢlerimizi ele almıĢtır. Orada değinmeyi daha çok gerekli görüyoruz. Daha çok iĢlemek istediğimiz husus, iki önemli ideolojik hedef doğrultusunda geliĢtird i- ğimiz pratikleri biraz daha yakından görmektir.

Biz teorik olarak bazı belirlemeleri ortaya çıkarıp bunu bir ideolojik mücadele aracı haline getirdikten sonra,
tabii ki bir yerde ülkenin pratiğiyle kaynaĢma, ülkede kendimize bir pratik hazırlama ile yüz yüze geldik. Halbuki ülkede yüzyıllardan beri ihanetin, alçaklığın, uĢaklığın, soysuzluğun oluĢturduğu kaypak, ikiyüzlü bir yapı vardı. Bu yapıların bir yerde bizim yurtseverlikle dolu olan, halkın çıkarlarına bağlılıkla dolu olan bir yığın iyi niyetli amaçlarımız ve davranıĢlarımıza ters düĢeceği, bunlarla büyük çatıĢmalara gireceğimiz, hatta ağır kayıplarla da olsa, bazen aĢırı bir sertlikle bunların üzerine gideceğimiz açıktır. Kısac a ortadaki son derece karanlık olan veya son derece dikenli, insanlıktan ve yurtseverlikten nasibini almamıĢ bu alanda, taktik olarak bazı hataların da yapılabileceği, bazı aĢırı iliĢkiler ve hatta bazı korkulu anların da yaĢanabileceği açıktır.

Bir devrimci düĢünceyi teoride inĢa etmekle veya bir örgütlenmeyi, mücadeleyi teoride inĢa etmekle, bunu pratikte gerçekle Ģ- tirmek iki ayrı safhadır veya iki önemli çalıĢma alanıdır. Teoride Marksizm’i yaratabilmek, teoride Marksizm’i ülkeye uygulaya- bilmek önemli bir görevdir; biz bunun zorluğunu, bu konudaki çabaların ağırlığını, bu konuda atılan adımların ne der eceye kadar önemli olduğunu inkar etmiyoruz. Bunu tümüyle gösterdik. Ama öte yandan aynı Ģekilde ülkedeki pratiğin de çok zor olacağını, bu konuda büyük güçlüklerle karĢılaĢılacağını da inkar etmiyoruz. Nitekim pratikte bulunan arkadaĢların durumu buna tanıktır. Teoride son derece iyi geliĢen arkadaĢlarımız, pratikte adeta çuvalladılar veya teoride son derece zayıf olan bazı arkadaĢlar pratik- te baĢarılı olabildiler. Bu nereden ileri gelir? Bu, teori-pratik kopukluğundan veya teori ile pratiğin aynı Ģey olmadığını, birbirini etkilediğini fakat iki ayrı alan olduğunu iyi anlamamaktan doğuyor. Teoride son derece doğru çözümlemeler insanı birdenbire baĢarılı ihtilalci eylemlere götüremez. Eğer pratiğin gerektirdiği Ģeyler yapılmazsa, pratik çalıĢmaların bizden istediği tedbirler, örgütler ve elveriĢli taktikler bulunmazsa, bu iĢ için eğitim ve uzmanlık yaratılamazsa, o teorinin gerekli kıldığı ve bizden istediği mücadeleyi bir türlü yaratamayız.

Demek ki, teoride güçlü olan yapımızın pratikte aksaması, pratikte bizi son derece güç durumlarda bırakması aslında buradan ileri geliyor. ArkadaĢlar teoride çözümledikleri bir davayı pratikte de çözdüklerini, teoride inandıkları bazı görüĢlerin ade ta örgüt- süz ve mücadelesiz gerçekleĢeceğini sanıyorlardı. Bu bir yerde Marksizm’in ilk doğduğu andaki durumuna benziyordu: "Sosya- lizmi konuĢalım, öğrenelim, sosyalizm kurulur" diyorlardı. BaĢlangıçta böyle bir durum vardı. Bizimkiler de salt "milli meseleyi öğrenelim" yaklaĢımı içindeydiler, sanki onunla kurtuluĢ sağlanacakmıĢ gibi... Bazı arkadaĢlar zaten bunu itiraf ettiler; "ulusal sorunu iyi konuĢmakla, ulusal sorunu çeĢitli güçlere karĢı iyi savunmakla, biz devrim olacak sandık" dediler. Bu dereceye kad ar sübjektivizm içine itilmiĢlerdi.

Öte yandan bazı arkadaĢlar da kendilerini aĢırı bir pratiğe vererek devrimin olabileceğini, bir-iki güçlü silahlı eylem veya bir- kaç eylem koyarak ülkede devrimi yapabileceklerini sanmıĢlardı. Bu arkadaĢlar da belirli ölçülerde moral bozukluğuna uğramı Ģ- lardı. Yani bunlar da bir sübjektivizm hatasının kurbanı olmuĢlardı: "Niye olmuyor? Bu kadar çabaladık, canımızı verdik, ama niye devrim hala olmadı?" Bunlar da devrim için güçlü bir teorik inĢanın gerekli olduğunu, güçlü bir örgütlenmenin gerekli ol du- ğunu kavrayamadılar. Birkaç dar pratikle, ilerisini göremeyen pratikle ülkeyi kurtarabileceklerini sandılar. Tabii ki, bu onlarda biraz inançsızlık ortaya çıkarabildi. Tabii ki kendilerini yenileyemezlerse ve diyelim zamanında kendilerini yenileyemedilerse, bunlarda bir çözülme de beklenebilirdi.

Aynı Ģey teoride çok geliĢen kiĢiler için de geçerlidir. Kendi teorilerinin doğruluğu ve pratikte uygulanması için gereken pra- tik çalıĢmaları yapamamıĢlarsa, pratiğin apayrı bir uzmanlık iĢi olduğunu kavrayamamıĢlarsa, bunların da biraz morallerinin b o- zulması, bunun inançsızlığa dönüĢmesi ve hatta çözülmesi mümkündür.

Çok sınırlı da olsa, bu nedenlerden ötürü yani teori-pratik kopukluğundan veya bu iki alan arasındaki iliĢkilerin doğru kav-

ranmamasından ötürü, bazılarında ihanete varacak kadar durumlar olmuĢ; çok az da olsa bazılarında biraz inançsızlık olabilmiĢ
veya moralsizlik olmuĢtur. Bu durum bazılarında bir durgunluğa, bazılarında ise bir geliĢmeye yol açmıĢtır. Teori-pratik birliği kendisini arkadaĢların önüne koydukça, bunlar Marksizm’i yaratıcı bir biçimde kavramada iddialı oldukları için, sorunların altına girme ve o sorunlara belli çözümler getirme imkanı sağlandıkça bu arkadaĢlar güçlenmiĢ ve giderek ülkemizin mücadelesinin önderliği sürecine girmiĢlerdir. Bu da sorunu doğru kavrayanlar, soruna doğru çözüm getirenler için söz konusudur.


Tabii ki biz bu alanda da belli bir geliĢme içindeyiz. Demek ki demin saydığımız iki nedenden ötürü Ģu durumlara fazla k a- pılmayın: "Teori niye pratiğe iyi aktarılamadı?" veya "pratikte niye bizde güçlü bir kurtuluĢ hareketi yaratmadı?" gibi sorunlar bizim için fazla önem taĢımaz. Biz bu düĢünce ve anlayıĢ içerisinde olanların hatalarını görebiliyoruz, bunların daha çok süb jektif hatalar olduğunu görebiliyoruz. Bunu hem teoride hem de pratikte veya karĢılıklı olarak birbirini nasıl etkilediklerini iyi kavraya- madıklarına bağlıyoruz. Tabii ki bunun arkasında bazı sosyal motiflerin ve bazı küçük burjuva anlayıĢların olduğunu da söyley ebi- liriz.

Bu süreçte söylenmesi gereken bazı Ģeyler daha vardır. Sadece mücadelede tamamen baĢarısızlığa uğrayıp da bir köĢede ka- lanlar için değil, öte yandan mücadele içinde bulunmakla birlikte durgunlaĢma olayından veya yaratıcılık denen husustan son derece geri kalma olayından da bahsedebiliriz. Marksizm’in teorisini az çok bilebilmede veya bunu ulusal soruna uygulayabilmede biraz geliĢmenin ülkede devrim yapmayla eĢ anlama gelmediği kavrandığı zaman, daha çok sistemli bir teorik d üĢünceye ve daha çok ülkenin koĢullarını açıklamaya yönelik bir kavram ve düĢünce bütünlüğüne yönelmek gerekirken, bu konuda bira z durgun- laĢma, yine bu teorinin güç kazanabilmesi için lazım olan pratikten geri kalma, pratik iliĢkilere fazla iĢlerlik kazandıramam a, bi- zim arkadaĢ çevremizde veya grupsal çalıĢmamızda bazı bölgelerde durgunluğa yol açabilmiĢtir. Uzun veya kısa süreli de olsa, bu durum durgunluklara yol açabilmiĢtir. Ama bu sorunun iyi kavrandığı, iyi ortaya konulduğu alanlarda hızlı geliĢmeler olabilir. Biz bir yerde fazla geliĢmeyi, bir yerde durgunlaĢmayı demek ki burada aramalıyız.

Teori-pratik bütünlüğü içinde yer alan arkadaĢlar, sorumlu kiĢiler bu bağı iyi çözemedikleri ve kuramadıkları için, kendi böl- gelerinde ve yerel gruplarında bunu güçlü bir Ģekilde temsil edemedikleri için belli ölçülerde geliĢmemeye yol açmıĢlardır. Ama bu bağı çok iyi kuran arkadaĢlar da kendi bölgelerinde güçlü bir geliĢme sağlamıĢlardır. Yani demek ki sübjektivizm hatasına düĢmeyen, bu konuda ister teoride ister pratik alanda mücadele Ģartlarının zorluklarının üstüne gitmede inatçı olan arkadaĢlar geliĢmeyi sağlayabilmiĢler ve mücadelemizi bugüne getirmede katkıda bulunmuĢlardır.

Bugün mücadelemiz, özellikle ideolojik alanda önemli görevleri baĢarmıĢtır. Ġdeolojik alanda sosyal -Ģovenizm kesinlikle teĢ- hir edilmiĢ, hakim ulus devrimciliği açısından da eskisi kadar tanınamayan bir biçime yöneltilebilmiĢtir. Yerel gericilikten kaynak- lanan reformist uzlaĢmacı görüĢler yeteri kadar teĢhir edilmiĢtir ve bunların da belli ölçülerde yenilgiye uğratılma durumlar ı var- dır. Bu durumlar onları biraz daha Marksizm’e yöneltmek zorunda bırakmıĢtır. Yani eskiden kaba olan oportünizmlerini günü- müzde biraz daha, incelterek, biraz da yontarak yeni biçimler altında karĢımıza çıkartmalarına yol açmıĢtır. Tabii ki bu durum ideolojik mücadelede bizim önümüze yeni görevler koyar. Daha incelmiĢ oportünizm biçimlerine karĢı vereceğimiz mücadele, kaba yöntemlerle verdiğimiz mücadelenin, ideolojide ve bununla mücadele yöntemlerinde biraz daha biçim değiĢikliğine uğrama- sıyla olacaktır ki, mutlaka inceleyerek (inceleme ve bir merkezi örgütlenme anlamında söylüyorum) kaba mücadele biçimleriyle değil, daha çok sözlü veya rakibinle adeta feodal biçime göre savaĢma değil, biraz daha modern usule göre ideolojik mücadele, modern usule göre savaĢ yapma görevini önümüze koymuĢtur.

Sosyal-Ģovenizme karĢı ideolojik görevler, mücadele bu dönemde de bitmemiĢtir. Keza reformist burjuva kesime, burjuvazi- nin temsilcilerine karĢı da ideolojik mücadelemiz bitmemiĢtir. Yine bunlara karĢı pratik mücadele (pratikte silahlı mücadeleye varana dek) ilkelerimiz bitmemiĢtir, ortaya atacağımız mücadele biçimleri vardır ve bunları bu koĢullarda arayıp bulmak gereke- cektir. Eski mücadele yöntemlerimizin yerine yeni mücadele yöntemlerini geliĢtirmemiz, oportünizmin eski biçimlerini arama yerine yeni oportünizm biçimlerini aramamız, araĢtırmamız gerekecektir. Dediğim gibi, bugün daha geliĢmiĢ koĢullar altında ideo- lojik görevlerimiz ortaya çıkacaktır. Önemlidir, bu ideolojik alandaki baĢarılarımız önemlidir. Bunların mücadele ettiğimiz grupla- rı yenilgiye uğratması ve bu güçlerin yeni biçim değiĢiklikleriyle, yeni oportünist biçimlerle karĢımıza çıkmaları önemli bir olgu- dur. Bu mutlaka görülebilmeli ve bu yeni biçimlere karĢı bizim de yeni biçimlerle mücadele yöntemimiz anlaĢılabilmelidir. Ark a- daĢlar bu konuda görüĢ ve önerilerini geliĢtirebilmeliler.

Bütün bu ideolojik mücadelelerimizin sonucunda, aslında daha sağlam bir dünya görüĢüne, ülke hakkında daha sağlam bir gi- riĢe vardık ve ayrıca görüĢlerimiz geliĢtikçe, siyasal, ideolojik ve giderek örgütsel alanda daha berrak görevlerimiz ortaya çıktı. Biz bu süreç içerisinde ideolojik alanda verdiğimiz mücadeleler sonucunda, nasıl bir dünyayı tahlil ettik, dünyayı nasıl görebildik, dünyadaki durumu nasıl kavrayabildik?

Dikkat edilirse bu konuda önemli geliĢmeler, önemli değiĢmeler geçirmiĢiz. Ġlk baĢta dünyayı feodal bir tarzda kavrıyorduk. Unutmayalım, daha çok çocukken tam bir 'gavur-Ġslam' biçiminde bir dünya anlayıĢımız vardı, daha da geliĢtiğimizde bir küçük- burjuva anlayıĢımız oldu. Yani "Her Ģey Türkiye'dir" veya "Türkler dünyanın en büyük ulusudur" deniyordu. Hayır, bu böyle değil. Bu ideolojik kapsam içinde geliĢtiğimizde dünyayı adeta göremiyorduk, baĢka dünyaların olabileceğine, baĢka halkların da geliĢebileceğine inanmıyorduk. Ne varsa önümüzde, burjuvazinin koyduğu Ģeylerdi. Marksizm’le temas kurmadan önceki dünya anlayıĢlarımız bunlardı.

Dikkat ederseniz daha sonra Batı'nın üstünlüğünü, kapitalist dünyanın üstünlüğünü kabul etmiĢtik. Henüz sosyalizmi tam ta- nımadığımız süreçlerde, bilgilerimiz belli ölçülerde biraz daha geliĢtikçe, kapitalist alanı, emperyalist alanı (NATO'yu, Avrupa'yı) her Ģeyin en büyük gücü olarak görüyor ve kendimizi de son derece güçsüz, geri, Ģekilsiz topluluklar biçiminde algılıyorduk. Ken- di Ģartlarımızda bir kompleksi yaĢama, ama düĢmanın gücünü alabildiğine abartma vardı. Bütün bunlar bizde kiĢiliği ortadan kal- dırmıĢtı; ulusal kiĢilik kalmamıĢtı, bireysel düzeyde bile savunabileceğimiz bir kiĢilik yoktu. Tamamen geçmiĢten kaçma, yerel Ģartlardan kaçma, kiĢiliksizliği örtbas etmek için sahte biçimlere bürünme ve böylece emperyalizmin, sömürgeciliğin bir maĢası olma yolundaydık.

Yine bu durumları doyurucu görmedik, bu dünya anlayıĢlarını doyurucu görmedik. Daha değiĢik dünyaların olabileceğine d a- ir umudumuzu muhafaza ettik. O zaman aslında biz özellikle bilimsel alanda biraz daha geliĢmemiz gerektiğini anladık veya daha çok bilimde, özellikle toplumsal bilimlerde ilerlememiz gerektiğini kavradık. Çünkü insanlık özlemlerimiz için, içinden geldi ğimiz halk toplulukları için hiçbir Ģey elde edemeyeceğimiz açıktı. ĠĢte bütün bunlar bizi daha çok bilime, özellikle toplumsal bilime yöneltti. Toplumsal bilimlerdeki geliĢmemiz sosyalizme, sosyalizme yöneltmesiyle birlikte ulusal soruna yöneltti. Bütün bunlar bizi nereye yöneltti? Bir çağ anlayıĢına yöneltti. Bütün bu geliĢmeler sürecinde biz çağ anlayıĢımızı biraz somutlaĢtırdık, biraz daha gerçeğe uygun bir biçime kavuĢturduk.


Bu da daha çok programda dile getirilmiĢtir; program taslağında çağ anlayıĢı, çağın dayandığı uygarlık geliĢimi anlatılmıĢtır. Ayrıca bugün böyle bir çağda ve bu çağın dayandığı uygarlık süreci içerisinde ülke olarak, halk olarak varlığımızın nerede nasıl baĢladığı, tarihi süreç içerisinde nasıl geliĢtiği ortaya konulmuĢtur. Günümüzde de yerimizin ne olduğu, hangi son siyasal, e kono- mik baskılar karĢısında durduğumuz belirtilmeye çalıĢılmıĢtır.

Ben yine bu konudaki düĢüncelerimi daha çok o bölümde anlatmak istiyorum veya program konusunda bir özet bilgi verirken yine orada açıklamayı gerekli görüyorum. Bunu o bölüme bırakmayı düĢünüyorum. Yine dünya yorumu, dünyanın iç inde ülkemi- zin yorumu, bunların önümüze serdiği siyasal, ideolojik ve daha çok örgütsel görevleri tüzük bölümünde o konuda ileri süreceğ iz. Tüzük kuralları konuĢulurken örgütsel görevlerden bahsetmeyi düĢünüyoruz. Keza siyasal görevlerimiz de, yeni programın görev- ler bölümü gözden geçirilirse, orada bazı maddeler halinde geliĢtirilmiĢtir. Bunlara bir açıklık getirirken, siyasal görevlerimizi açıklayabiliriz.

Burada Ģu kadarını söyleme gereğini göz önüne getirebiliriz:

Çağımız hakkında bugün çarpıcı bazı düĢünceler vardır. Bu konuda özellikle son zamanlarda 'üç dünya', 'bloksuz ülkeler', 'az geliĢmiĢ ülkeler', 'kalkınma sürecinde olan ülkeler' gibi bazı kavramlarla dünya aldatılmaya çalıĢılıyor. Bu kavramların sahteliği anlaĢılmalıdır. Aslında dünya halklarının kurtuluĢ mücadelesini gerçek temellerden kopartmak, bunları sahte temellere oturtmak; emperyalizmin daha çok sömürüsüne imkan verecek biçimde ve emperyalizmin baskısını gizlemek amacıyla bu kavramların tür e- tildiğini bilmek durumundayız. Büyük devlet Ģovenizmi, emperyalizmin çıkarları, milliyetçilik, dünyayı ‘bloksuz ülkeler, az ge- liĢmiĢ ülkeler, geliĢme sürecinde olan ülkeler, yeni ekonomik düzenlemeler’ gibi fikirler altında tahlil etmeye götürüyor. Ama bunlar halkların ne bağımsızlık, ne demokrasi, ne sosyalizm çıkarlarını dile getirmektedir. Bu tip dünya anlayıĢları, emperyalizmin ister sosyalist ülkelerde olsun ister emperyalizmle mücadele sürecindeki ülkelerde olsun, oradaki özellikle revizyonist görüĢlerin eseri olabilir. Diğer arada kalmıĢ ülkelerin de daha çok burjuvazisinin, özellikle ulusal burjuva iddiasında olan, yeni bir sanayi kalkınmasını yaratmak isteyen burjuva güçlerin ve bunların sözcülüğünü yapan aydınların görüĢleri olabilir.

Kesinlikle bu görüĢlerin ne dünya proleter enternasyonalizmiyle, ne halkların bağımsızlık ve demokrasi mücadelesiyle iliĢkisi vardır. Özellikle Lenin zamanında, Stalin döneminde bu tip kavramlar yoktu. Dünya, devrimci bir Ģekilde Sosyalist Sovye tler Birliği'yle, sosyalizm sürecine giren Sovyetler Birliği ile ona karĢı kutsal bir ittifak kuran emperyalist ülkeler biçiminde ayrılmıĢtı. Sosyalist ülkeler bir yandan emperyalist ülkelerdeki iĢçi sınıfı hareketliliğiyle güçlü ittifaklarını geliĢtirirken, öte yandan sömürge halkların sınıfsal kurtuluĢ mücadeleleriyle güçlü bir ittifak kurmuĢlardı ve neredeyse tek bir cephe halinde emperyalist güçlere karĢı savaĢ veriyorlardı. Merkezinde Sovyetler Birliği'nin yer aldığı, bir yandan dünya iĢçi sınıfı hareketiyle, öte yandan s ömürge- lerin ulusal kurtuluĢ hareketleriyle bir bütün teĢkil edildiği bu cephe özellikle Ekim Devrimi'yle birlikte geliĢti. Sovyetler Birli- ği'nde sosyalist inĢanın geliĢmesiyle birlikte bu cephe daha da pekiĢti. Bu cephenin geliĢmesiyle Ġkinci Emperyalist Dünya Sa va- Ģında emperyalist kampın büyük bir yenilgiye uğramasına, dünyada sosyalist ülkelerin sayısının artmasına ve sosyalist kampın geliĢmesine, yine bu sosyalist kampın geliĢmesi temelinde merkezinde Sovyetlerin yer aldığı dünya iĢçi sınıfı hareketinin ve ulusal kurtuluĢ hareketlerinin daha da geliĢmesine tanık olduk.

SavaĢtan önce özellikle III. Enternasyonal'in oluĢturduğu bu cephe, II. Dünya SavaĢında son derece olumlu örneklerini göst e- rebilmiĢtir. Demokrasi ve ulusal kurtuluĢ cephesini faĢist kampa karĢı baĢarıya götürmüĢ ve bu anlayıĢ dünya halklarının büyük bir bölümüne bağımsızlık ve özgürlük getirmiĢtir. Böyle bir çağda bir yandan emperyalizm ve onun çeĢitli ülkelerdeki iĢbirlikçi b ur- juvaziyle kurduğu ittifaklar veya bazı yerel ve bölgesel paktlar (ki emperyalistlerle iĢbirlikçiler bir araya geliyor, onlar da bir kamp oluĢturabiliyorlardı, örneğin, bir BirleĢik Cemiyeti Akvam vardı) oluĢturulabiliyordu. Öte yandan buna karĢı Sovyetler Birliği önderliğinde, Stalin önderliğinde de dünya halklarının birleĢik cephesi yaratılmıĢtı. Ve demin söylediğim gibi, bu, Ġkinci Emperya- list SavaĢta zafere gidilmesiyle, ne dereceye kadar doğru bir çağ anlayıĢı olduğunu kanıtlamıĢtır.

Sosyalizmin ustalarından Lenin'in emperyalizm hakkındaki tahlillerine, ulusal sorun hakkındaki görüĢlerine somutluk kaza n- dırdığı 1914'lü, 1916'lı yıllar böyle bir geliĢmeyi veya dünyada böyle bir kamplaĢmayı haber vermektedir. Ekim Devrimi'yle bi r- likte bu kamplaĢma teorik bir olgu olmaktan çıkıyor, giderek pratikte somutluk kazanıyor. Sovyetlerde sosyalist inĢanın da ge liĢ- mesiyle herkesin görebildiği bir gerçek haline gelebiliyor. Yine Ġkinci Emperyalist SavaĢtan sonra sosyalizmin, ulusal kurtuluĢ hareketlerinin ve demokrasinin zaferiyle artık hiçbir kimsenin inkar edemeyeceği bir çağ Ģekillenmesi ortaya çıktı. Teoride ustala- rın yıllarca geliĢtirdikleri düĢüncelerin pratikte de anlam kazandığını ve artık emperyalist kampın tamamen bir çekilme, kendini ayakta tutmak için yeni birtakım düzenlemelere gitme dönemine girdiğini, ama öte yandan dünya halklarının mücadelesinin, öze l- likle ulusal kurtuluĢ hareketlerinin bu temelde çığ gibi büyüdüğünü gördük. Böyle bir çağın, çağ değerlendirmesinin anlaĢılmaya- cak bir yanı veya bugünkü sahte birkaç çağ anlayıĢıyla değiĢtirilmesinin imkanı yoktur.

Ustaların son derece berrak bir Ģekilde ortaya serdikleri dünya durumu, yine bu sağlam teorik görüĢler doğrultusunda dünya halklarının çok yükseklere varan kurtuluĢ mücadeleleri, biraz dünyayı anlamaya istekli olan, biraz dünya halklarının kurtuluĢ mü- cadelesine ilgi duyan, anlamakta dürüst davranan, buna biraz ilgi ve sempati duyan herkeste belirgin bir çağ anlayıĢı oluĢturabil- miĢtir. Özellikle II. Dünya SavaĢından sonra dünya halklarının büyük bir kesimi için böyle bir çağ sadece teoride bir sorun o lmak- tan çıkmıĢ, maddi bir kurtuluĢ sorunu haline gelmiĢ ve bu alanda dünya halkları büyük mücadele örneklerini vermiĢlerdir. Bu aynı zamanda dünya halklarının ulusal kurtuluĢ örgütlerinin hızla geliĢmesine yol açmıĢ; yeni bir savaĢın çıkmasına ve yeni bir ko mü- nist enternasyonale gerek kalmadan, bizim gibi nüfusu ne kadar az, halk güçleri ne dereceye kadar yoksul, yine üretim araçları ne kadar geri olursa olsun, bütün bunlara bakmaksızın, yeni bir dünya savaĢı beklemeksizin, bunların ulusal kurtuluĢ sürecine at ıla- bilmenin, bu çağda özellikle elveriĢli uluslararası koĢulların ve bu mücadelede baĢarıya ulaĢmasının maddi temellerini oluĢturdu- ğunu, hiçbir ön Ģartın ve hiçbir kayıtlamanın böyle bir kurtuluĢ mücadelesinden alıkoymayacağını göstermiĢtir diyoruz.


Bu durum bu Ģekilde geliĢirken, dünya halklarının özellikle sosyalizmin büyük önderlerinin görüĢleri doğrultusunda sosyalist inĢayı geliĢtirmelerinin, bunu dünya halklarına bir örnek olarak sunmalarının, dünya halklarının etkin birleĢik cephe hareketlerini yaratmalarının emperyalistlerde ve iĢbirlikçilerinde yeni düzenlemeler getireceği ve bunun da ilk olarak ideolojik alanda baĢlatıla-  cağı açıktır. Bugün bu çağ anlayıĢlarının bu kadar fazla olması ve bu çağ anlayıĢlarının günümüzde dünya halklarının devrimini ciddi bir Ģekilde engellemesi tesadüflere bağlanmamalıdır; bunun daha çok günümüzün bünyesinde aranması gerekiyor. Ġster re- vizyonist, ister emperyalist, ister milliyetçi düzeyde olsun, bu tip ideolojilerin bugünkü durumlarını anlamak açısından, dünyanın bugünkü konumunu bilmekte büyük yarar var. Çoğu arkadaĢı ĢaĢırtan, çoğu arkadaĢın bakıĢ açısını karartan bugünkü dünya du- rumunu görebilmeleri ve özellikle dünyayı son derece ters gösteren ideolojik kargaĢa ortamında, yollarını aydınlatarak yürüye bil- meleri için bugünkü dünyanın durumuna iyi bakmaları gerekiyor.


Bugünkü dünya nasıl bir dünyadır? Evet, bugünkü dünya, aslında ustaların Ekim Devrimi'nden beri, yani Lenin'in daha önc e- den çizdiği dünyadan farklı bir dünya değildir. Çağımız emperyalizmin varlığını sürdürdüğü, emperyalizme bağımlı olarak ulusal baskının yeni biçimler altında sürdürüldüğü, yine Ekim Devrimi'ne bağlı inĢanın geliĢip güçlendiği, sosyalist inĢa temelinde ulusal kurtuluĢ ve iĢçi sınıfı hareketlerinin geliĢtiği bir çağdır. Sosyalizm kazandığı cepheleri kaybetmemiĢtir, bugünkü cepheleri olduğu gibi korumaktadır. Evet, bugün bu cephelerde bazı bozguncu hareketler var; bazı bozguncu davranıĢlara, bazı oportünist, kaypak ve dönek davranıĢlara rastlamak mümkündür. Dünya halkları sosyalist ülkelerin merkezini teĢkil ettiği ve ulusal kurtuluĢ ve iĢçi sınıfı hareketlerinin güçlü bir bağla birbirine bağlandıklarını, (bu bağlar organize olmayabilir, bunu unutmayalım, direkt bir cephe veya direkt bir enternasyonal biçimde bir araya gelmemiĢ olabilirler ama) maddi bir gerçek olarak birbirlerini emperyalizme karĢı desteklediklerini, burjuvazinin baskı ve sömürüsüne belli oranlarda engeller diktiğini inkar edemeyiz. Bu ülkelerin yöneticileri emperyalizmle ne kadar iliĢki kurarlarsa kursunlar, onlarla ne dereceye kadar iĢbirlikçiler biçiminde iliĢkilerini geliĢti rirlerse geliĢ- tirsinler, yine de böyle bir maddi bağ birliği vardır veya dünya halklarının bugünkü emperyalizme karĢı konumu bunu gösterme k- tedir.

Bizim Ģüphemiz Ģu değildir: Bu kadar ulusal kurtuluĢ hareketlerinin geliĢimi, bu kadar iĢçi sınıfı hareketlerinin kazanımı ile sosyalist inĢada bu kadar güçlenmiĢ bir dünyadan geri döneceğimize ve tekrardan emperyalizmin yükseldiği, emperyalizmin dü n- ya çapında yeniden diktatörlüğünü kurduğu bir çağa döneceğimize veya böyle bir çağın yeniden yaratılacağına inanmayız. Böyle bir anlayıĢı dünya görüĢümüze, Marksizm-Leninizm’e ters görüyoruz. Biz tarihte esas olarak kısa Ģartlı diktatörlüğün olabileceği- ni, yani tarihi geliĢmenin bir düzgün hat halinde geliĢmeyeceğini, bazen geriye gidebileceğini, fakat geriye gitmenin daha ileriye bir hız yapmak için olabileceğini, yine tarihte bazı dönemlerde durgunluğun olabileceğini, fakat durgunluktan yeni bir dünyan ın filiz güçlerinin çıkabileceğini savunan bir görüĢün taraftarıyız. Geriye dönüĢler veya bir yayın gerilmesi gibi geriye biraz çekilme, mutlaka ileriye doğru büyük bir sıçrama yapmak içindir. Durgunluk varsayıldığı bazı alanlarda da yeni filiz güçlerin ortaya ç ıkabi- leceğini, yani durgunluk Ģartlarında taze güçlerin oluĢtuğunu ve bu taze güçlerin eski durgunluğu kat be kat aĢan hızlı bir ilerleme içine gireceğini savunan bir tarih görüĢüne veya tarihi materyalist anlayıĢa sahibiz. Biz bu görüĢümüzü Marksizm’i kavradığımız andan itibaren öğrendik ve olduğu gibi muhafaza ediyoruz.

Çağımızda özellikle teknolojinin çok geliĢmiĢliğinden bahseden, atom bombasının çok çeĢitli biçimlerde her gün yeni bir bi- çiminin yaratıldığını; atom, hidrojen, nitrojen, nötron bombalarıyla tehdit altında tutulan bir dünya olduğunu ve bu yüzden de halkların olduğu gibi yerinde durması gerektiğini savunan görüĢler de vardır. Ayrıca BirleĢmiĢ Milletler’de her gün yeni düzenle- melerin tartıĢıldığı ve bu yeni düzenlemeler ıĢığında halklara biraz daha arpalık verileceği, bazı olanakların daha sağlanacağı sa- vunuluyor; bunu da devlet adamlarının, hükümet baĢkanlarının, her türden burjuva bilim adamlarının ciddi ciddi tartıĢtığını görü- yoruz. Bunların boyuna posuna bakıp neredeyse dünya halkları için ciddi Ģeyler vaat edeceklermiĢ gibi veya bu vaatleri gerçek le- ĢecekmiĢ gibi davranıyorlar. Bütün bunlar beyhude veya boĢ davranıĢlardır, boĢ görüĢlerdir. Bunlardan dünya halklarının bekleye- bileceği bir kazanç yoktur. Burjuva bilim adamları üniversitelerde yeni düzenler hakkında, "az geliĢmiĢ, kalkınmakta olan, ikinci dünyalar, üçüncü dünyalar" hakkında istedikleri kadar yeni görüĢ geliĢtirsinler, ciltlerce kitaplar oluĢtursunlar, bu konuda siyasal düzenlemeler, politik örgütler oluĢtursunlar, bunun dünya halklarına kazandıracağı hiçbir somut katkı yoktur. Dünya halkların dan hiçbir somut katkı bekleyemezler. Belirleyici olan, demin söylediğim gibi, dünya halklarının yeni bir savaĢ beklemeden, güçleri- nin azlığına veya çokluğuna, yeni olup olmadığına bakmadan anında bir kurtuluĢ sürecine atılmalarıdır. Çağ böyle bir çağdır. Dünya halklarının kurtuluĢa açılması gerektiğini sürekli bizden isteyen bir çağdır veya dünya halklarının daha önce olduğu gibi bugün de daha güçlü olan bir kurtuluĢ çağıdır.

Dünya tarihinde dünya halkları açısından bu kadar elveriĢli koĢulların bulunduğu bir baĢka dönemi hatırlamıyoruz. Dünya halkları açısından hiçbir dönemde bu kadar elveriĢli koĢul bir araya gelememiĢtir. Özellikle ulusal baskıdan kurtulmak için hiçbir dönemde bugünkü kadar elveriĢli Ģartlar olmamıĢtır. GörüĢlerinin iyi bir özümsenmesiyle anlaĢılacaktır ki, Lenin, sosyalizme bile gidiĢi dünya halklarının bugünkü ulusal kurtuluĢ mücadelelerine derinden bağlamaktadır. Bir sosyalist ülkenin varlığını, iĢçi sınıfı hareketlerinin gerekliliğini inkar etmiyoruz, ama sosyalist dünyaya giden yolun da ağırlıklı olarak bugünkü emperyalizme kar Ģı halkların kurtuluĢ mücadelesinden geçtiğini yadsımıyoruz. Lenin'in görüĢlerinin özünden, dünyada sosyalist inĢanın tamamlanma- sının, dünya çapında sosyalist sistemin kurulmasının daha çok emperyalizme karĢı cephelerde verilecek savaĢlardan geçtiğini çıkarabiliriz.

Bağımlı sömürge halkların, yeni sömürge halkların emperyalizme karĢı verecekleri mücadelede ağırlıklı olarak sosyalist inĢa temeldir veya sosyalist inĢa üzerinde bu hareketler yükselir. ĠĢçi sınıfı hareketleri de gereklidir, ama ağırlıklı olarak sosyalizmi yaklaĢtıracak, sosyalizmi dünya çapında bir olgu haline getirecek çağımızın günümüzün can alıcı sorunu, can alıcı mücadelesi bu halkların kurtuluĢ mücadelesidir. Bunlar daha çok neticeyi tayin edecektir. Sosyalizmin dünya çapında bir gerçek haline gelmesini bu mücadeleler belirleyecek, tayin edecektir. Ama hangi temelde? Sosyalist ülkelerin geliĢmesi, iĢçi sınıfı hareketlerinin varlığını sürdürmesi temelinde. Bu temelde ağırlıklı olarak halkların mücadelesi, çağımızı emperyalizm ve proleter devrimler çağı olmaktan çıkarıp bir sosyalist sistem haline getirecektir. Yalnız bu çağ hakkında da ne fazla aĢırı ham hayal içinde olmak, ne de böyl e bir anlayıĢın çok gerisinde olup inançsızlığa düĢmek gerekir.

Marksizm’in yaratıcı ustalarından öğrenebildiğimiz kadarıyla, çağımızdaki mücadelelerin geliĢim sürecinden anlayabildiği- miz kadarıyla, dünya halklarının kurtuluĢ cephesi, eğer oportünistler ve revizyonistler tarafından engellenmezse, bunun o kadar uzun boylu bir tarihi süreç içerisinde yerine getirilecek bir görev olmadığını, bir yerde burjuvazinin feodalizme karĢı kazandığı zaferden daha erken bir dönemde kazanılabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. BaĢlarda dünya devrimi (tabii ki rekabetçi çağa bağlı olarak) belki de bir sene içinde gerçekleĢecek bir olgu gibi geliyordu. "Avrupa'da burjuvaziyi yenebilirsek, orada burjuvazinin kalelerini fethedersek, biz devrimi sömürgelere de taĢırırız. Teknolojik yardım, kültürel yardım yapar, orayı da sosyalizme götüre-


biliriz" diyorlardı. Evet, daha kısa bir sürede sosyalist dünyaya varmayı düĢünüyorlardı.

Lenin, emperyalist çağda bu anlayıĢı biraz daha değiĢtirdi ve emperyalist çağa uydurarak, emperyalizme karĢı mücadelenin daha uygun olabileceğini ve bir yığın milli kurtuluĢ mücadelesinin verilmesi gerektiğini, ancak milli kurtuluĢ hareketlerinin ve sosyalist ülkelerin el ele vermesiyle, iĢçi sınıfı hareketlerinin el ele vermesiyle sosyalist düzenin kurulabileceğini savunuyordu. O da mesela 1920'lerde neredeyse Avrupa'da bir devrim olabileceğini ve Avrupa'daki devrimin de neredeyse bir dünya devriminin temeli haline gelebileceğini veya dünya devriminin 1920'lerde önemli ölçüde halledilebileceğini, bu konuda önemli bir aĢamanı n kat edileceğini düĢünüyordu. Keza Stalin'de de böyledir. Stalin'de emperyalizmin ömrünü fazla uzatacağına, hele hele bütün sos- yalist ülkelerin geriye dönüĢ yapacağına ve yeniden emperyalist çağın yükseleceğine dair en ufacık bir kırıntı biçiminde de olsa bir düĢünce yoktur. Tutarlı bir anti-emperyalist olarak, emperyalizme karĢı halkların sürekli uyanık ve sürekli mücadele içinde olma- sıyla, proletarya partileri önderliğinde sömürgelerin devrime kalkmasıyla ve Sovyetlerin etkin yardımıyla, emperyalizmin ömr ü- nün çok kısaltılabileceğine, diyelim bir yüz senede, bir elli senede emperyalizmin çözüleceğine inanmaktadır. Evet, bu görüĢleri savunanlar, dünya halklarının mücadelesine hem teoride hem de pratikte yol veren ustalardır.

Peki, biz bundan sonra ne gördük? Bundan sonra neredeyse emperyalizm dünya halklarını tekrar bir barıĢa kavuĢturaca kmıĢ, neredeyse emperyalizm yeniden bir çağ baĢlatacakmıĢ, neredeyse yeni ekonomik düzenlerle dünya halklarına yeni bir geliĢme olanakları tanıyacakmıĢ gibi bir ton safsatayla karĢı karĢıya geldik. Tabii ki, bütün bu görüĢlerin biraz etkin olmasıyla, dünya halk- larının kurtuluĢ cephesinde belli bir duraklamanın olması veya bu cephelerin içten içe parçalanması, bu cephelerin parçalanma sıy- la birlikte dünya halklarında bir umutsuzluk yaĢanması, bu umutsuzluğun da komünist saflarda yarattığı bölünmeler, parçalanma- lar ve giderek kurtuluĢ mücadelelerinin seviyesinin düĢmesi... Evet, bu sonuçları görebildik. Son on beĢ-yirmi senede emperyaliz- min kendini içte restore etmesi, özellikle Amerika önderliğinde dünya emperyalizminin kapitalizmi tekrar restore etmesi, yeni sömürgeciliği geliĢtirmesi, birleĢik askeri örgütlenmeler yaratması, ekonomik örgütlenmeler yaratması, örneğin Dünya Bankası, IMF, AET, NATO, CENTO, SEATO gibi örgütlerin ortaya çıkması yaĢandı. Hem ekonomik, hem politik, hem askeri düzeyde bu tip örgütlerin ortaya çıkması, kesinlikle ABD önderliğinde emperyalizmin kendini restore etmesidir. Emperyalizmin kendini resto- re etmesiyle birlikte dünya sosyalist hareketine karĢı baĢlattığı bir saldırı bile vardır, bu da inkar edilemez.

Bütün bunların sonucunda, dünya çapında kapitalizmin hala güçlü olması ve gücünü önemli oranda muhafaza etmesi, sosya- list ülkelerde özellikle üst yapıda hala eski toplumdan kalma anlayıĢlar, gelenekler ve insan yapısının varlığını sürdürmesi, yine sosyalist ülkelerde sosyalist inĢada iĢlenen bazı bürokratik hatalar sonucunda dünya komünist hareketi içinde, ister sosyalist ülke- lerde, ister devrim yapmayan ülkelerin devrim yapmamıĢ komünist partilerinde, dünya halklarına ve proleter enternasyonalizme uygun olarak yardım meselesi ve giderek sosyalist ülkeleri emperyalizme karĢı nasıl ele almaları gerektiği gibi konularda, reviz- yonist olarak nitelendireceğimiz, Marksizm’den sapma olarak nitelendireceğimiz bazı görüĢlerin doğmasına yol açılmıĢtır. Bugü n bu görüĢlerin dünya çapında etkinlik kazanmasından da bahsedebiliriz. Adeta Ģöyle oluyor: Dünya çapında emperyalizme karĢı, özellikle eski dünyanın bütün kalıntılarına karĢı büyük bir hız kazanan dünya devrimci hareketi adeta bu hızından b iraz sarsıldı veya aĢırı hız onun sağda solda böyle bazı kanalların içine düĢmesine yol açtı. ġimdi bunun sarsıntısı geçirilmektedir veya dünya devriminin geçirdiği bu sarsıntılar her ülkenin özgün koĢullarına göre yaĢanmaktadır.

*.........



Parti Programı



Türk burjuvazisi feodalizmin bağrında oluĢurken, feodalizm de bir yandan özellikle devlet aygıtı içerisinde kendisine bir alan hazırlarken, öte yandan feodal sömürgeci yöntemlerine ek olarak kapitalizmin de sömürgeci yöntemlerini benimsiyor. Bütün bu yöntemleri birbirine karıĢtırarak, karmaĢık bir Ģekilde, dört yüz-beĢ yüz yıllık feodal baskı sistemi yetmiyormuĢ gibi bir de modern kapitalizmin bütün silahlarını kuĢanarak, daha da yoğunlaĢtırıp geliĢtirerek, bir baskı ameliyesine giriĢmiĢtir. Hatta progra m aslın- da bununla da yetinmiyor; tarihi temellerin biraz daha da derinine inmiĢtir. Feodal dönemdeki baskıları sadece Türk feodallerine has olarak ele almamıĢ, bugünkü Kürdistan'ın yapısının Ģekillenmesinde Arap feodalizminin de etkilerini araĢtırmaya çalıĢmıĢtır. Bu konuda da doyurucu, inandırıcı kanıtlar ileriye sürebilmiĢtir. Bununla da yetinmemiĢ, köleci çağda Kürt kabilelerinin doğuĢu- nu, aĢiret haline geliĢini, bugünkü topraklarına yerleĢimini vermeye çalıĢmıĢtır. Tümüyle bunda bilimsel sosyalizme sadık kal ma- ya çalıĢmıĢtır.

Bütün bunlar belki artı bir bilgi olarak gelebilir, ama öyle değildir aslında. Feodal baskıyı anlamak için çağa yönelinmiĢ ve bugünkü çağı anlamak, bugünkü ulusal baskı sistemini anlamak için de, feodal dönemde geliĢtirilen baskı -özellikle Kürdistan'da hala yoğun bir Ģekilde feodalizm yaĢandığı için- tarihte feodal dönemin bütün özellikleri kavranmaya çalıĢılarak, Kürdistan tari- hinde, Kürdistan'daki bütün olguların anlaĢılmasına çalıĢılmıĢtır.

Bu Ģekilde devam edegelen program, dediğimiz gibi bütün ağırlığını I. Emperyalist SavaĢtan sonraki Kürdistan'ın yeniden bö- lüĢtürülmesine vermiĢtir. Çünkü günümüzü en yakından ilgilendiren veya günümüz Kürdistan'ının Ģekillenmesinde en yakın etkisi veya en belirleyici etkisi olan, Arap yayılması döneminde geliĢtirilen baskı, feodal baskı biçimleri, feodal kültür biçimleri değildir. Daha çok I. Emperyalist SavaĢtan sonra (keza aynı dönemdeki baskı, Türk sultanlarının baskısı mutlaka etkilemiĢtir, bugünün oluĢmasında onun da katkısı hayli fazladır) Kürdistan üzerinde bir yandan yerel feodallerin, bir yandan genç Türk burjuvazisinin, diğer yandan Ġngiliz-Fransız emperyalizminin, karĢılıklı savaĢması sonucunda Kürdistan'ın bugünkü statüsü tayin edilmiĢtir. Pro g- ram bunları izah etmeye ve bu konuda sistemli görüĢler geliĢtirmeye çalıĢmaktadır.

Programın en belirgin özelliği, I. Emperyalist SavaĢından sonra Kürdistan'ın emperyalistlerce ve onlarla uzlaĢan sömürgeci güçlerle nasıl parçalandığını ve bu parçalanmanın nasıl haksız olduğunu, emperyalizmin ve sömürgeciliğin Kürdistan'daki halk yığınlarının çıkarlarını nasıl görmezlikten geldiğini, onlara en ufacık bir geliĢme yolu tanımadığını, onların varlıklarını bile tanı- maya yanaĢmadığını iĢlemesidir. Emperyalistler ve sömürgeciler o dönemde bu ülkenin adını ve bu ülkede yoğun olarak yaĢayan halkın varlığını tanımakla birlikte, bu halka en ufak bir siyasal ve ekonomik geliĢme yolu tanımamıĢlar ve tümüyle bunları kendi pençeleri arasında parçalamayı, kendi pençeleri arasında tutarak iliklerine kadar sömürmeyi temel ilke haline getirmiĢlerdir. Bu 
konuda zaman zaman birbirlerine karĢı savaĢmıĢlar, kimi zaman da birbirleriyle anlaĢmıĢlardır. Ġngilizlerle özellikle Türk burjuva- zisinin Ģiddetli çatıĢmaları ve uzlaĢmaları olmuĢtur. Lozan'da bu böyledir, Sevr'de bu böyledir, daha sonra 1925'te Musul mes ele- sinde bu böyledir. Bütün bunlar Kürdistan'ın yakın tarihinde cereyan eden ve bugünkü Kürdistan'ın Ģekillenmesine yol açan tarihi önemde olaylardır.


Evet, oldu bitti gibi görünen bu yakın tarihi geçmiĢe hiçbir zaman böyle bakamayız. BaĢkalarınca bir tarihi geçmiĢ olarak, ta- rihi bir kalıntı konusu olarak ele alınan bu görev, bizim için son derece can alıcı, son derece yakın siyasi sonuçları olan ve bugün- kü yaĢantımızı çok yakından ilgilendiren tarihi, siyasi nitelikte olaylardır. Biz kendimizi bu tarihi, siyasi olayların ç izdiği bir Kür- distan'ı kabul etmeme gibi bir durumla karĢı karĢıya buluyoruz. Emperyalistler, sömürgeciler ve feodallerin bazen savaĢarak, ba- zen uzlaĢarak çizdikleri bir Kürdistan statüsü, bizim için kabul edilecek bir statü değildir. Bizim için üzerinde geliĢmenin olacağı, partinin, halkın üzerinde özgürce geliĢeceği bir statü değildir; bir halkın siyasal, ekonomik, kültürel geliĢmesini bağımsızc a sağla- yacağı bir statü değildir. Tam tersine, bu statünün aĢılması olayında, geçmiĢte yapılan çeĢitli anlaĢmalar ve hala varlığını sürdüren bu hukuki anlaĢmalar sonucu kurulan siyasi rejimleri, bu siyasi rejimlerin gerçekleĢtirdiği talana varana dek geli Ģtirilen ekonomik sömürü kurumlarını kabul etmemiz mümkün değildir; kabul ettiğimiz oranda da bu ülkede yaĢayan, bu topraklar üzerinde yaĢayan halk yığınları açısından özgürlük ve daha geliĢmiĢ bir yaĢam vaat etmemiz mümkün değildir.

Program bu konuda yeteri kadar özen göstermiĢtir. Mümkün olamayacağını çeĢitli Ģekillerde tahlil geliĢtirerek, çeĢitli alanla r- da tahlil geliĢtirerek belirtmeye çalıĢmıĢtır. O halde biz gerek diğer parçalarda, Kürdistan'ın genelinde uğranılan baskıyı ve o pa r- çaların emperyalistlere, iĢbirlikçilerine verilmesini; gerek Türkiye'deki parçanın Türkiye'nin siyasi statüsü altına girmesini ve giderek Türk burjuvazisinin bir yemliği, bir çöplüğü durumuna getirilmesini kendimize veri olarak kabul edemeyiz veya böyle bir statüyü kabul edemeyiz.

Program özünde Misak-ı Milli'yi reddetmektedir. Diğer gruplar için, özellikle gerek reformist örgütler için olsun, yerli refor- mist, teslimiyetçi örgütler için olsun, sosyal-Ģoven çizgiler, gruplar için olsun bir veri olarak iĢlenen Misak-ı Milli'yi hatırlayalım. Misak-ı Milli Ģudur: Misak-ı Milli, o zamanki Osmanlı askerlerinin ve Osmanlı ordularının kendi güçleriyle ayakta tuttukları top- rakların, Mustafa Kemal veya o zamanki Türk burjuvazisi tarafından Türk ulusuna ulusal sınır olarak gösterilmesidir. Tamamen süngü gücünün belirlediği ve içinde her türlü ulusal ve sınıfsal baskının alabildiğince yaygınlaĢtığı bir sınır sistemidir. Biz bunu kendimize bir veri olarak kabul etmiyoruz. Böyle bir Misak-ı Milli sınır tespitini, bu sınırlar üzerinde bir cumhuriyetin inĢasını, bu cumhuriyetin üst yapısını teĢkil ettiği ekonomik yapıyı, ekonomik temeli, bu temelin sağladığı bütün sosyal ve kültürel iliĢkileri kabul edemeyiz ve buna karĢı bizim mücadelemiz olacaktır.

Bunların geliĢmenin önünde bir engel olduğunu, geliĢmeyi sağlamayan, tamamen bir halkı kapitalist egemenlik süreci içinde daha da yoksullaĢtıran, daha da kültürsüzleĢtiren, iĢsizleĢtiren ve giderek siyasi geliĢme açısından da tamamen en ufacık bir olanak tanımayan bir statü olarak anladığımız için ilke olarak karĢı çıkılması gerektiğini söylüyor ve bunu da günümüzde en önemli b ir siyasi hedef olarak koyuyoruz. Bu daha çok Ģunun için önemlidir: Sosyal-Ģoven grupların, yani Türkiye devrimine iliĢkin örneğin, bir elli seneden beri boy gösteren TKP için ve daha sonra diğer grupların bu konudaki yargıları göz önüne getirilirse, bizim bu konuda ne derecede önemli bir farklılık içinde olduğumuz anlaĢılır. Bizim yerel güçlerimizin sürekli bir otonomi peĢinde koĢtukla- rını hatırlarsak, bu otonomi için hiçbir zaman Misak-ı Milli'ye veya I. Emperyalist SavaĢ içinde çizilen sınırlara karĢı çıkmadan, her parçada ayrı ayrı otonomi bölgeleri peĢinde koĢan bu feodal-burjuva karması görüĢler ve siyasetlerle olan farkımız belirgin bir Ģekilde ortaya çıkar. Bu aynı zamanda Kürdistan'daki proletaryanın tarihi görevini ortaya koymaktadır.

Bu dönemde kapitalist-emperyalist ve sömürgeci güçler tarafından parçalanan ve her parçası üzerinde ayrı ayrı bir yoksullaĢ- tırma, talan etme ve kültürsüzleĢtirme durumuna tanık olmuĢ bir ülkenin devrimcileri olarak, elli seneden beri, özellikle savaĢtan beri geliĢtirilen bütün ideolojik, kurumsal ve uygulama alanındaki baskı ve sömürüyü bugünkü yoksulluğun, bugünkü dayanılmaz hayat koĢullarının biricik nedeni saymaktayız. Biz bunlarda en ufacık bir geliĢtirici yön görmemekteyiz. Bu baskı ve sömürü s is- temi altında ülkemizde hiçbir geliĢme olamamıĢtır.

Tarihin, Kürdistan'daki tarihin kaba bir tablosunu çizersek, ilk çağlardan, Sümerlerin burada, Mezopotamya'da uygarlık ad ı- mını atmasından bu yana hiçbir zaman bu dönemdeki kadar bir uygarlık dıĢında kalma, bir tarih dıĢında kalma görülmemiĢtir. Bugün yaĢanan dönem kiĢiliksizleĢmenin, tarih dıĢında kalıĢın, tabii giderek insanlık dıĢında kalıĢın doruk noktasıdır.

Program bu konuda son derece hassas, son derece ilkeli açılımlar getirmektedir. Tüm yapıyı kiĢiliksizleĢmiĢ bir yapı, bütün tarihi tarih dıĢına atılma olarak, bütün insan iliĢkilerini uydu iliĢkileri yurtsever görmeyen iliĢkiler olarak ele almaktadır ve tabii ki ilkel halk kültürlerinin tümünün geliĢme olanağını bulamadığını, bu alandaki yoksullukların içinde bunalıp kalan bir ha lkın bugün en parçalı, en geri, en dayanılmaz yoksul dönemini yaĢadığını dile getirmektedir. Çağın teknoloji ve bilimin son derece geli Ģtiği bir çağ olmasına karĢılık, yine dünya halkları bir yerde sosyalizme, sınıfsız topluma doğru yönelir ve en sıcak mücadeleleri verir- ken, halkımızın tersi bir biçimde çağın dıĢında kalmıĢ ve çağın siyasal, ekonomik, teknik, bilimsel hiçbir imkanından ve bu ala n- lardaki geliĢmelerinden nasibini alamamıĢ bir halk olarak, tümüyle bunların dıĢında kalan bir halk olarak, ne derece bir yok olma tehlikesiyle karĢı karĢıya kaldığını, tamamen bir daha bilinmemek üzere günümüzde tam bir tasfiye sürecinde olduğunu vurgul a- makta, belirtmekte ve buradan kalkarak günümüzün acil örgütsel görevlerini ve mücadele biçimlerini koymaya çalıĢmaktadır.

Baskıların bu yönde geliĢmesi, bu baskıların içerikte, yani sosyal muhtevada feodal olması, hatta bütün yapıyı köleci ve ilkel dönemden kalmıĢ bir tortu, bir kalıntı biçiminde ayakta tutması, çağın uluslaĢtırıcı, geliĢtirici hiçbir özelliğinin bünyesine katıla- maması veya çok sınırlı olarak katılması nedeniyle, bu halkın durumu son derece kötü olarak tasvir edilmekte, son derece gerçeğe uygun olarak tasvir edilmekte ve buradan yola çıkarak devrimin mahiyeti, niteliği ve bu devrimden çıkarı olan güçler, bu devrimin hedefleri, bu devrimin düĢmanları ortaya konulmakta ve bu konuda mücadeleci unsurların örgütlenme ilkeleri veya kuracakları örgütün nitelikleri belirtilmeye çalıĢılmaktadır. Programın dayandığı tarihi yapı veya tarihe bakıĢ açısı, dayandığı bu çağın yapısı, bu ve buradan bir halk için çıkardığı sonuçlar bunlar.

Peki, bu kadar çağın dıĢında kalmıĢ, bu kadar tükeniĢ aĢamasında bulunan bir halk için neler getirmektedir? Bir milli kurtuluĢ mücadelesinin gerekli olduğunu söylemektedir. GeliĢmek için, her alanda dirilmek için bir milli kurtuluĢ! Ki, bunun da en yalın anlamı siyasal bir bağımsızlık olabilir, bu halkın yoğun bir Ģekilde katıldığı siyasal bir bağımsızlık olabilir. Devrimin hed efi budur, en acil hedef budur. Devrimin bir numaralı görevini bu Ģekilde gündeme koymaktadır.

Buna bağlı olarak milli bağımsızlığın geliĢmesini, siyasal bağımsızlığın geliĢmesini, siyasal bağımsızlığın içinde feodallerin tasfiye edilmesini Ģart koĢmaktadır. Feodallerin, kompradorların yaĢadığı bir ülkenin bağımsız olamayacağını savunmaktadır. Öte yandan bu ülkede bazı sınıfların oluĢtuğunu, ulusal gruplardan bazılarının ulusal bağımsızlıktan yarar göremeyeceğini, tarihi açı- dan bunların içeriğinin artık boĢaltıldığını belirtmektedir. Tarihin bunlar için öngördüğü kader, ulus konusunda bir Ģey söylememe, bir ulusal kimlik edinememe veya hakim ulusun içinde erime biçimindedir.


Gençlik için, köylüler için, iĢçiler için ve bütün emekçi halk yığınları için de Ģunu getirmektedir: Yeniden bir dünya kurulma- lıdır ve bunun yolu da ulusal bağımsızlıktan, ülkenin bağımsızlığından geçmektedir. Bütün insanlara verebileceğimiz desteğin, hatta en yakın komĢu olarak yaĢadığı halklara en yakın desteğin, buradaki bir bağımsızlık mücadelesinden geçeceğini ve aynı Ģekilde dünya halklarına karĢı da bir fayda sağlamanın, dünya halklarına karĢı bir görev olarak yerine getirmenin yolunun da bir bağımsızlık mücadelesinin yükselmesi olduğunu söylemektedir. Bunda en çok çıkarı olan sınıf ve tabakaları -iĢçiler, köylüler, gençlik, aydın kesimler ve diğer emekçi unsurlar ve yurtseverliğini koruyabilen çeĢitli feodal ve burjuva kesimler içindeki güçler olarak dile getirmektedir.

DüĢman olarak da feodal kurum ve grupların hepsini, ilkel aĢiretçi, aileci, kan davacı, mezhepçi ne kadar oluĢum varsa hepsi- ni hedef almakta, yine bütün bunları ayakta tutan ulusal baskıyı ve bu baskıyı uygulayan Türk burjuvazisini ve bugün bu Türk burjuvazisinin en azılı temsilcisi olan faĢizmi bir numaralı hedef olarak mücadelenin önüne dikmektedir.

Bu Ģekilde dayandığı temelleri ortaya koyan ve mücadelede dayanacağı güçleri, gerçekleĢtireceği görevleri dile getiren bir program, uzun vadeli bir mücadele yöntemini öngörmektedir. Yani bu ilkelerin ancak uzun vadeli bir halk savaĢıyla, çağımızda bütün yoksul halkların kullanmıĢ oldukları bir savaĢ yöntemiyle yaĢam bulacağını, onların savaĢtığı yöntemle savaĢılması ve yine onların mücadele taktiklerini kullanmak gerektiğini ve tabii ki bu süreçte çeĢitli örgütlerin, ittifakların kurulabileceğini söylemek- tedir.

Sonuç olarak da, bütün bu çabaların bir demokratik halk hükümetini yaratması gerektiğini söylemektedir. Demokratik halk hükümeti, bugünkü sömürgeci baskıların tasfiye edilmesi ve feodal baskının tasfiye edilmesi sonucunda kurulacak tek siyasi al ter- natiftir. Bundan baĢka bir siyasi alternatif düĢünülemez, en devrimci kararlar böyle bir hükümet döneminde uygulanabilir. Ülke- deki toprağın adil dağıtımı, ülkedeki halkın geniĢ bir kültür seferberliğine, eğitim seferberliğine giriĢi, ülkedeki halkın kendine yeniden gelmesi, adeta yeniden dirilmesi, komĢu halklarla eĢit ve özgür bir temelde yeniden birlik kurması, dünya insanlık kültü- ründen nasibini alması, dünyadaki bilimin ve teknolojinin ürünlerinden yararlanabilmesi ve bütün bunlardan, gerici üretim ara çla- rından son derece geliĢmiĢ üretim araçlarını yaratabilmesi bu Ģekilde mümkün olacaktır. Bunlar hem siyasi olan, hem de pratik olan, en acil araç olan böyle bir aygıta, siyasal aygıta ihtiyacı göstermektedir.

Kısaca bu kadar örgütlenme, bu kadar mücadele, bu kadar savaĢ ile giderek böyle bir aygıt yaratılırsa, Kürdistan'daki halk yı- ğınlarının kaderini dıĢta ve içteki güçlere karĢı savunabilecek böyle bir aygıt geliĢtirilirse, en baĢta yerel halkın çıkarlarını savun- mak, komĢu halkların çıkarlarını savunmak, giderek bütün dünya halklarının çıkarlarını savunmak mümkündür. Böylece dünya halklarının mücadelesine en önemli katkıyı vermiĢ, bu konuda proleter enternasyonalizmin bize yüklediği görevi de en sağlıklı bir Ģekilde yerine getirmiĢ olacağız. BaĢka hiçbir geliĢme yolu görülememiĢtir; program bunun dıĢında ülkede daha da insani olabile- cek, daha da yurtseverce olabilecek bir geliĢme yolunu tanımamaktadır. Program bunun dıĢında bütün yolların, bütün alternatif le- rin, bütün aygıtların (kimisi parlamentoya koĢar, kimisi daha çok "yol, fabrika" der, kimisi de asimilasyonun hızlandırılmasını ister) ölüme, tükeniĢe giden yollar olduğunu ilan ediyor.

Demokratik bir halk hükümetinin kurulması Ģüphesiz çok çetrefil bir sorundur. Ülkenin tümünde birdenbire gerçekleĢmez. Bugün bile bir kentte bir devrimci komite kurabilsek, buradaki halkın yerel ihtiyaçlarından tutun halkı dıĢarıya karĢı savunmaya kadar bütün görevlerin hepsini üstlenirsek, bu ne olur? Bu, ileride kurulacak bir hükümetin ufak bir organı olur. Bunun gibi yüz tane yaratsak, iki yüz tane sömürgeci orduya karĢı kurtaracağımız bölge yaratsak, tabii ki böyle bir hükümet teorik olmaktan çıkar, pratik canlı bir gerçek haline gelir. Eğer bizim mücadelemiz sürekli kendisine alan yaratırsa, feodallerin etkinliğini, polisin etkin- liğini daha çok bölgede kırarsa ve bütün bunların sonucu güçlü gerilla hareketleriyle sömürgeci orduyu iĢlemez hale getirirse, böyle bir hükümetin dayanacağı bazı aygıtları, ilk komiteleri, ilk konseyleri veya böyle bir hükümetin dayanacağı ilk Ģekillenmele- ri ortaya çıkarabilir.

Bütün bu süreçleri yaĢamadan, böyle bir halk hükümeti olarak ortaya çıkamayacağımız açıktır. Çıkarsak, bu çok soyut, çok hayali bir iĢ yaptığımız anlamına gelecektir. Ama tabii ki biz bu koĢulları yaratsak da, doğal olarak bizim karĢımıza dikilecek hedefin böyle bir hükümet olacağı, sadece siyasi iktidar aygıtı olarak, bir kurtuluĢ aygıtı olarak değil, elde edilen ulusal bağımsı z- lığı savunmada olsun, içteki feodalleri aĢmada yani içteki demokrasiyi sağlamada olsun, tek siyasi alternatifin, en elveriĢli siyasal aracın bu olduğunu ve bu aracın da uzun vadeli bir halk savaĢı süreci içinde yaratılabileceğini söylemiĢ olma kta veya formüle etmektedir.

Halk hükümetinin kurulması en önemli bir görev olarak belirtilmiĢtir. Daha sonra böyle bir hükümetin önderliğinde giriĢile- cek iĢler vardır; eğitim alanında, kültürel geliĢme alanında, ekonominin inĢa safhasında, sanayiin yeniden inĢa safhasında ge liĢtiri- lecek iĢler gibi... Ama ekonominin tarım, ticari, mali, bütün bu alanlarda nasıl bir Ģekillenme yaratacağı, hükümetin o zamanki yıllık kararnameleriyle, yıllık programıyla belirlenecektir. Bu konuda programa fazla bir not düĢülmesi zaten mümkün değildir. Tabii ki bütün bu hükümetin alacağı tedbirlerle giderek bir demokratik halk diktatörlüğünün, yani kısaca bağımsız bir halk cumhu- riyetinin bu topraklarda doğması ve kurulmasıyla birlikte, Ortadoğu'da halklar arasında devrimci düĢüncenin geliĢtirilmesinin, gerek devrimi gerçekleĢtirmiĢ ülkeler, gerek devrimci sosyalist güçler, gerek diğer demokratik yurtsever güçler olsun, bunlar ara- sında daha sağlıklı, daha eĢit ve özgür iliĢkiler kurulmasının zemini oluĢur. Örneğin gerektiğinde bir (programa bu d üĢülmemiĢtir, ama ikinci ele alıĢta belirteceğiz) bölge çapında bir cumhuriyetler birliği yaratmayı, böyle bir siyasal birlik yaratılmasa bile, hiç olmazsa halkların özgür ve eĢit bir temelde bir araya getirilmesini, bütün güçler arasında dayanıĢmayı, yoğun bir iliĢki alıĢveriĢini düzenleyebileceğini ve daha çok halkların çıkarına bunu yapabileceğini belirtmekte ve böyle bir siyasa l rejimin bunları yapabile- ceğini söylemektedir.

Bütün bunların sonucunda bakıyoruz ki, bir mücadele grubu olarak bugün önümüze aldığımız böyle bir program, bizi ülkenin devrimci siyasal bir örgütü olmaya götürmektedir. Program bu konuda eğer kadrolarımız, çalıĢma hazırlıklarımız yeterliyse, böyle bir örgütlü güç haline gelmemiz gerektiğini ve siyasi bir güç haline gelen, siyasal mücadeleyi kendine temel bir mücadele ola rak alan böyle bir örgütün de bu hedeflerini gerçekleĢtirmek için ciddi mücadele, savaĢ biçimlerine yönelmesi gerektiğini iĢlemekte- dir.


Tüm bunlardan sonra söylenebilecek Ģey, programın aslında sosyalist öğretiden yararlanarak ülke halkının kurtuluĢunun bir i- cik yolunu gösterdiği, bunun nereden ve nasıl inĢa edileceğini ve mümkün olabileceğini belirttiğidir. Program, dünya halklarının bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm doğrultusundaki mücadelelerine büyük bir ittifak gücü olarak bakmaktadır. Sosyalist ülkeleri büyük bir müttefik olarak görmektedir. Kendilerini bunların doğal müttefiki saymaktadır. Dünya iĢçi sınıfı ve demokratik halk hareketlerini yine kendisine en yakın müttefik olarak seçmektedir. Ġlerici insanlığın bütün kazanımlarını kendisine bir miras olarak devralmaktadır. Ve tüm bu temeller üzerinde ulusal baskıların, feodal baskıların yer almayacağı, bunların tamamen tasfiye edilmiĢ olduğu bir ülkede, insanların normal geliĢme yoluna, tarihsel geliĢme doğrultusuna girebileceğini ve bu yolda hızlı adımlar a tabi- leceğini, yüzyıllardan beri yaĢanan adeta yerinde sayma, adeta gerisin geriye gitme durumunu büyük adımlarla yok edebileceğini ve hatta kapitalist uygarlığın içinde bulunan bir ülkenin de çok ilerisine gidebileceğini, böylece sosyalist sistemin yandaĢı bir ülke haline gelebileceğini, böyle bir ülke haline gelmek için böyle bir programın çizdiği yolun biricik yol olacağını dile getirmektedir. Yine son olarak, Kürdistan'ın diğer bölümlerinde de parçalanmanın (haksız bir parçalanma, emperyalizmin, sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda bir parçalanma olduğu için) süreç içerisinde tasfiye edilmesi ve her parçadaki halkın kendi özgücüne da- yanarak bir mücadele vermesi gerektiğini, tarihte haksız bir Ģekilde bölünüp parçalanan bu yapının bu sefer daha demokratik bir temelde, ulusal baskıdan arınmıĢ bir Ģekilde ve her parçadaki halkın özgür iradesiyle (ki bunların hepsini sosyalizmin önderliğini gerektiren Ģeyler olduğu için söylüyoruz) özgürce bir yöntemle bir araya gelebileceğini belirtmekte; giderek tarih içerisinde yok olmuĢ bir halk, yok olan bir ülke yerine, sosyalizmin önderliğinde bağımsız, demokratik, giderek sosyalist doğrultuya yönelmiĢ bir

ülkeyi vaat etmektedir.

Programın özü veya son sözleri bunlardır aslında. Ama tüm bunların gerçekleĢmesi, tüm bunların içerik kazanması için de, gerektiğinde yüz senelik diĢe diĢ bir mücadelenin verilmesi gerektiğini, bütün bu yolların zorluklarla dolu olacağını söylemeliyiz. Bu konuda bir hayale kapılmamak gerekir. Program, hele hele barıĢçıl mücadele Ģekilleriyle böyle bir amaca ulaĢılmayacağını daha baĢından belirtmekte ve en zorlu mücadelelerin, çok kanlı savaĢların, çok kanlı mücadele biçimlerinin verileceğini de peĢinen kabul etmektedir. Ama bütün bunlarda bir zarar görmemekte, yani çok mücadele olacak, çok kan dökülecek diye en ufacık bir olumsuzluk görmemektedir. Tam tersine, akıtılacak kanların, kazanılacak özgürlüğün suyu olacağını belirtmektedir.

Programın daha da geniĢletilmiĢ bir muhtevası üzerinde bu toplantıda konuĢmayı gereksiz görüyorum. Çünkü bu konuda bir açıklama daha yapılmıĢtır, hepiniz bunu belki okumuĢsunuzdur. O açıklamalar, bu programı biraz daha açmakta, biraz daha iĢle- mektedir. Zaten eğer mümkün olursa, önümüzdeki dönemlerde de özellikle teorik çalıĢmalara fırsat bulursak, programın daha çok açıklanmasını, daha derinliğine bir araĢtırma temeline dayanan bir açıklamasını da yapabileceğimizi ve bu konuda daha somut yaklaĢımlarla ortaya çıkabileceğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Ama bugünkü Ģartlarda sergilediğimiz yaklaĢımlarımızda bile söylenen ilkelerin son derece devrimci ilkeler olduğunu, bu ilkelerin reddedilemeyeceğini ve tamamen geliĢtirilebileceğini, bunla- rın Kürdistan'daki bütün yurtsever demokratik güçlerin etrafında örgütlenebileceği ilkeler olacağını, nitekim günümüzde de bu ilkelere epey yurtsever bir taban yarattığını, epey gruplaĢmaya yol açtığını, epey mücadeleye yol açtığını gördüğümüzü söylemek- teyiz. Yine zamanla bu ilkelerin giderek bir orduya kavuĢacağını, güçlü halk cephelerine kavuĢacağını ve bu programın mutlaka bir gün kendi doğal siyasi sonucunu yaratacağını, yani bir demokratik halk hükümeti yaratarak son bulacağını, bunun yerine daha yeni koĢulları dikkate alan, yeni koĢulların somut tahliline dayanan ve bu sefer sosyalist inĢayı, giderek sınıfsız topluma yönelme- yi amaçlayan bir programın getirilebileceğini gerekli görmektedir. Program bu konuda da yeteri kadar hassasiyeti göstermiĢtir. Sosyalist aĢama için fazla bir Ģey söylenmemiĢtir. Çünkü ulusal baskı ve her türlü feodal parçalanmıĢlık Ģartlarında sosyalizmi öne sürmek, eğer bilinçli bir ihanet değilse tamamen bir dangalaklıktır aslında. Böyle bir Ģeye düĢmemek için de bu tür Ģeyleri fazla iĢlememiĢtir program. Daha ulusal bağımsızlığın, daha demokrasinin en ilkel adımlarını bile atamamıĢ bir halkın önüne Ģ im- diden bu tip görevlerin konulamayacağını, en yakın hedefler için bile en ciddi bir mücad ele ve örgütün geliĢmediği bu ortamda daha iddialı programlarla ortaya çıkılamayacağını bilmek durumundayız. Hele hele bazı iĢbirlikçi gruplar gibi "Kürdistan'da d e- mokrasi geliĢiyor" veya "Kürdistan'da sosyalizmi kuracağız" demek, ulusal baskının ve feodal ağaların egemenliği altında olan bir yerde, bu tip Ģeyleri ileri sürmek, bilinçli bir ihanet değilse, olsa olsa bir dangalaklık ürünü, olsa o lsa yüreğinde demokrasinin,

bağımsızlığın ne olduğunu bilemeyen uĢak bir kafanın ürünü olabilir.

Bütün bunlar daha da iĢlenebilecek konulardır. Program olsun, açıklama broĢürü olsun, bütün bunlar bizi daha geniĢ araĢtı r- malar yapmaya, daha doyurucu tespitler yapmaya adeta çağırmaktadır. Tabii ki bütün bunlardan nasibini alan arkadaĢlar, hassas i- yeti olan arkadaĢlar, gereken sonuçları çıkaracaklar ve programın ilkelerini gerçek Ģekline büründüreceklerdir. Ayrıca mücadel e- nin boy atmasıyla birlikte bu ilkeler somutluk kazanacak, bunlar yine teoride bizi daha verimli sonuçlara götürecektir. ġimdilik programın konuluĢu veya bu konudaki taslağın sunuluĢu böyledir. Siz de bu konuda kendi görüĢlerinizi bildirirseniz iyi olur veya gereklidir, iyi olur değil Ģarttır.



Mazlum DOĞAN: Benim belirtebileceğim, ekleyeceğim hiçbir Ģey yok. Hem özüne, hem biçimine katılıyorum. Ancak bir yerde, 'devlet mülkiyeti' diye son kısımda ... oranında değiĢtirilmesi uygun olur, onun yerine kamu mülkiyeti biçiminde (....)*

A-4



(ġahin Dönmez): Programda tarih, çağ ve bugünkü ülkenin somutu hakkında getirilen görüĢlere olduğu gibi katılıyorum, e k- lenecek bir Ģey bulamıyorum.



BiĢar (A. Haydar Kaytan): Programa ben de aynen katılıyorum. Önemli olan programın asgari görevlerinin yerine getiri lmesi

için örgütlenmeyi geliĢtirmemiz ve bu doğrultuda pratik çabalar göstermemizdir.

A-1
(Duran Kalkan): Program taslağı, siyasi görüĢlerimizi ve önümüzdeki asgari görevleri tam olarak koymuĢ, bütün getirilenlere katılıyorum. Yalnız tarih kısmının biraz üzerinde düĢünüyorum, bu konuda arkadaĢların açıklamaları tatmin etti, bu haliyle ka tılı- yorum.




(......) : Programa ben de genel olarak katılıyorum. Yalnız bir bölümde, gerektiği anda değiĢik mücadele biçimlerinin kullanı- lamayacağı, yani barıĢçıl mücadelenin kullanılamayacağı ifade ediliyor. (...) Bir de silahlı mücadelenin ilkeleĢtirilmesi gerekir. Programda nasıl kabul ediliyor? Halk ordusunun inĢası biçiminde tabir ediliyor silahlı mücadele. Halk ordusunun inĢası, zaten örgütlenmenin bir görevidir. Bunun yanında silahlı mücadeleyi ilke olarak koymak gerekir.

A-2



(Cemil Bayık): Programın genel ilkelerine katılıyorum. Yalnız Kürdistan'ın genel özellikleri sıralanırken "b" Ģıkkında, emper- yalizmin Kürdistan'ı bir yeni sömürge olarak değerlendirmesi ve buna bağlı olarak, dört sömürgeci devletin klasik sömürge sta tüsü içinde olması görüĢüne katılmıyorum. Hiçbir zaman emperyalizmin Kürdistan'da yeni sömürge politikası görülmemiĢ. Ne ekono- mik sömürgeciliği, ne kültürel alandaki sömürgeciliği, ne askeri alandaki sömürgeciliği var.



Sosyalizm ve Örgütlenme



Tarihe baktığımızda çok çeĢitli ideolojilerin oluĢtuğunu, bu ideolojilerin önderlik ettiği bir yığın örgütlenmenin Ģekil buldu- ğunu ve bunların hepsinin çeĢitli siyasal organizasyonlara yol açtığını biliyoruz. Ve yine tarihe bakmaya devam edersek, dünyada güçlü bir ideoloji nereden çıkmıĢsa, hangi dönemde çıkmıĢsa, o ideolojinin kavradığı insanlar mutlaka çağının devlet güçleriyle, o dönemdeki siyasal güçlerle çatıĢmıĢlardır. Eğer o ideolojinin temsil ettiği görüĢler çağın ilerisinde ise, geri siyasal yapıl arı parça- layıp yerine yeni siyasal yapılar, yani üst yapılar çıkarabilmiĢlerdir. Özellikle siyasal ideolojiler devlete iliĢkin olarak, toplumun geliĢmesine iliĢkin olarak ortaya çıkan her ideoloji, örgütlendirdiği ve savaĢa soktuğu insanlarla mutlaka bir siyasal geliĢmeye yol açmıĢtır.

Ama yine tarihte Ģunu da görüyoruz: Ne zamanki bir ideoloji siyasal soruna yönelmemiĢtir, siyasal devlet meselesine yönel- memiĢtir, siyasi kurumlara iliĢkin olarak benzer örgütlenmeler içine girememiĢtir, o ideoloji bir tarikat kurumuna dönüĢüp gi derek bir mezhep haline gelmiĢ, giderek fosilleĢmiĢ, kalıntı halinde bir düĢünce taslağı ve bu sefer tutuculuğun hizmetinde eski geri yapının, eski siyasal yapının hizmetinde bir din durumuna düĢmüĢtür. Gerçekte baĢlangıçta ilerici olan bir ideoloji, eğer siyasi hedefe yönelmemiĢse, yani bir nolu hedef olarak siyasal çalıĢmaları ön plana almamıĢsa, o ideoloji giderek gerici siyasal iktidarla- rın emrinde bir din durumuna getirilmiĢ, halkların afyonlaĢtırılmasında, uyutulmasında bir din durumuna indirgenmiĢtir. Bu id eo- lojilerin tabii ki halkların kurtuluĢunda ileriye sürecekleri bir Ģeyler olmadığı gibi, tam tersine onların uyutulmasında ve bunu yüzyıllar boyu yapmasında çok önemli rolleri olmuĢtur.

Bu konuda Marks Ģöyle der: "Ġktidar veya politikayla uğraĢmalı mıdır iĢçi sınıfı? Evet, uğraĢmalı; eğer politikayla uğraĢmaz- sa, bunlar ortaçağ Hıristiyanları gibi sadece cenneti hayal edeceklerdir." ġunu da ekleyebiliriz: Bugünkü siyasal iktidarın elinde bunlar salt birer uyutma aracı olarak görev göreceklerdir. Marks bunu niye sö ylüyor? Sosyalizm için ve kendi öğretisinin baĢına da böyle bir Ģeyin gelmemesi için söylüyor. ĠĢçi sınıfının politik mücadeleden alıkonulmaması, bir an önce iĢçi sınıfının pol itik mücadeleye yükselmesi ve sosyalistlerin bir an önce siyasal mücadeleye ağırlıklarını koyması gerektiğini, eğer bundan vazgeçilir- se Hıristiyanlık gibi bir din olacağını ve bu dinin de halkların afyonla uyutulmasına veya tam bir hayalle yaĢamasına yol aça cağını, ki bunun da siyasal iktidarlar için en büyük yardımcı veya siyasal iktidarların çıkarlarını dile getiren gerici bir ütopya olacağını belirtiyor.

Elbette ki biz böyle bir duruma düĢmek istemeyiz. Bu kadar ideolojik bir geliĢme içinde yüzen kiĢiler olarak, bizlerin ciddi si- yasal hedeflere yönelmeden, kendimizi saygıdeğer bir güç haline getiremeyeceğimiz açıktır. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Hangi din gösterilmesin ki, bugün siyasal iktidara yönelmemiĢtir? Yine hangi düĢünürü görmeyelim ki, o siyasal sorunu iĢlememiĢtir? Hepsi bu konuda düĢüncelerinin ağırlık merkezine devleti koymuĢlar, buna iliĢkin olarak bazı önerilerde bulunabilmiĢler ve ancak bunlar siyasal bazı geliĢmelere yol açabilmiĢlerdir. Bu tip öğretiler, tarihin geliĢmesinde belirli dönemlerde, belirli zamanlarda ilerici bir rol, tayin edici bir rol oynamıĢlardır. Bütün öğretilerin kaderi böyledir. Hele hele bütün siyasal öğretiler, siyasal soruna yani devlet sorununa yönelme, toplumsal geliĢmeyi sağlamak için, özellikle o ideolojilerin vaat ettiği 'cenneti' yaratmak için siya- sal soruna yönelme, toplumsal gerçeğin en yoğunlaĢmıĢ ifadesi olan siyasal devlet gerçeğine yönelme ve bunu çözme, çözüme götürme durumunu bir nolu sorun olarak önlerine koymuĢlardır. Bu konuda yoğun çaba harcayanlar, tarihin geliĢmesine ve tabii ki halkların geliĢmesine katkıda bulunmuĢlardır.

Burjuva milliyetçi ideolojinin, feodal ideolojinin, köleci dönemde ortaya çıkan çeĢitli ideolojik biçimlerin, hatta daha da ger i- ye gidersek, ilkel komünal toplumun büyücülük biçiminde ortaya çıkardığı düĢünce biçimlerinin toplumların geliĢmesinde nasıl siyasi araçlar yarattıklarını ve bu siyasi araçların ekonominin geliĢmesinde, üretim güçlerinin geliĢmesinde, bilimin geliĢmesinde ne derece önemli rol oynamıĢ olduklarını tabii ki, teker teker belirtemeyiz. Ancak bütün bu dönemlerdeki ideolojilerin siyasi üst yapıya yöneldikleri zamanlar çok önemli geliĢmeler yarattıklarını ve bu ideolojilerin gerçekten adına ihtilalci diyebileceğimiz yegane biçimler olduğunu, ama bunun yanında siyasi iktidara yönelmeyen, siyasi sorunu kendisine temel yapmayan ideolojilerin de gerici siyasal iktidarların emrinde bir uyutma aracı olduklarını, çeĢitli tarikat ve mezhep durumuna dönüĢtürüldüklerini ve bu mezhep durumuna düĢürülmüĢ ideolojilerin de gerçekten halkların ekonomik ve siyasal geliĢmelerinde birer köstekleyici bağ durumuna düĢtüklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bunu niçin söylüyoruz? Tabii ki sosyalizmin örgütlenmesinin, komünistler ve komünist düĢüncenin örgütlenmesinin rolünü, yönünü belirtmek açısından söylüyoruz, tarihe bu yönde eğilmek gerektiğini belirtiyoruz. Marks, bir Hıristiyan dini durumuna düĢmek, yani tamamen mensuplarını ilkel dünya hayalleriyle aldatmak istemiyorsa, sosyalist öğretinin siyasal iktidar meselesine yönelmek zorunda olduğunu belirtiyordu. Biz bu gerçeği kendimiz için bin kat daha vurgulayarak söyleyebiliriz. Kürdistan'da sosyalizm bir ütopya, aydınların elinde bir gevezelik aracı, kültür tartıĢmasında kullanılacak bir araç haline getirilmek ist enmiyor-

sa, bu öğretiyi siyasal mücadelede bir araç haline veya siyasal mücadeleyi yaratan gerçek bir ideolojik temel haline getirmeliyiz. Evet, kısaca önümüzdeki sosyalizm, ister örgütlenmede, ister mücadelede devlet dıĢı sorunlarla fazla uğraĢtırmamalıdır. Salt dev- let düzeyinde de değil, siyasal çalıĢmaları parti düzeyine, bir ulusal cephe düzeyine de indirgersek, bütün bu konuları da kapsamak Ģartıyla, sosyalizm bizi siyasal ve giderek bunun en yoğunlaĢmıĢ ifadesi olan devlet meselesine yöneltmelidir.


Sosyalizmin ustaları, sosyalizmin yaratıcıları kendi öğretilerini gerçekten bu Ģekilde tanımlamıĢlardır. Bunun proleter devri m- cilerin emrinde, siyasal iktidarın zapt edilmesinde bir araç olarak, bir görüĢ birliği, program t emeli sağlayan bir öğreti olarak ele alınması gerektiğini savunmuĢlardır. Bunun bir dogma, bir mezhep haline getirilmesini her zaman eleĢtirmiĢlerdir.

Neden bunun önemini vurguluyoruz? ġundan dolayı vurguluyoruz: Çağımızda feodal ve burjuva ideolojilerin kaderi bellidir. Feodal ideolojiler, bugünkü siyasal iktidarların bünyesinde ve ister ulusal geliĢme, ister demokratik geliĢmenin önünde, yine halk- ların yaĢam Ģartlarını daha da iyileĢtirecek ulusal ve demokratik mücadelelerin önünde tamamen bir köstek, bir engel durumuna getirilmiĢtir. Feodal ideolojiler, halkların uyutulmasında, faĢizme, gericiliğe götürülmesinde bir araç olarak hizmet görmekt edirler. Bu ideolojilerin, devrimci iktidarın zapt edilmesinde rolleri Ģurada kalsın, tam tersine gerici siyasal iktidarların sürdürülmesinde önemli görevleri vardır. Bu siyasal iktidarlar, bu ideolojileri iyice kullanmaktadırlar. Emperyalizm ve iĢbirlikçileri, mezhe p çatıĢ- malarında, dinsel görüĢlerin ayakta tutulmasında, uluslaĢmanın ve demokratik mücadelenin engellenmesinde hep bu ideoloj iden yararlanabilmektedirler. Öte yandan burjuva milliyetçiliği günümüzde, özellikle siyasal iktidarın değiĢtirilmesinde bir araç olarak rol oynuyor. ÇeĢitli türden burjuva milliyetçiliği, bir de kozmopolitizm, halkların ulusal b ağımsızlık, giderek demokratik iktidar mücadelelerinin örtbas edilmesini sağlamakta ve böyle bir sorunlarının olmadığını göstermek için ne lazımsa onu yapmaktadır. Burjuva milliyetçiliği günümüzde devleti değiĢtirmek, devleti emekçi sınıfların çıkarları doğrultusunda bir araç haline getirmek için çaba harcamıyor. Tam tersine mevcut gerici diktatörlüklerin, gerici iktidarların savunulmasından, sürdürülmesinden yana, halklar üzerinde baskı ve sömürünün gizlenme kaynağı olan ve burjuvazinin yoğunlaĢmıĢ çıkarlarını dile getiren bu aygıtların birkaç reformla değiĢtirilmesinden, ama daha çok da muhafazakarca sürdürülmesinden yana bir görev, bir iĢlev yüklemiĢlerdir. Bu ideolojilerin dünya halklarına bugünkü koĢullarda verebilecekleri bir Ģey yoktur, tam tersine dünya halklarına zararları hayli f azla- dır.

Tabii bu ideolojiler kendiliğinden bu duruma düĢmemiĢlerdir. Bu ideolojilerin bu duruma düĢmeleri, sosyalizm gibi dünya halklarının ufuklarını açan, dünya halklarına yeni bir dünya vaat eden bir ideolojinin ortaya çıkmasıyla yakından ilintilidir. Sosya- lizm bir ideoloji olarak ortaya çıkmasıyla, gelmiĢ geçmiĢ bütün görüĢlerin eleĢtirisini yapmıĢ; adeta bu ideolojilerin ne mal oldu- ğunu ortaya koymuĢ ve bunlar hakkında kesin hükmünü vermiĢtir. Nedir bu hüküm? Bunlar geriletici bir engelden baĢka bir Ģey değildirler. Peki, bunun yanında neyi göstermiĢtir? Halklara sonsuz bir geliĢme ufku göstermiĢtir. Halkların bu ideolojinin kılavuz- luğunda evreni tespit edebileceklerini, maddeyi büyük değiĢikliklere uğratabileceklerini, üretim güçlerini ve bilimi müthiĢ geliĢti- rebileceklerini, toplumsal geliĢmeyi oldukça hızlandırabileceklerini göstermiĢtir. Bilimsel bir Ģekilde nesnel bilgilerin günümüze kadarki yoğunlaĢmasını temel alarak, toplumsal pratiklerin tümünü kendisine temel alarak bunu gösterebilmiĢtir.

Böyle bir ideolojinin ülkede uygulanmasına çalıĢılırken, bir ütopya olarak sadece reformların gerçekleĢmesinde bir araç ol a- rak kullanılmasına ve birtakım kültürel hakların elde edilmesinde, kültürün araĢtırılmasında bir araç olarak kullanılmasına elbette göz yumamayız. Yine devlet dıĢı konularda bu ideolojinin bu Ģekilde ele alınmasına karĢı olduğumuz gibi, bu ideolojinin böyle gevĢek örgütlenmelerle, ihtilalci olmayan yapılarla tehdit edilmesine de karĢı durulmuĢtur. Bu ideolojiye bulaĢanların, böyle bir öğretinin yüceliğini kavraması gerektiği ve bu öğretiyi kavramıĢ unsurların da gerçekten farklı bir dünya yaratmakla görevli ol- dukları; bir mezhepçi, bir reformist klik gibi değil, halkların geliĢmesinin önündeki bütün karanlıkları aydınlatan ve onları sürekli aydınlığa davet eden bir anlayıĢın temsilcileri olmaları gerektiği ve her Ģeyden önce de siyasal iktidarla kıyasıya bir mücadele yaptıkları için bu siyasal iktidarın elindeki bütün araçların bütün özelliklerini göz önüne getirerek, aynı Ģekilde çok güçlü bir ör- gütlenmeyle bir halka yol göstermeleri ve güçlü örgütsel yapılarla bir halkın karĢısına çıkmaları gerektiği açıktır. Bu ideolojinin baĢka türlü örgütlenmesi, baĢka türlü halkların somut Ģartlarıyla kaynaĢtırılması, halklara gitmesi mümkün değildir.

Böyle bir ideolojiyle donanmıĢ kadroların gevĢek örgütlenmelerle ortaya çıkmalarına, halklara bir siyasal hedef göstermem e- lerine, onların birtakım yan kültürel sorunlarının aydınlatılmasında, yine ekonomik, demokratik veya sınırlı ulusal bazı hakların elde edilmesinde bir araç olarak soysuzlaĢtırılmasına ve bayağılaĢtırılmasına elbette ki göz yumamayız. Bir öğretinin kaderi bu Ģekilde açılırsa veya bir öğreti böyle Ģeylerle karĢılaĢırsa, o öğreti gerçekten bir mezhep durumuna düĢmüĢ demektir. Eğer bir öğreti mezhep durumuna düĢürülmüĢse, bunun yapacağı teĢkilatlanma bir klüp veya dernek olmaktan öteye gid emez.

Halkların da son derece yüce amaçları vardır. Onlar hiçbir zaman geleceğe iliĢkin umutlarını yitirmemiĢlerdir, bunu unutma- yalım. Geleceği unutan, gelecek hakkında soylu iddiaları olmayan, iddiaları ve gelecek için büyük umutları olmadığı için de günü- birlik halinde yaĢayan ve "ne yaparsak bugün yapalım, ne yiyeceksek bugün yiyelim, yarın bizi ilgilendirmez" diyen sınıfların tavrı değildir halk sınıflarının tavrı. Bir emperyalist sınıfın, bir küçük burjuva sınıfın, bir burjuva sınıfın, feodal sınıf ın geleceği yoktur; geleceği olmadığı için bunların umutları da yoktur. Bunlar bu anlamda temel sınıflar oldukları için, elbette ki sosyalizm gibi umut verici bir ideolojiyi benimseyemezler. Bu ideolojinin mezhep durumuna düĢürülmesiyle bu sını fların elinde bir araç olarak kullanılacağı ve araç olarak kullanılmaya baĢlamasıyla birlikte halkların elinde bir eylem kılavuzu değil, tamamen bir safsa- ta toplamı haline geleceği ve böylece bir siyasal oportünizm biçimine bürüneceği açıktır.

Kısaca buradaki sosyalist öğretiyi böyle bayağılaĢmıĢ, fosilleĢmiĢ biçimlerle teĢkil ettiremeyiz, uygulayamayız veya böyle bir öğretiyi günlük acayip sorunlarla adeta bir çamura batıramayız. Bu ideolojinin bizden isteyebileceği formasyonu, bir yerde ruh yüceliğini ve halklar önünde sürekli kılavuz teĢkil etme özelliğini kendi Ģahsımızda taĢımalıyız. Geleceği olmayan sınıfların unsur- ları, temsilcileri gibi davranılamaz. Aslında bu konuda bazı kavramlar epey bayağılaĢtığı, kalitesi epey düĢtüğü için, bugün sosya- lizm sokak gevezelerinin ağzında bir çiklet durumuna getirilmiĢtir. Sosyalizmin önder güçleri ortaya çıktıkları zaman öğretilerine hiçbir zaman bu Ģekilde bakamazlardı. Ama bugün her soydan burjuvazinin ağzında bir çiklet d urumuna getirilmiĢtir. Hatta ve hatta bizdeki yapı da öyle sosyalizmin yüceliğini bütünüyle kavramıĢ değildir; belki çok az unsur bunun bilincindedir veya bu bilinç içinde hareket etmektedir.

 Biz sosyalizmi siyasal sorunun çözümlenmesinde daha çok bir eylem kılavuzu olarak ele alacağız. Ve eğer böyle ele alaca k- sak, mutlaka bunun teĢkilatlanmasını da bir siyasal iktidar savaĢını verecek bir örgüt halinde ele almalıyız. Bu onun için teknik bir sorun veya birtakım basit pratiklerle halledilecek bir iĢ değildir.


Biz her ne kadar baĢlangıçta sosyalizmi çıraklar rolünde ele aldıysak da, bu bizim her zaman sosyalizmi bu Ģekilde ele alaca- ğımızı ve çırak olarak kalacağımızı göstermez. Mutlaka böyle bir öğretinin temsilcisi olarak, böyle bir öğretinin savunucusu ola- rak, bunun en önemli koĢulu olarak bulunulan ülkenin siyasal iktidar meselesine uygulayarak, mevcut gerici iktidarı parçalamada bir araç olarak, bir eylem kılavuzu olarak kullanarak üzerimize düĢeni yapacağız. Bu açıdan da daha ilk günden beri (tabii ki arka- daĢların yetiĢmeye ihtiyaçları olduğu için) sorunun fazla derinliğini içeremedik; ne bunun pratiğe aktarılmasını ne de teorik gerek- sinmelerinin nasıl karĢılanması gerektiğini fazla iĢleyemedik. Ama gerekliydi veya biz sadece belli bir pratik yaĢamak için, arka- daĢlara belli ölçülerde kendilerini yetiĢtirme olanağı tanımak için böyle yaptık.

Bu kadar yetiĢip pratik faaliyette bulunacaklar, adeta temsilcilik rolüne çıkacaklar, ama öte yandan hala ilkel, örgütsüz yığın durumunda kalacaklar; bu sosyalizm açısından affedilmez bir durumdur. Bu ideolojiye saygımız varsa, bizim açımızdan da bunun bu Ģekilde sürdürülmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu öğretiyle nereye gideceğiz, bu öğretiyle nasıl örgütleneceğiz? ArkadaĢlar eğer böyle bir öğretiye saygılılarsa bunu nasıl örgütleyecekler? Bunun siyasal teĢkilatlanmasını nasıl yapacaklar? Ustalar bu konu- yu nasıl halletmiĢler, bu konuda neler yapmıĢlardır? Bunları bilmeyen kiĢilerin bugün sosyalist bir önder olarak ortaya çı kması pek mümkün değildir.

ArkadaĢlar sosyalistlerin inceliğini, sosyalistlerin ruh yüksekliğini, cesaret, mertlik, bilinç ve fedakarlık düzeyini iyice idrak edememiĢ olabilirler. Ama Ģu da unutulmamalıdırlar ki, böyle bir ideoloji insandan kesinlikle bu tip özellikleri beklemektedir. Bilinçte, cesarette, sorunların çözümünde bilinçlenmesi ile eĢsiz veya örnek bir insan durumundadır. Bu durumu karĢılamayan arkadaĢların elbette ki sosyalizmin sorunlarını ciddi olarak tartıĢmaları mümkün değildir. Yığınlarla insanın bugün her türden sosyalizmin sorunlarını tartıĢtığını görmekteyiz, ama hiç kimse bunu insanlığın istediği bir biçime kavuĢturamıyor, insanlığın istediği mücadeleyi çözemiyor, göğüsleyemiyor.

Sosyalizmin kaderi Ģu Ģekilde ele alınamaz: Bir ülke ki her bakımdan sömürü ve baskı altında ezilecek, ama böyle bir sosya- lizm bu sorunlarla ilgilenmeyecek veya bu sorunların kıyısında, kenarında gezerek gününü gün etmeye çalıĢacak! Dünyada her türlü ideoloji böyle davranabilir, ama sosyalizm hiçbir zaman bu Ģekilde davranamaz. Sosyalizm bu durumda yaĢayan halkların saflarına girdiği zaman, adeta bir dinamit kutusu gibidir. Sürekli patlamalarla, sürekli o toplumda irin olan Ģeyleri patlatmakla kendisine yol açar. Bırakalım sosyalizmi, tarihte hatırlarsak, bir Ġslam ideolojisinin doğduğu Ģartları, Ġslamlığın bile doğarken yarattığı patlamalar, onun yol açtığı savaĢlar ne kadar çoktur. Bugün bile baktığımızda, bizi hayretler içinde bırakan ne kadar siya- sal eylem gerçekleĢtirmiĢtir. En beğenmediğimiz bilgi, "din" diye nitelendirdiğimiz ideolojiler bile tarihte ne kadar siyasal savaĢı- ma girmiĢlerdir, ne kadar insanı peĢlerinde sürüklemiĢlerdir, ne kadar halkları ayaklandırmıĢlardır. Hem sosyalizmin en yüce, en ilerici bir ideoloji olduğunu söyleyeceğiz, hem de bu ideoloji yıllarca bizim ülke, halk saflarında çalıĢacak ve hiçbir ciddi sapta- maya, ciddi çatıĢmaya yol açmayacaktır. Bu, sosyalizm olamaz veya bu Ģekildeki bir sosyalizm, sosyalizm değil, baĢka bir Ģeydir; bir mezheptir veya sosyalizmin bir karikatürüdür.

ArkadaĢlar sosyalist olmakta kararlılarsa, sosyalist olarak yaĢamakta iddialılarsa, bütün geri yönlerini göz önüne getirmek, sosyalizmin gerektirdiği örgütlenmeleri, mücadeleleri kabullenmek zorundadırlar. Ġnsanlar bilinç ister, insanlar fedakarlık ister, insanlar cesaret ister, bunu götürebilecekleri kadar götürmek zorundadırlar. Eğer bunu götüremiyorlarsa, mutlaka onların çözü le- cekleri ve sosyalizmin bunların elinde bir mezhep durumuna düĢeceği açıktır. ĠĢte bu açıdan bu ülkede sosyalizmin yüceliğini her zaman en ön planda tutmalıyız. Sosyalizmi, bilimsel sosyalizmi savunan bir grup olarak, bunun siyasal sorunlara uygulanmasınd a, savaĢ, örgütlenme ve mücadele taktikleri meselesine uygulanmasında en temiz veya en doğru bir Ģekilde kavramalıyız. Bu konuda sosyalizmin bizden isteyebileceği bütün hususları yerine getirmeliyiz.

Bu hususlardan bir tanesi örgütlenmedir. Daha ilk doğduğu günlerde, mesela 1800-1848'li yıllarda halklara yönelik bir Ko- münist Manifesto çıkıyor; 1864'de bir Komünist Enternasyonal çıkıyor; 1889'larda daha baĢka yerel partiler çıkıyor. Ġkinci En ter- nasyonal, BolĢevik Partisi, Üçüncü Enternasyonal ve çığ gibi geliĢen birçok komünist partisi. Yani Ģunu belirtmek istiyoruz: Sos- yalist öğretiyi benimseyen unsurlar, daha ilk günlerde -bırakalım beĢ-on sene sonrasına bırakmayı- daha bu ideolojiyle temasa geçer geçmez bir merkezi örgütlenme yaratmayı, bir merkezi örgüt gibi hareket etmeyi bir ilke olarak benimsemiĢlerdir.

Bu neden böyledir? Bu ideolojinin özü siyasal iktidarı hedef alıyor, bu ideoloji halkları her türlü siyasal baskı ve ekonomik sömürüden kurtarmak istiyor, bu açıdan daha ilk günden itibaren merkezi olarak örgütlenmek, merkezi olarak örgütlenip uzman- laĢmak zorundadır. Böyle yapmazsa bunun taĢıdığı iddia, iddia olmaktan çıkar, bir mezhep durumuna düĢmesi gündeme gelir. Ama sosyalizm de bunu kabul etmiyor. Sosyalizmi mezhep durumuna düĢürmek isteyen (bunların baĢlıca simaları olan Kautsky ve Troçki gibi) birçok revizyoniste karĢı verilen sürekli ideolojik mücadelelerle, bu ideolojinin bu ihtilalci özü her zaman koruna- bilmiĢtir. Bu ihtilalci özü koruyanlar en erkenden bir siyasal geliĢmeye, bir halk savaĢına yol açabilmiĢlerdir. Ama ne zaman ki bunu biçimden, ihtilalci özünden boĢaltıp bir lafazanlık, ağızlarda bir sakız haline getirmiĢlerdir, o zaman da bu ideoloji gerçekten bir oportünizm biçimi olarak halkların mücadelesinin önüne dikilen önemli bir engel haline gelmiĢtir.

Biz fazla tarihi bir derinliğe, geçmiĢe sahip değiliz. Tarihi incelenirse beĢ altı seneyi geçmez. Ki herkes bilir, bu süreç içeri- sinde fedakarlıkta, bilinçlenmede, cesur davranmada ülke koĢullarımızın da yakından etkisi, ülkedeki geri yapını n demin saydığı- mız özelliklerimizin geliĢmesinde belirleyici etkileri vardır. Bu konuda önemli adımlar atılabilmiĢtir, atabildik. Neden attık? Bunu aslında sosyalist inancın bize verdiği hızdan ötürü atabildik; baĢka hiçbir Ģeyle bu izah edilemez. BeĢ altı sene bu kadar yoğun bir mücadele içinden geçerken, hiçbir zaman Marksizm’in merkezi örgütlenme sorununu unutmadık, sosyalistlerin daha ilk günden beri güçlü bir merkezi parti olarak örgütlenmeleri gerektiğini unutmadık. Hiç kimse bu sorunu bir an olsun ka fasından çıkarmadı. Mutlaka bunun bir merkezi örgütlenmeye kavuĢturulması savunuluyordu, ama içinde bulunduğumuz zor yaĢam koĢulları bir türlü bizim böyle bir görevi gerçekleĢtirmemize olanak vermiyordu.

Bu görev o gün de vardı, bugün de var. Bugün bu görevi biz daha geliĢmiĢ Ģartlarda çözmeyle karĢı karĢıya bulunuyoruz. Bu- nun için böyle bir görev ne aniden ortaya çıkan bir görev olarak karĢılanabilir, ne de sosyalizmden beklenmeyen, sosyalizmin beklemediği bir çıkıĢ olarak görülebilir. Tam tersine, sosyalizmin özüne iliĢkin bir sorun olduğunu, örgütlenmenin sosyalist ideo-lojinin temel bir sorunu olduğunu, örgütsüz sosyalizmin düĢünülemeyeceğini bildiğimiz için bu soruna hiç yabancılık çekmedik, bu soruna hiçbir zaman ürkekçe yaklaĢmadık. Gücümüz ölçüsünde bir an önce bunu çözme zaruretine inandık.


BeĢ altı senelik bir tarihimiz var, belki bu fazla bir zaman değildir. Ama merkezi bir örgütlenmenin yaratılmasında daha fazla bekletilecek, uzatılacak bir zaman değildir aslında. Eğer daha da uzatırsak, bizim entelektüel bir klik durumuna düĢme tehlikemiz vardır. Bütün dünya komünist teĢkilatlarının tarihi incelenirse, özellikle sömürge ülkelerdeki komünist, hatta hatta ihtilalci, radikal yurtsever teĢkilatlanma tarihi incelenirse, bu ülkelerdeki çeĢitli mücadele örgütleri, eğer savaĢa, sıcak mücadelelere yöneliyorlarsa bu örgütlerin geliĢip çelikleĢtiği, yönelmiyorlarsa da bu örgütlerin dağılıp bir aydın kulübü haline geldiği, bir oportünizm biçimi halinde görülecektir.

Nedir bugün bizim bu süreçteki geliĢmemiz? Evet, nitelik olarak, nicelik olarak hayli bir geliĢme sağlandı ve böyle bazı pra- tiklerle de biraz kendini geliĢtirebildi. Ama Ģu andaki durum nedir? Güçlü pratikler bizden çözüm bekliyor, ama örgütsüzlük y ü- zünden bu pratiklerle yeteri kadar uğraĢılmıyor. Ne yapacaksın bu durumda? Eğer ilerlemek istiyorsan, mevcut örgütlenmeni bir yandan merkezleĢtirirken, öte yandan bu örgütlenmeni sıcak savaĢ içerisinde adeta kavuracaksın, çelikleĢtireceksin. Böyle olunca senin sosyalizme karĢı olan görevin yerine gelmiĢ olur veya sen sosyalist bir önder olarak kendini halklara, uluslararası alana ka- bul ettirirsin. Ama bunu yapmazsan ne olursun? Bir aydın bozuntusu olarak ortaya çıkıp tükenirsin. Biz hiçbir zaman bu kadar çaba harcadığımız, emek harcadığımız bir çalıĢmanın sonucunu bu Ģekilde güdükleĢtiremeyiz. Bu kadar emek harcanan bir çalıĢ- ma tümüyle yok bile edilse, ancak sıcak bir savaĢ içerisinde yok edilmesine razıyız. Elbette ki daha geliĢmiĢ olduğu aĢamada mer- kezi örgütsel sorunlarını çözmeden, sıcak mücadele içine girmeden, adeta yüreksizlikten ve dar görüĢlülükten ötürü kendi kendisi- ne dağılmasını istemeyiz. Yani biz tüm gücün sıcak savaĢ içinde yok edilmesine bin defa daha razıyız, ama hiçbir zaman kendi kendine bir dağılmayı kabul etmeyiz. Bunu Ģerefsizliğin, alçaklığın en aĢırı biçimi olarak adlandırırız.

Biraz çağın koĢulları, ülkeler ve halkların koĢulları göz önüne getirilirse, aslında daha üst düzeyde bir siyasal organizasyo n içine girmemizden baĢka yolumuzun kalmadığı görülecektir. Üst düzeyde bir siyasal organizasyonun içine girmenin de çağın gerçeklerini, ülkenin gerçeklerini temel alan bir siyasal ilkeler bütününden kopuk olamayacağı ve bu ilkelerin gerçekleĢtirilmesi için de sağlam bir teĢkilatlanmanın Ģart olduğu çok açıktır. Artık sorun, bunun biçimi, illegalitesi, elindeki araçları, önündeki uz- manlık, iĢbölümü, bunların nasıl gerçekleĢeceğidir. Bütün bunlar onların kadrolarının baĢaracakları iĢlerdir. Bu biçimlerin bu Ģekilde olması bizi hiçbir zaman ciddi bir teĢkilatlanmaya giriĢmekten veya bu biçimsel sorunlar, bizi sorunu ciddi bir Ģekilde ele almaktan alıkoyamaz.

Hiçbir sorunun üzerine yürümedikçe, kendiliğinden çözümlendiği görülmüĢ değildir. Bütün sorunlar aslında uzun bir olgu n- laĢma süreci içerisinde çözümlenmiĢlerdir. Sağlam bir örgüt, uzun bir mücadele pratiği içerisinde ancak gelenekselleĢir ve kendi biçimini tamamen kazanabilir, yaratabilir. Ama bu konuda cesaret edilmeyecek, kiĢiler bu konuda olağanüstü çaba harcamayaca k- lar ve bir gün kendilerini dört dörtlük bir örgüt içinde bulacaklar! Olur mu bu? Mümkün değil. Maddenin akıĢına, maddedeki geliĢmenin özüne, diyalektiğin özüne ters bir durum olurdu. Bu olsa olsa metafizik bir düĢünce biçimi olarak, idealist bir düĢünce biçimi olarak, doğayı idealistçe yorumlamanın bir kalıntısı olarak kafamızda durabilir. Hiçbir zaman gerçekle uyuĢmaz.

Demek ki bunlardan bizim aslında çıkaracağımız sonuç Ģudur: Biz sosyalizmi bir öğreti olarak benimsediğimiz andan itibaren bunun gereklerini ya yaparak geliĢecektik ya da bunun gereklerini yerine getirmeden soysuzlaĢıp aydın bozuntuları haline gelecek- tik. Aslında bugüne kadarki pratiğimizde, bazı hatalar, bazı teoriden ve pratikten kopukluklar, yetersizlikler olmasına ra ğmen, ortalama olarak sosyalistlerin kabul edebilecekleri bir yaĢam stilini geliĢtirebildik. Sosyalist bir örgütlenmenin muhtevasını, biçi- mini, kazanabilecek bir hammaddeyi oluĢturabildik, bu konuda belli bir mesafe alabildik. Ama bundan daha ötesini de bu Ģekild e götürmenin zor olacağını, yani sayı olarak daha fazla artmanın, grup olarak daha fazla çoğalmanın bir anlamı olamayacağını veya bu Ģekilde sürdürmenin giderek dağılmalara, pasifleĢmelere yol açacağını, yine bu Ģekilde karĢımızdaki güçlü engeller karĢısında fazla tutunamayacağımızı, bu engeller tarafından özellikle parçalanacağımızı, büyük tehlikeler içinde bırakılacağımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.

O halde bu tip tehlikelerden alıkonulmak açısından, güçlü pratik engellerin üstesinden gelebilmemiz açısından, ciddi bir ö r- gütlenmeye yönelmemiz Ģarttır. SavaĢ biçimlerinin geliĢmesi, hapishanede mücadeleler, hapishanelere düĢmeler ve giderek çatıĢ- malarda ölmelere varana dek birçok Ģart, bizden güçlü bir örgütlenme talep ediyor. Bu örgütlenme yaratılamazsa, ağır sorumlul uk- lar altından kalkılmazsa yapı çözülür, çözülünce de bu örgüt bir daha kendini kolay kolay bulamaz. Bu açıdan da artık bilincimizi, kiĢiliğimizi toparlayarak, içinde bulunduğumuz koĢulların bütün zor yönlerini bilerek, ama bunun yanında insanoğlunun bütün yeteneklerini çalıĢtırarak bir sosyalist örgütlenmeye yönelmek zorundayız. "Aceleye getirilmiĢ" veya "böyle bir görevin altından kalkamayacağımız" gibi bir düĢünce aslında oportünizmdir veya bir sosyalistin kabul edemeyeceği burjuva anlayıĢlardır.

Öte yandan bu tip örgüt sorununu adeta bir bilmeceymiĢ gibi çözümlemenin de anlamı yoktur aslında. Sosyalizm basit ve sade bir ideolojidir. Evet, biz burada adeta bir bilmeceyi çözüyormuĢ gibi meseleleri getiriyoruz. Bazı kelimeler üzerinde yine çok açık noktalara iliĢkin saatlerce tartıĢılıyor. Halbuki bunlar son derece gereksiz, hiçbir Ģey kazandırmayacak tartıĢmalardır. Sosyalist öğretinin ilkeleri açıktır, bunun teĢkilatlanmasının ilkeleri de son derece basit ve detaylıdır. Ama bu biçimin içeriğini doldurmak da çağımızın en ilerici insanının bir iĢi olabilir. Eğer arkadaĢlar iddialılarsa böyle bir yapıyı kazanabilirler. ġunu diyecekler: "Kür- distan'daki aydının uĢaklaĢması, kiĢiliksizliği, siyasal geliĢmelerin dıĢında yaĢayıĢı, yetiĢmesi, toplumsal geliĢmenin az oluĢu yü- zünden sosyal olmaması, bütün bunların kiĢilerin durumunu güçleĢtirebileceği ve bunların fazla mesafe alamayacağı..." Evet, bunlar bir kader olarak alınırlarsa, bu güçlerin yaĢamaya da hakları yoktur. Bütün bunlar kader olarak kabul edilecekse, daha siya- sal mücadeleyi ne diye benimsiyoruz, sosyalizmi ne diye benimsiyoruz?

Tabii ki sosyalist örgütlenmeler sıcak savaĢ ortamında da barıĢçıl ortamlar içinde de oluĢabilir, büyük uluslar içinde de küçük uluslar içinde de oluĢabilir, zengin bir materyalle de zayıf bir materyalle de oluĢabilir, çok sayıda kadroyla da az sayıda kadroyla da oluĢabilir, güçlü önderlerle de oluĢabilir ve bunun yanında sıradan sosyalistler tarafından da oluĢturulabilir. Bu konudaki farklar fazla belirleyici değildir, öyle çok güçlü, çok mühim Ģartlar değildir. Daha çok inanç, fedakarlık, biraz cesaret ve mücadele isteyen bir meseledir. Bu koĢulların karĢılanmasıyla birlikte rahatlıkla bir sosyalist teĢkilat iĢi yürür. Ama çok kan döker, zorlanı r, hemen tutuklanırlar, hemen hapse düĢerler, hemen yaralanırlar, aç kalırlar, çok bitkin düĢerler, bütün bu nlar olabilir. Ama demin saydı- ğım koĢullar olursa, bu da bir sosyalist örgütlenmedir veya böylece sosyalist örgütlenme de olur. Fazla uzatamayız, yani eğer biz bu yapıyı daha da bu Ģekilde götürürsek ne yapacağız? Daha çok grup, daha çok adam, daha çok kitap okuma, ama örgütlenmede fazla geliĢmeme. BeĢ altı senedir daha çok bireysel çabalar harcayarak bir ton çevre oluĢabilir, ama biz bunlarla övünemeyiz. Ortaya çıkan bu ürünlerin çok sınırlı olduğu, ancak belli bir hazırlığı ifade ettiği açıktır. Bizim daha çok bu hazırlık içinde ciddi görevlere hazırlandığımız, daha kalıcı, daha ilerici sonuçlar için hazırlandığımız da açıktır.


Bundan sonraki dönemde uzun süreli geçirilen hazırlığı daha geliĢmiĢ bir yapıya dönüĢtürmek ve böylece mücadeleyi biraz daha teknik, biraz daha modern bir süreç içine sokmak, fazla zayiat vermeden, bu kadar insanın enerjisini boĢa çarçur etmeden herkese belli görevler dayatmak ve mücadeleyi hem toplumsal temel içerisinde, hem görsel arenada daha çok hızlandırmak tar ihi bir zorunluluktur. Böyle bir biçim, çağda da en uygun savaĢ, mücadele, örgüt biçimidir. Ülkedeki halkın da bizden en çok istediği bir çalıĢma biçimidir. Buna aday olacak arkadaĢların bütün kiĢisel yeteneklerini buna uygun olarak geliĢtirmeleri, bunun bili nçli öncüleri olmaları ve bu konuda kendi özverilerini kullanmaları gerekir. Bu olursa bu iĢler yürür, niye yürümesin? Fakat olmazsa, yani insan kendi özünü bu konuda kullanmazsa, biraz köleleĢirse, dar görüĢlü olursa, tabii ki olmaz, bu sosyalizmde yürüyemey e- cektir.

Bizim yapımız böyle bir yapı değildir. ArkadaĢların inanç düzeyleri, fedakarlık düzeyleri hızlı bir sosyalist teĢkilatlanmayı is- temektedir. Dökülen kanlara, çekilen sıkıntılara, bu kadar yaĢanılan acı tecrübelere karĢın, eğer biz hala bir örgütlenmeye yönele- mezsek, tarih bizi affetmeyecektir.

Sosyalist bir örgütlenmenin bizde zorunlu olduğunu ve bu örgütlenmenin reformist ve gevĢek örgütlenmelerle halledilemeye- ceğini, sosyalist bir ideolojinin ciddi, siyasal hedeflerle uğraĢabileceğini ve bu ciddi siyasal hedefleri gerçekleĢtirmek için de ciddi bir örgüt, komünist bir örgüt biçimini kazanması gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bu konuda tartıĢmanın bile yersiz o ldu- ğunu söyleyebiliyoruz. Evet, mutlaka bunun bazı kurallarını geliĢtireceğiz, ama bununla da tabii ki iĢler bitmeyecektir. Belli bir kurallar, ilkeler sistemine kavuĢan bir sosyalist örgütlenmenin önüne çok ciddi pratikler koyması gerektiğini, bir yandan ciddi örgütlenmeler gerçekleĢtirmesi, öte yandan diğer örgütlenmelerini sıcak bir savaĢla bütünleĢtirmesi gerektiğini de eklemeliyiz. Önümüzdeki en önemli örgütsel görevler de bunlardır. Bu görevleri çözme, günümüzün veya hareketimizin en acil sorunlar ı- dır. ArkadaĢlara önlerindeki en acil sorun ve asgari bir örgütsel hedef olarak, örgütle nmede özellikle merkezi yapıdan baĢlamak Ģartıyla giderek tabana doğru merkezi bir Ģekilde komiteleĢmeyi, komiteleĢmesini, çeĢitli kitle örgütlerini geliĢtirerek yürütmeyi, çeĢitli savaĢçı kadrolarını geliĢtirerek örgütlenmeyi ve giderek bunu bütün üyelerine benimsetmeyi, böylece ülkedeki siyasal ge- liĢmeler içerisinde, toplumsal geliĢmeler içerisinde önder gücünü duyurmayı ve önder bir güç olarak hareket etmeyi belirtebiliriz.

Bu grup pratiğe yöneldiğinde umutlarımızla beraber tedirginliklerimiz, hatta endiĢelerimiz epey vardı. Öyle bir Ģey yapılmıĢ ki, hayatımızın büyük bir bölümü bu amaca hapsedilmiĢtir. Bunlar önemli tabii, bütün komünistler hayatlarını bir davaya adarlar, gerçekten adarlar. Bunlar yüzeysel olarak değil, bütün yaĢamlarını, sadece gençliklerini ve bazı yanlarını değil, bütün manevi ve maddi güçlerini böyle bir davaya adayabilirler. Bu konuda epey örnek vardır. Tabii ki biz de büyük ölçüde bu amaçla kendi kiĢ ili- ğimizi bir davaya adayabilme cesaretini göstermiĢiz. Bu kuru bir cesaret değil, bu cesareti yaratan, böyle bir cesarete giriĢmeyi yaratan birçok toplumsal etken, birçok tarihsel etken de vardır. Bütün bunların bir sentezini yaparak bir dava adamı olmaya karar vermiĢiz.

Bununla birlikte tabii ki mutlaka her davanın yoldaĢları vardır, her davanın insanları vardır. Biz de bunları belli sayıda insan- larla yapmaya çalıĢmıĢız ki, tarihte hemen hemen bütün kutsal davalar, halkların bağımsızlık ve özgürce geliĢmesini dile getiren bütün davalar az çok seçkin bir yoldaĢ kitlesi tarafından savunulur. Bunlar en önde yürürler, mücadelenin baĢında bulunurlar ve tüm hayatlarını bu Ģekilde örnek olarak ortaya sererler. Tarihte tüm dava adamlarının yaptığını, günümüzde tüm komünistlerin yaptığını bizim yapmamız son derece doğaldır. Bu konuda "herkes kiĢisel çıkarlarını düĢünüyor, herkes kendi meslekleri icabı devrimcilik yapıyor veya herkes toplumla bağlarını koruyarak devrimcilik yapıyor" deyip esas ölçülerimizi görmezlikten gelem e- yiz. Aslında bu iĢin ölçülerini anlayıp bu ölçüleri kabul edecektik; bunun gerektirdiği bilinci oluĢturacak, bunun bizden beklediği cesareti ve fedakarlığı oluĢturacak ve tabii bunun yanında yaĢama gücünü kendimizde oluĢturacaktık.

Eskiden mücadeleye katılımlar bize büyük bir moral verdiği gibi büyük bir güç katacağına, çok önemli da va adamlarının çı- kacağına dair inancımızı da güçlendiriyordu. Fakat son dönemlerde durum biraz farklılaĢtı. Belki binlere varmıĢtır sempatizan la- rımız, halkla iliĢkilerimiz, belki Ģu anda beĢ bine yakın güçlü savaĢçı kadro da çıkabiliriz; fakat eskiden olduğu gibi davaya büyük bir kutsallık derecesinde bakma durumu yok. Bu arkadaĢların pratiğine, kendi pratiğimize veya bazı arkadaĢların pratiğine yine bakmaya devam ediyoruz. Ortada yaratılan bazı pratikler var, bunlarda bazı kiĢilerin davranıĢlarını göz önüne getirdiğimizde, bu tip iliĢkileri çok ciddi görme, bu tip iliĢkilere alabildiğine değer verme anlayıĢından uzaklaĢıldığını görüyoruz. Bunun sosyalizm- den doğduğuna, sosyalizmin toplumun tarihine, toplumun bugünkü hayatına uygulanmasından kaynaklandığına inanmıyoruz. Daha çok toplumun bütün artıklarının, bütün pisliklerinin saflarımızda önemli oranda varlığını korumasından kaynaklandığını söylüyoruz. Gerçekten sosyalizmin hazmedemeyeceği, sosyalist bir otoritenin hazmedemeyeceği bir gerçekliktir. Ġster sömürgeci- likten, isterse eski toplumdan doğan davranıĢların arkadaĢlarda etkin olmasından kaynaklansın, böyle bir pratik içerisi nde yer alanların bazı pratiklerinin bu yolda bizi geriletebileceği, tedirgin edebileceği, bu yoldaki yüceliği kavramayacakları ve ç ok basit hatalar yapabilecekleri, dolayısıyla davanın kutsallık derecesini bozacakları, yüceliğine gölge düĢürecekleri inancı uyanıyor . Tabii ki bu da bizi ciddi olarak düĢündürüyor.

Ġnsanlar yaĢamlarını bir davanın emrine koyabilirler. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Ġnsan soyuna mahsus bir davranıĢtır. Ama eğer bir davanın içinde yozlaĢma veya bir davanın kadrolarında, yoldaĢlarında her bakımdan çalıĢkanlık, bilinç, cesaret, iĢleri ferah bir Ģekilde yapma, sorun yaratmama konularında bir yozlaĢma, durgunluk, hafiflik veya yeteri kadar zekice hareket etmeme, yani asalaklık diyebileceğimiz Ģeyler varsa, elbette ki bizim bu yapının içini eĢelememiz, bu yapıdaki yanlıĢ eğilimleri, çeĢitli davranıĢları, varsa unsurları ve eğilimlerini tespit etmemiz gerekeceği açıktır.

Bir gemi düĢünelim; çok güçlü dalgaların olduğu okyanuslarda yol alıyor ve o geminin içinde çeĢitli fareler var veya sızıntı yapmıĢ. Bazı kanallardan sürekli su akıyor gemiye... Kısaca gemi içindeki bazı Ģeyler gemiyi Ģuradan buradan batırmaya ç alıĢıyor- lar. Mutlaka bir tehlike var geminin içinde. Bu gemi okyanuslarda ilerleyecekse ve içte sızıntı yapmaya yol açan, gemiyi böyle kemiren Ģeyler varsa, mutlaka bunlara bir hal çaresi aramak veya en azından bazı uyarılarda bulunmak gerektiği Ģarttır.

Devrim bir okyanustan tehlikeli Ģeylerle dolu bir yoldur. Bir okyanustaki fırtınalardan daha fazla fırtınaların yer aldığı bi r sü- reçtir devrim süreci. Böyle olunca da, bizim gerçekten bir gemi tayfası olarak ya da gemiyi yür üten bir tayfa olarak, çok sağlam bir Ģekilde gemiyi her türlü tehlikeye karĢı korumamız, özellikle içte gemiyi böyle tahrip edecek bütün davranıĢları, görevlerini layıkıyla yerine getirmeyen bütün eğilimleri ortadan kaldırmamız gerektiği açıktır. "Bazı Ģeyler gerçekleĢmiĢtir, mücadele bazı sonuçlar yaratabilmiĢtir, insanlar da belli ölçüde tatmin oldukları, belli ölçüde amaçlarına ermiĢ oldukları için, eskiden da ha yakın iliĢkilere Ģimdi pek değer verilmiyor" denilebilir. Ancak bu kabul edilemez. Çünkü sosyalistler olarak biz sosyalizm vasıtasıyla doğayı, toplumu, tarihi tanımaktan her zaman büyük bir zevk duyarız.


Sömürgeciliğin ve feodalizmin yarattığı akıl almaz yapıların, insanın yüreğini böyle taĢlaĢtıran yapıların, elbette ki moral imizi yıktığını, bizde moral, insanlık bırakmadığını anlarız. Fakat bir de bu yapıyla savaĢan güçler bu mücadeleye layık olamazlarsa, bu mücadelenin zorluğunu kavrayıp buna uygun alternatifleri geliĢtiremezlerse, tabii ki insanların kendilerini yeniden gözden ge çir- meleri Ģarttır veya mücadelenin koĢullarını yeniden gözden geçirmeleri gereklidir. Ama Ģu söylenebilir: Ġnsan soyunun yapısında belli bir geliĢme süreklidir. Hatta doğada en çok geliĢmeye yatkın varlık insandır. Maddi alemin içerisinde, evren içerisinde kendi- ni yenilemeye en açık varlık insan soyudur veya insan Ģekillenmesidir, insan beynidir, moral yapısıdır. Ancak insanın kendini yenilemesi mutlaka belli bir ideolojik, siyasal yapı içerisinde gerçekleĢtirilmelidir. Mevcut siyasal, ideolojik yapılar dıĢında yeni- lenmeyi düĢünmek mümkün değildir. Belli bir davaya, belli bir mücadeleye atılmıĢ insanlar için ideolojik-politik bir platform dıĢında yenilenme mümkün değildir. Bu olsa olsa küçük-burjuva rahatlığı anlamına gelebilir. Küçük-burjuvazinin sıkıĢması, kü- çük-burjuvaların hayattan, toplumdan korkularını, basit bir yaĢantıyla gizleme, maskeleme düĢüncesi olabilir.

Kürdistan'da çok güçlü ve değer verilen bir iliĢki olmasına rağmen, ahbap çavuĢluk kokan arkadaĢlıklardan tutun, her türlü aĢiretçi kalıtsal iliĢkilerden, özellikle bu iliĢkilerin demokratik özünü inkar eden, buradaki demokratik muhtevayı kendi gerici kan iliĢkileri, çıkar iliĢkileri, Ģahsi iliĢkileri için kullanan bütün anlayıĢlardan Ģiddetle nefret ediyoruz. Böyle kan bağına dayanan, ahbap çavuĢluğa ve belli bir yerelliğe dayanan yakınlıklar hiç anlamı olmayan iliĢkilerdir. Bu acaba neden böyle oluyor? Bu zih- nen de olsa, hissi olarak da olsa, belki bir öngörü de olsa, mutlaka Kürdistan'daki toplumsal yaĢantıya bu öğenin getirdiği t ahribat- ta aranmalıdır. KiĢilerin birbirlerine karĢı profesyonelce değil, bir dava adamı olarak değil, tamamen böyle toplumumuzun ilikleri- ne kadar kök salmıĢ ve her türlü ulusal demokratik geliĢmeyi boğan klan, aĢiret ve kabilecilik, bölgecilik, mahallecilik iliĢkileriyle birbirlerine bağlı kalmaları insanı oldukça düĢündürüyor. Bu konular insanı bayağı rahatsız ediyor.

Biz yapımızda bu özelliği mutlaka tasfiye etmek için mücadele verdik. Ama bu alanda yapılması gereken daha çok Ģeyler var- dır. Fakat yine bunun da basit bir "kendimi düzelteyim" edebiyatıyla veya böyle bir pratik önlemle olamayacağını, bu konuda kiĢilerin derinliğine bir yenilenmeyi yaĢamaları, insanlık kültürü alanında kendilerini iyice yetiĢtirmeleri ve ayrıca bu engin kültür- lerden elde edecekleri en yararlı sonuçları bu topraklarda ortaya koymalarından geçeceğini bilmek gerekir. Bu tip kiĢiliklerin olu- Ģumuyla belli bir saygınlığın oluĢması, dolayısıyla belli bir yoldaĢlığın oluĢması beklenebilir.

Ġnsanın tarihte saygı duyduğu, görkemliliğine inandığı doğada olsun, toplumda olsun çok çeĢitli yapılar vardır. Biz bu konuda kendimizi büyük görmüyoruz, tam tersine doğadaki ve toplumdaki bu görkemli yapılar karĢısında ne kadar basit olduğumuzu görerek durumumuzdan iğreniyoruz. Ama insan belli bir otorite yarattı diye bunun gölgesine de sığınamaz, sığınıp da bu tip iliĢki- lerle toplumu daha geniĢ etkisi altına alamaz. Bu tip davranıĢlar basit davranıĢlardır. Belirttiğimiz gibi toplum tarihini ve madde- nin geliĢim evrelerini iyi kavrayan kiĢi, bu tür iliĢkilerden fazla bir Ģey bekleyemez. Ancak bu pratikler karĢısında sert tavır da olacaktır. Bu kadar insanın tutumu aĢınıyor; en baĢta insanın kendisine saygısı varsa, kendi yaĢamına bir anlam kazandırmak i sti- yorsa, mutlaka bir savaĢ verecektir.

Bizce bu savaĢla olur, dostlukla olacağını sanmıyoruz. Mutlaka bir savaĢ olacaktır, kiĢiliğin yenilenmesi açısından tamamen bir savaĢ olur, ama bu savaĢta mutlaka kafa kol kıralım demiyoruz. SavaĢın üslubu biraz sert kaçabilir; fakat önemli olan savaĢın özünde yatan etkenler, savaĢın dayandığı, savaĢın amaçladığı faktörler göz önüne getirilirse, üslubun sertliği zannedildiğinden az tahribat yapar, hatta yapmaz bile.

ArkadaĢlar bilmeliler ki, gayri ihtiyari de olsa bir sertlik tavrının ister haklı ister haksız çok önemli nedenleri vardır. B unu gö- rebilmeleri gerekir. Bu grup pratiğimiz de uzun yılların bir yaĢantı pratiği olduğu için biz bunları bu Ģekilde belirtiyoruz. Yani biz bu arkadaĢa, davranıĢlarına nasıl saygı gösterilmesi gerektiğini çok iyi biliriz. Aslında nerede, nasıl, ne zaman saygı gösterilmesi gerektiğini çok iyi biliriz. Ama bir kiĢinin neresinin sakat olduğunu da az çok bilebiliriz. Bu konuda kaprislice, egoistçe olmayan ölçüler kısmen de olsa vardır. Fakat arkadaĢların kiĢiliklerini genellikle geliĢtirmeyi, değiĢtirmeyi, tabii ki bunu bir ağabey, bir büyük olarak veya çok iyi bilen birisi değil, bir düĢünce insanı olarak, sürekli düĢünceleri geliĢtirmek isteyen bir kiĢi olarak ya pa- lım. Herkesten bu beklenir. Her zaman yeni yaratıcı düĢünceler ortaya çıkarmak, bunu kiĢilere benimsetmek toplumda gerekli bi r görevdir. Bunlar özellikle aydınların, devrimcilerin yapması gereken bir fonksiyondur. Bu halkın -eğer yozlaĢtırılmazsa- çok önemli bir fonksiyonudur. Bunun değeri bilinirse çok iyi bir fonksiyondur ve toplumun değiĢtirilmesinde, geliĢtirilmesinde çok önemli roller ifa edebilir. Özellikle bizde bunun yeri çok önemlidir.

ArkadaĢlar neden bu yapımızı kavrayamıyorlar? Sadece kiĢisel yapımızı değil, sosyalizmin bu konudaki yapısını neden ka v- rayamıyorlar? Sosyalizmin insanda yarattığı bilinçlenmeyi veya fedakarlık ruhunu, yarattığı cesaret ruhunu, iĢleri uzmanca teknik- çe yapma, gizlice yapma ve ayrıca davayı her zaman kutsal bir dava olarak görme, büyük bir dava olarak görme yönünü kendil e- rinde niye aĢırı bir Ģekilde geliĢtiremiyorlar? Örgütçü olma niteliklerini, savaĢçı olma niteliklerini niye her zaman geliĢtiremiyor- lar? GeliĢtirememiĢlerse bizce bunların çok sınırlı iĢ yapmaları gerekecektir.

ġu anlayıĢ kesin sakattır: Belli bir ideolojik-politik hedef, örgütsel yapı sağlanmadan, arkadaĢların bir köylü gibi veya bir feo- dal yiğitlik örneği olarak ortaya çıkmaları bizde karikatürist bir davranıĢ olur ve somut bir davranıĢ haline de gelebilir. B u arkadaĢ- lar ne dereceye kadar iyi olurlarsa olsunlar, ama öte yandan çok güçlü bir ideolojik, politik, örgütsel ve siyasal hedefler planında baĢka bir arkadaĢın yaptığı basit bir eylem bize çok anlamlı gelebilir. Biz bunun derin anlamını kavrayabiliriz. Bu tip bir eylemle bu temelden yoksun bir eylem arasındaki farkı anlayabiliriz. Hayatta eylemlerin bir yığın politik, bir yığın sosyal, ideolojik etkisi vardır. Ġnsan yarattığı eylemlerin sonucunu düĢünemezse yine bir köylüden farkı yoktur.

Ama bunlar olmamalı tabii. KiĢiler bu Ģekilde davranırlarsa, eylemlerine ideolojik, siyasal hedef saptaması yapar ve bunu be l-

li bir örgütlenmeye kavuĢturarak bütün tedbirlerini düĢmanın ağırlığı oranında, önündeki engeller oranında da alırlarsa, bu konuda



16



da eylemler geliĢtirirlerse, buna saygı duymayacak insan, buna sevinmeyecek insan yoktur aslında. Bu konuda bir halkın kazana-

cağı çok Ģey vardır. Bunu inkar edecek insan da yoktur.

Bizim durumumuz Ģu açıdan önemlidir: Komünistlerde her zaman bir ekip düĢüncesi, bir komite düĢüncesi vardır. Özellikle önümüzdeki dönem yeniden bir örgütlenmeye yöneleceksek arkadaĢlar Ģunu göze almalılar: Benim çalıĢma stilim veya olaylara bakıĢ açım, davranıĢ özelliklerim önemlidir. Bu yapıdan benimle çalıĢabilen, ne dereceye kadar orantılı çalıĢabileceğini netl eĢtir- miĢ bir ekip çıkmalıdır. Hatta Ģu da aslında göze alınabilmelidir: Eğer benimle ciddi olarak çalıĢabilecek ekip oluĢursa veya daha yararlı bir ekip oluĢabilecekse, hareketi daha değiĢik bir pozisyona sürebiliriz. Ama hareketin önümüzdeki dönemde yürütücül ü- ğünü baĢka bir ekip arkadaĢ alabilirse çok daha olumlu olur. Ben de bazı alanlarda, özellikle düĢünce alanında daha çok yararlı olabilirim.

Ama bunu göze alamıyorlarsa Ģu mutlaka kavranmalıdır: Ben karĢımda kukla gibi her dediğime ikide bir de 'evet' diyen adam istemem, öte yandan kafasız adam da istemem, geliĢmemiĢ bir yapıdan kaynaklanan kiĢilik de isteyemem. Bu kiĢilikleri en ağır Ģekilde de beĢ paralık eder duruma getirebilirim, benden bu her zaman beklenmelidir. Çünkü çok önemli binlerce kiĢinin kaderi yürütülmek isteniyor. Bu konuda değil sert olmak, gerektiğinde insan böyle kiĢileri ayakları altına alabilir. Gerektiğinde insan insanın yüzüne tükürebilir. Yani bunların hepsi beklenmelidir ve insan bu konuda çok aĢırı sert biçimlere de varabilir. Elind e ol- mayarak kazalar yapabilir. Bir birey bütün bunları bilerek bir ekipte görev alacaktır.

ġu konuda arkadaĢlara saygılıyım: Onların özelliklerini hesaba katıyorum, onların kiĢiliğini, tabii ki devrimci mücadeleye za- rar vermeyecek oranda, onun kiĢiliğini yıpratmamak için ne lazımsa onu yapıyorum ve yapmıĢım da. Ama yok onlar benim dur u- mumu kavramadan benimle istediği gibi iĢ yapacaklarını sanıyorlarsa aldanıyorlar. Bu konuda belki düĢünemeyeceğiniz kadar, beklemeyeceğiniz kadar acayip davranıĢlarda bulunabilirim. Evet, hiç anlayamayacağınız tarzda, mahiyetini kavramayacağınız tarzda böyle Ģeyleri yapabilirim. Ben öyle saf birisi değilim, kendimi o Ģekilde görmüyorum. Bu kadar kiĢiyle merhabamız, yo l- daĢlığımız var, yani 'beklenemez, çok güvendik' Ģeklinde kiĢide bir güven yaratmıĢ olabilirim. Fakat bu güvene fazla dayanmamalı veya bu güvenin mutlaka kiĢilikten kaynaklanan ölçülerle Ģu veya bu oranda değiĢtirilebileceği saptanmalıdır.

Biz kendimizi fazla büyük görmüyoruz; manevi alanda olsun, diğer alanlarda da olsun son derece kuvvetli bir yapıda ve yete r- li görmüyoruz. Ama bu konuda bir yaĢantı biçimini oluĢturmaya çalıĢıyoruz. ArkadaĢlar da kendi yaĢantılarını, cesaretlerini yeni- lemeli ve her gün kendilerine yeni umutlar yaratmalıdırlar.

Her gün bir olaydır bizim yaĢamımız. Öyle fosilleĢmiĢ, taĢlaĢmıĢ yapıda değillerse, eğer Kürdistan'daki değ iĢiklik, yaratıcılık görevimizin ne kadar büyük olduğu anlaĢılıyorsa, kiĢiler de her gün kendilerini yenilemeleri gerektiğini iyi bilmelidirler. ArkadaĢ- ların bunu anlamayacaklarını sanmıyoruz. Ancak yenilenmeden, basit taklitçi davranıĢlara yönelme de anlaĢılmamalıdır. Yenilen- me olsun kırk senede bir olsun, ama gerçekten bir yenilenme olmalı. Böyle olacağına olmasın daha iyidir.

ArkadaĢlarla bugüne kadarki çalıĢmalarda hiç güçlü bir ekip havası içinde çalıĢmadığımızı belirtmek isterim. Bu ister benim tavrımdan kaynaklansın, ister arkadaĢların kiĢisel yapısından kaynaklansın, ama eğer önümüzdeki dönemde görev alacaksak birb i- rimizi çok iyi tanımak zorundayız. Sanıyorum Ģu ana kadarki yaĢantı birliği, bizim birbirimizi tanımamızda önemli ipuçları ve re- cek niteliktedir. Eğer tahlil gücü varsa birbirimizi tanırız. Örneğin bu kadar arkadaĢ, binlerce, on binlerce arkadaĢ oluĢturabilmiĢiz. Dikkat edilirse dürüst olduğunuzu, birbirinize karĢı hayli güveninizin olduğunu siz kendiniz de görüyorsunuz. Birbirinize canınızı verebilecek kadar güveniyorsunuz, bundan Ģüphemiz yok. Ama demek istediğim kiĢileri tanımada ve onlara güvenmede ölçüler vardır. Bu yapıyı duraklatacak, bu yapıyı Ģu veya bu Ģekilde saptıracak bazı davranıĢ, eğilim ve unsurlar da fazla yaĢayamaya cak- larını mutlaka bilmelidirler ve bu tipler bundan sonra geride kalacaklarını anlamalıdırlar. Layık oldukları yerde kalabil eceklerini anlamalıdırlar.

Bu tip davalarda insan yorulmaz. Bu tip davalarda belki bir yıpranma olabilir; ama kiĢinin morali varsa, psikolojik ruh yapısı hala canlıysa, bu kiĢi her gün kendini yenileyebilir, her gün mücadele enerjisini üretebilir. Bu yapı içerisine giren kiĢiler de, özel- likle Kürdistan'da devrim mücadeleyi vermede gerçekten iddialı olan arkadaĢların amaçlarını yenileyememelerini, amaçları hak- kında berrak bir anlayıĢa varamamalarını, canlı bir zekaya sahip olamamalarını, cesarette çok güçlü olmamalarını anlamak zordur. Ancak bu arkadaĢların bu cesareti oluĢturabileceklerine, bilinçlerini her zaman yenileyebileceklerine güveniyoruz. Eğer bunu yapamıyorlarsa, bu onların davanın önemini kavramadıklarını, davanın belli bir bilincini kendilerinde yaratamadıklarını göste rir. Onların bütün önderliklerinden doğan zaafın da bundan kaynaklandığını, davanın özünü kavrayamadıkları için b unun hızla tabana doğru yayıldığını ve bir yığın olumsuz etki yarattığını da görüyoruz.

Tabii ki bunun arkasında sosyal, siyasal ve ideolojik yapının da mevcut olduğunu savunuyoruz. Yani sosyalizm, bağımsızlık mücadelesi veren halklar bu yapıyı doğurmamıĢlar, tam tersine sömürgecilik, feodalizm ve bunların karmaĢık olarak oluĢturdukla- rı tüm ideolojik-politik kurumlar bizim bu kiĢiliklerimizin düĢüncesini, beynini zift gibi kaplamıĢtır. Ve bu zift gibi kaplanan z e- kadan fazla bir yaratıcılık, zift gibi kararmıĢ yürekten de fazla bir coĢkunluk doğmuyor. Hepimiz de az çok bu durumdayız. Ama önemli olan bu konudaki uğraĢ, bu davaya duyulan inancın büyüklüğü ile bu toplumun yarattığı baskıyı, tahribatı aĢmaktır. Ark a- daĢların bunu yapabileceklerine olan inancımız oldukça büyüktür.



Görevler ve Hedefler



Bu süreç içerisinde yaĢadığımız bazı sorunları ele alabiliriz: Aslında bölgeler arasındaki irtibatsızlığın, hapishaneye çok b asit- çe girmelerin, çeĢitli alanlarda gençlik içinde, köylüler arasında, kadınlar arasında, iĢçiler arasındaki çalıĢmaların tesadüflüğünün veya ciddi bir biçimde layıkıyla yürütülemeyiĢinin, kadrolaĢmada adeta bizim çok yalın bir yol kat ediĢimizin, eylemlerimizin adeta ideolojik-politik temelden yoksun boyutlara kadar varabilmesinin, örgütün güçlü kadrolara kavuĢamamasının, ayrıca önder seviyesinde olan kiĢilerin örgütlenemeyiĢinin var olduğunu, bir gerçek olduğunu ve bu konudaki gerçekleri görmemenin imkansız olduğunu söyleyebiliriz. Hatta bu konuda bütün bu siyasal amaçlarımızın pratiğe yansımasına kadar, hayli karmaĢık bir yapının bulunduğunu açıkça söyleyebiliriz. Yani her Ģeyin tamamen durgunlaĢtığını hiç tahmin etmiyoruz. Ama yalnız Ģunu belirtebil iriz: Kaba da olsa, adeta halkların ilkel bir iliĢki biçimiyle de olsa, sosyalizmi kavrayıĢımızla, ülkenin sorunlarına uygulayıĢımızla arkadaĢların güvenebilecekleri bir yapıya adayız.

Siyasal amaçlar, siyasal amaçların kuĢatmaya çalıĢtığı pratik iliĢkiler, arkadaĢların üzerinde devrimcilik yapabileceği bir alanı oluĢturmuĢtur. ArkadaĢlar inançlarını sürdürmekte kararlı iseler, bu ülkenin yurtseverliğine duydukları inancı bugün de sürdürme kararları var ise, bugün yaratılan alanın eleĢtirildiği üzere olumsuzlukları olmasına rağmen, bu yapıdan küçük -burjuvalığa kaçma- mak, çok sıkıĢtı mı bunalmamak ve ölümü de kurtuluĢu da bu ideoloji, bu politik karmaĢık yapı içerisinde aramak kaydıyla eski- sinden daha olumlu Ģartlara sahiptirler diyebiliriz. Eskiden sahip olamadıkları bir yığın araç gereç, insan öğesine sahiptirler. Eğer devrim amaçlarında inançlı olduğumuzu hala savunuyorsak (ki savunuyoruz), gerektiğinde bu inancı yeniden yeniler, bu inancı her gün yeniden ve yeniden oluĢturur yine de savunuruz, yine de mücadeleye olan inancımızı bildiririz. Bugün önümüzdeki araç ve gereç, Kürdistan'da devrim yapmaya daha çok olanak tanımaktadır.


Biz kendimizi, içinde bulunduğumuz toplumsal yapıyı hiçbir kiĢi için beğenmediğimizi söylüyoruz. "Bu toplumsal yapı bize hiçbir Ģey vermiyordu" deyip bu toplumsal yapıya ne kadar isyan ederseniz, ne kadar bununla alay ederseniz, ne kadar ayak altına alıp çiğnerseniz, o kadar hazırsınız. Evet, bu bilinci, bu gücü verdik, tarihi sorumluluğunu kabul ederiz. Ama öte yandan yeni bir toplum yaratmanın, yeni bir umut yaratmanın ise bir insanlık görevi olduğunu, giderek bundan kaynaklanan bir yurtseverlik görevi olduğunu, halkın çıkarlarına bağlı kalmanın bir ölçütü olduğunu söyleyebiliriz. Yani eskiyi ezerken, yıkarken, dağıtırken, öte yandan bu insanlara yeniden bir yol göstermeyi, bu insanlar için yeniden bir umut yaratmayı ihmal etmedik. Eskiye karĢı duyulan tepkiler, eskiye karĢı duyulan nefret ve günümüzde önümüzdeki her türlü dıĢ baskıya karĢı duyduğumuz tepkiler, bizi hiçbir z a- man içe kapanık veya bireysel, anarĢist davranıĢlara itmemiĢtir, itemez. Böyle bir Ģeyin içine girmek bitmek deme ktir. Biz insan- larla eskiyi yıkıp dağıttığımız alanlarda yeniden bir yapı oluĢturmanın ve bunu dıĢ ve iç düĢmana karĢı yapabileceğimizin sözünü her zaman veriyoruz. Böyle bir söz söylemekle kalmıyoruz, bunun için her türlü davranıĢa gireceğimizi, gücümüzün yettiği ölçüde bu konuda çalıĢacağımızı belirtiyoruz, davranıĢlarımız ve düĢüncelerimiz de hep bu doğrultudadır.

Dikkat ederseniz, sanki kuĢkulu bir hava varmıĢ gibi bahsediyorum. Aslında bütün bunları kendi açımdan dile getiriyorum. ġu anki yaĢantıda fazla kuĢkulu olamayacağımı veya bu amaçlarda tutarlı olduğumu gösterebilecek her kanıta ve belgeye sahibim. Ama buna rağmen kendi yapımı da olduğu gibi anlatmaktan çekinmiyorum. Bunu aslında bütün arkadaĢlardan bekliyorum. Yani arkadaĢlar kendi kiĢiliklerini (ister çok güçlü kiĢilikler olsun, ister çok zayıf yanları olsun) eserleriyle ortaya koymalıdırlar. Çok zayıf yanları var diye kimse onları alaya alamaz, kimse onları aĢırı bir eleĢtiriyle yerle bir edemez. Mutlaka o bunu açıkl amakla daha da fazla ileriye çıkıĢ imkanı bulabilecektir. Yine güçlü özellikleri olan arkadaĢlar da demin bahsettiğimiz esaslar üzerinde gerçekten bunu eserleriyle gösterebilmelidirler. Ne benim otoritemden ne baĢkasının otoritesinden, ne Ģundan ne de bundan çek i- nilsin. Doğru bildiği Ģeyi sonuna kadar yürütmekten onu hiçbir güç alıkoymasın.

Bundan sonraki süreçte oluĢturulacak tüzüğün ve bu tüzüğü uygulamakla yükümlü olan ve onun kurallarına göre hareket eden bir merkezin, belirlenen siyasal amaçlar doğrultusunda bir örgütlenmeye giriĢeceği, bu örgütlenmeyi yaratırken arkadaĢların Ģim- diye kadar yaptığı eleĢtirilerin büyük bir bölümünü giderecekleri kesindir. Eylemlerin durumu hakkında, sosyal -Ģoven, reformist görüĢler hakkında, köylüler, iĢçiler, kadınlar, gençlik için yaptıkları eleĢtiriler, kadrolaĢmada yeni yöntemler kadrolaĢmayı daha nitelikli, daha kalıcı geliĢtirmek amaçlı yapılacak çalıĢmalar hakkında bir tüzük ve bu tüzüğe göre yapacağımız çalıĢmalar bize çok Ģey kazandıracaktır. Bu eleĢtirilerin büyük bir bölümünü giderebilecektir. Zaten örgütlü çalıĢma ihtiyacı ve bu konuda bizim yapımızda büyük bir karmaĢanın olmasında, sayısı yüz binlere varan bir gücü etki altında tuttuğumuz halde buna güçlü bir örgü t- sel nitelik kazandıramayıĢımız, buna giderek savaĢçı bir nitelik kazandıramayıĢımız rol oynamaktadır. Biz örgütlenmeyi ve siyasal amaçlarımızı ilan etmeyi bu kiĢilere verdiğimiz kurtuluĢ sözü için yerine getiriyoruz.

Bunların talepleri karĢısında fazla dayanamadığımız için bu Ģekilde ortaya çıkmayı görev biliyoruz. ġu konuda inançlıyız as- lında: Bu ülkenin saygıdeğer bir politik kurumunu yaratacağımızı, bu ülkede özellikle aĢırı hainler d ıĢında baĢta iĢçiler, köylüler, gençler, diğer emekçiler ve ülkeye Ģu veya bu oranda bağlılığını yurtseverlik olarak sürdüren kesimlerin hepsin in bir umut kaynağı haline geleceğimizi ve düĢman karĢısında belli bir saygınlık kazanacağımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Önümüzdeki siyasal hed ef- ler, önümüzdeki kadrolar, önümüzdeki örgütlenme kurallarıyla önümüzdeki geleceği saygıdeğer bir gelecek haline getirebilir ve halkın çok daha geniĢ kesimleri için bir umut kaynağı haline dönüĢtürebiliriz. OluĢturacağımız siyasetle uğraĢan bir örgüt ve bu- nun bütün ideolojik ve örgütsel gereklerini karĢılayan bir örgüt, halk saflarında daha büyük bir yetkiye sahip olacak ve düĢmanları karĢısında da daha onurlu, daha itibarlı bir yer kazanacaktır.

Bunu söylerken Ģunu belirtmeyi unutmayalım: Diğer siyasi hareketlerin, diğer örgütlerin Kürdistan'da Kürdistan adına yaptı k- ları aslında bir yüzkarasıdır. Ortadaki kiĢilikler selam bile verilemeyecek derecede aĢağılanmıĢ kiĢiliklerdir. Politik bakımdan kafalar aĢırı bir Ģekilde bağımlıdır. Bir yandan Moskova'ya, bir yandan Çin'e, bir yandan Amerika'ya, bir yandan Ankara'ya, b ir yandan Ġstanbul'a, bir yandan Ģu feodale bu feodale bağımlı kafalardır. Bu kafalar bağımsız değildir ve bu kafaların oluĢturduğu siyasetler de fazla bağımsızlık içeren siyasetler değildir. Bunlar tam tersine bir halkın bağımsızlığını, demokratik istekler ini, umut- larını pervasızca harcamıĢ, bu konuda kendi kiĢiliklerinde bir bağımsızlığı yaratamamıĢ, halklara kendi kiĢilikleriyle örnek bir Ģey çizememiĢ veya bu konuda ağır suçlar iĢlemiĢ yapılardır, unsurlardır.

Eskiyi yine hatırlayalım: O zaman gerçekten Kürdistan kelimesiyle herkes dalga geçiyordu. Biz bile kendi Kürtlüğümüzden vahĢi olarak bahsediyor ve 'Kürtlerin durumu bellidir' diyorduk. Ama bugün bu aĢılmıĢtır. Biz bu aĢamayı Ģu veya bu kendi kiĢisel gücümüze değil, dünya halklarının ilerici kültürüne, onların mücadelelerine, en baĢta da sosyalizme bağlıyoruz. Ama bugünler sadece Kürtler için böyle değildir. Tüm ezilen halkların hor görüldüğü, insan yerine konulmadığı bir gerçektir; ama Kür tler için bu fazlasıyla böyledir, çok daha fazla geçerliliği vardır. Çünkü öyle bir Kürtlük var ki, hiç kimsenin beğenmediği bir yapıdır. Herkes güya bu yapıdan çıkmıĢtır, ama kimsenin beğenmediği bir yapıdır. Biz bu yapıyı benimsemeye çalıĢıyoruz, bu çok ciddi bir Ģeyd ir. Tarihte gericilikle yoğrulmuĢ, feodalizmin her türlü pisliğiyle uydulaĢtırılmıĢ bir yapıyı benimsemeye çalıĢıyoruz.

ĠliĢki kurmayı, sosyalizmle yeni bir yaĢam yaratmayı denemiĢiz. ArkadaĢlar eğer gerçekten tutarlılarsa davranıĢlarında baĢka bir yolun olmayacağını görmelidirler. Yeni yetiĢme kapitalistler vardır, sanırlar ki dünyayı fethedecekler. Eğer arkadaĢlar bu kapi- talistlerin amaçlarını paylaĢmıyorlarsa, eğer böyle sömürgeci feodal bir yapı içerisinde fethedecekleri bir yapı, bu statüko altında, fazla bir dünya yaratamayacakları inancında tutarlıysalar, gerçekten bu arkadaĢların korkunç bir devrimde sürekli bir savaĢım içinde olmaktan ve kendilerine alan yaratmak için sosyalizme sarılmaktan, bir güçlü örgütlenmeyi, bir güçlü kadrolar, bir güçlü eylem yaratmaktan baĢka çıkar yolları yoktur. Ama buna rağmen arkadaĢlar hala bir köylü içgüd üsüyle (fazla hor görmüyoruz,ilkel ama yararsız bir Ģeydir) yine bir küçük-burjuva pasifizmiyle ister kendi burjuvazisinden, ister yabancı bir burjuvaziden di-


lenme gibi bir durumları yoksa ve yaĢantı denen gerçeğe de saygıları varsa alan yaratmaları gerekir.

Dünyaya gelmek öyle basit bir sorun değildir. Ġnsan olmak çağımızda basit bir sorun değildir. Birçok bağımsı zlık ve özgürlük sorunu vardır bu insanların. Bizim gibi bundan nasibini hiç almamıĢ kiĢilerin çok daha büyük görevleri vardır. Ama denilebilir ki,

"bunalıyoruz, durgunlaĢıyoruz, kafalarımız artık bu sorunlara yetmiyor." Hayır, yetmelidir! Yetmiyorsa suçu kimde bulacaksın? Suçu kendi toplumsal, ailesel yapında göreceksin. Bunların da fazla suçlu olmadığını görebiliyorsan, bunun baĢka düĢünceden olduğunu göreceksin ve yöneleceksin, buna yöneleceğiz. Genel hava nedir? Sanki bizim için son derece geliĢme ve yaĢama ola- nakları varmıĢ gibi bir hava içinde, böyle bir psikolojik, moral yapısı var bazı arkadaĢlarda. Bu yüzden de çeĢitli baskılar altında sıkıĢan insanların durumunu arz etmiyorlar.

Eğer arkadaĢlar sömürgeciliğin yağdırdığı tüm kötülüklerden, ortaçağın yüzyıllık toplumsal yapısının doğurduğu alacakara n- lıktan Ģikayetçiyseler, bunda tutarlıysalar, bu ikisinin de çok zararlı olduğunu biliyorlarsa, anla malılar ki bu statüko var olduğu oranda kendileri aslında hayalle yaĢıyorlardır. Ama bunlar eğer insan olma onurunu taĢımak istiyorlarsa, bunun bilincine varm ıĢ- larsa, güçlü bir örgütçülük, amaçlarında güçlü bir açıklık sergilemekten ve ayrıca eylemlerinde gerçekten hem usta, hem kıvrak, hem bitirici darbeler indiren insanlar olmaktan baĢka çareleri yoktur. Bu durumlar Kürdistan devrimcilerinin niteliğini belirler. Kürdistan'daki devrimci mücadelenin niteliğini belirlediği gibi, bu niteliklerle bütün dünya halklarına karĢı, bütün bölge halklarına karĢı örnek olabilir.

Bölgedeki gericiliğin de az çok bizden kaynaklandığını hatırlarsak, bölge halklarının mücadelesinin büyük oranda bizdeki mücadelenin geliĢmemesi, dolayısıyla geliĢmediğini kavrarsak (bu konuda ne dereceye kadar önemli bir konum içerisinde oldu- ğumuz açıktır), bu alanı emperyalizmin, feodalizmin ve sömürgeciliğin cirit alanı olarak görmeye ve yaĢamaya devam edersek, herhalde bunda dünya ve bölge halklarının da pek bir yararı yoktur. Kısaca sadece kendi yaĢantı alanımızı yaratmak için değil, bunu baĢarılı bir örnek olarak dünya halklarına sunmak ve bizim yüzümüzden dünya halklarının, bölge halklarının gericilik altında olmalarını da ortadan kaldırmak için üzerimize düĢen görevi yapmalıyız.

Bu beraberinde örgütlenmenin bütün özelliklerini bilmeyi, amaçlarımızda son derece kararlı olmayı, eylemlerimizde son d e- rece atak olmayı, son derece uyanık, bilinçli, yani eylemlerimizin bütün sonucunu, gerek bize karĢı gerek dıĢa karĢı yaratacağı bütün etkileri bilerek ve ayrıca düĢmanın azgınlığı biliniyorsa, düĢmanın tarih boyunca nasıl bir gerçeklik yarattığı biliniyorsa, düĢmana da kolay kolay teslim olmamayı getirir. Bu düĢmana karĢı da bizim aklın hayalin almayacağı bir Ģekilde mücadele etme- yi benimsemekten baĢka bir yolumuz olmadığı halde, bugüne kadarki süreçte bu konuda önemli oranda baĢarılı olunduğunu sö y- leyememekteyiz.

Amaçta ve yöntemde böyle bir görev ortada olmasına rağmen, mevcut yapının hala böyle bir nitelik kazandığını söyleyemez arkadaĢlar. Hem siyasal amaçların kavranıĢında, hem bunun örgütsel bir pratiğe, eylemsel bir pratiğe dökülüĢünde arkadaĢlar çok gerideler. Giderek bulup çıkarıyoruz eksikleri. Ama sorumluluk nedir? Bu konuda bir Ģeyler yapılamaz mı?

Bir insanın yapabileceği Ģeyleri yapmaya çalıĢıyoruz. Fakat her insanın da bir Ģey yapabileceğine inanıyoruz. Her kiĢinin de fazla Ģikayet etmeden, çevresini Ģikayetlere boğmadan, çevresine veryansın etmeden ve baĢka güçlere dayanmadan, öz olarak kendi kiĢiliğine dayanarak, kendi zekasına, bilincine, cesaretine, fedakarlık ruhuna dayanarak çok Ģeyler geliĢtirebileceğine inanı- yorum. Benim kısaca insanlara bakıĢ açım budur. Ġnsanların bunları yaratabileceklerine, bu konuda aralarında çok güçlü kolekt if iliĢkiler geliĢtireceklerine, çok güçlü davaları baĢaracaklarına dair inancımız da vardır. Ne bir otorite kendi yapısının gücünü gör- mezlikten gelmeli, ne de bütün kiĢiler kendilerindeki engin enerjiyi hapsetmelidirler. Bunlar bir davanın gerektirdiği ölçüler içeri- sinde, kolektif bir dayanıĢmayı yaratabilmeli ve bu konuda her Ģeye katlanmalılar. Her türlü gereklerini yerine getirmeliler.

Bu iĢin teorik yanını ortaya koyduk. Bunu daha da somuta indirgersek, bölge bölge, kiĢi kiĢi kendimizde somutlaĢtırmaya ç a- lıĢırsak, sanıyorum zaman fazla uzar ve pek fazla bir yararı da olmaz. Ama yine bu eleĢtirilerle, bu bakıĢ açısıyla neyin kastedildi- ği açıktır. Hiçbir arkadaĢ "ben anlamam veya beni ırgalamaz" diyemez. Ben bütün arkadaĢların yapısından kendimi nasıl sorumlu hissediyorsam, her arkadaĢ da bu mücadelenin önemli sorumluluklarını paylaĢmanın gereğini görmek, bilmek zorundadır. Bunu bilmeden, görmeden eğer adım atıyorsa, yarın kendini bir uçurumdan da atabilir.

Kafamızda düĢünce kırıntılarıyla Ģurada-burada bölük pörçük düĢüncelerle biz bu soruna eğilirsek baĢarılı olacağımızı hiç sanmıyorum. Ama bu konuda doğru kavramlara, doğru prensiplere, doğru ilkelere sahip olursak, bunların ıĢığında (ki bunların hepsi ideolojiyi ifade eder) güçlü bir ideolojik yaklaĢımla bu sorunlara varırsak, bunun da örgütsel ve kadro sorununu unutmazsak, baĢarılı olmamamızın hiçbir nedeni yoktur.

Yine Ģunu hep dile getiriyoruz: Halkların eli kolu hep bağlı tutulduğu için, bilhassa ekonomik yönden güçsüz ve araçsız bır a- kıldığı için, sanıyorlar ki devrimciler de böyledir. Hayır, devrimciler burjuvazinin elini kolunu zincirle bağladığı bir halk duru- munda değildir. Devrimciler bir yerde zinciri kıran insanlardır, zinciri kıran eller de her zaman güç oluĢturabilecek ellerdir ve ayrıca beyninde tutsaklığı yenen kafalar, her gün yaratıcı düĢünceyi, bağımsız düĢünceyi yaratacak beyinlerdir. Bu beyin, bu üreti- ci eller birleĢirse, burjuvazinin bizi hapsettiği yapıda sürekli kalacağımızı, fazla güç oluĢturamayacağımızı, fazla alan yar atmaya- cağımızı sanmıyorum. Yaratabiliriz. Biz sıradan bir halk kitlesi, yığını gibi değiliz; eli kolu bağlı olan, kafasından tut yüreklerine kadar her bakımdan korku, terör, ĢartlanmıĢlık, yabancılık içinde yaĢayan insanlar durumunda değiliz. Devrimciler sürekli çar e getiren, sürekli araç geliĢtiren, sürekli yol gösteren insanlar durumundadırlar. Evet, böyledirler, bunu hayatlarıyla yerine getirirler. Bunu düĢmana karĢı mücadeleyle, önüne her çıkan engelle büyük bir mücadeleyle yerine getirirler. Devrimciler bu çapta insanla r- dır. Bunun için sıradan insanlar değildirler, bunun için toplumların kurtuluĢuna yol gösteren bir taraf örgütüdürler. Bir genelkur- may örgütüdür bunlar. Her gün çare, alternatif, kurtuluĢ aracı geliĢtiren organlardır, unsurlardır.

Devrimcilerin sıradan insanlardan farkını göremeyen bir anlayıĢın Lenin tarafından da nasıl değerlendirildiğini biliyoruz. Devrimcileri halk kitlelerinin kuyruğuna takan bir anlayıĢ ve halkın güncel siyasal ve ekonomik sorunları içinde, yani belli bir ekonomiyi ve bunu da belli bir siyasete aktaran anlayıĢın ne kadar sığ bir anlayıĢ olduğunu ve bu anlayıĢla Lenin'in nasıl mücadele ettiğini biliyoruz. Biz bu yapılar içinde yer alamayız. Ama öte yandan devrimciler büyük hayalciler de değildirler. Ayakları yerden kopuk, yarattıkları ve geliĢtirdikleri olayların nasıl sonuçlanacağını bilmeyen maceracılar da değildir. Devrimciler her iki hatanın, her iki ucun dıĢında yer alan, bütün çalıĢmalarında planlı olmayı, hesaplı olmayı, güçlü olmayı, darbelerinde ve eylemlerinde gücüoranında hareket etmeyi, bütün bunları da belli bir düĢman saptamasına göre yapmayı, yani bir genelkurmayın orduyu yürütürken yaptığı tüm planlamayı yapabilen kiĢilerin topluluğudur, örgütüdür devrimciler örgütü.


Bu konuda fazla söz söylemeye gerek yoktur. Çünkü bize yol gösteren Lenin'in öğretileri ortadadır. Ġlla bizim de bu konuda bir ilke geliĢtirmemize gerek yoktur. Biz bu ilkelerin saflarımıza uygulanmasını istiyoruz, arkadaĢların özümsemesini istiyoruz. Sanıyorum, elimizdeki bu araçla ister program, ister tüzük, ister kadro malzemesi, ister silah, ister Ģu bu gereçle, önümüzdeki dönemde uzun vadeli amaçları planlamada, kısa vadeli amaçları planlamada ve tabii ki örgütlenmede daha baĢarılı olacağımızı söyleyebiliriz. Yani eskiden olmayan bazı araç gereç eksiğimizi bugün biraz daha kapatmıĢ olarak, gelecekte daha iyi bir planlama ve örgütlenmeyi yapabileceğimizi söyleyebiliriz. Ve siz nasıl bugün bu geliĢmeyi geçmiĢe göre daha olumlu buluyorsanız, mutla- ka önümüzdeki dönemlerde de böyle olacağını beklemelisiniz.

Tüzükle merkezin birkaç yakın görevi tespit edilecek. Bu konuda merkez yürütmeye seçilecek unsurların, birbirleriyle çalıĢa- cak kiĢilerin kolektif hareketi önemlidir. Ayrıca her birisinin bir boĢluğu doldurması, yaratıcı olması önemli bir husustur. Her zaman mücadeleye enerji vermeli, bir yandan cesaret, bir yandan bilinç, bir yandan da fedakarlık aĢılamalı; uzmanlık, iĢbölümü ile yayın alanında çeĢitli araçlar kullanarak mücadeleyi sürekli duyurmalıdır. Mücadelenin geleceğe iliĢkin bütün planlarını çize bil- meli, mücadelenin uzak veya yakın hedeflerine iliĢkin programlarını, çalıĢma programlarını geliĢtirebilmeliler. Örgütlenme biçim- lerini, çeĢitli örgüt ve organlar oluĢturmayı becerebilmeli, bu konuda yeteneklerini kullanmalılar. Somut Ģartların ıĢığında günün acil görevlerini yerine getirebilmeliler. Taktik değiĢiklik yapılması gerekiyorsa, bunu hemen yapabilmeliler, bu konuda esneklik göstermeliler. Hareketin acil ihtiyaçları için gereken organları yaratabilmeyi ve bu organları iĢletebilmeyi becerebilmeliler . Hare- keti yakından tehdit eden ve uzun vadeli tehlikeleri önceden görebilmeli, bu konuda planlar geliĢtirmeliler. Yine hareketin yakın müttefiklerini, uzak müttefiklerini görebilmeliler, bunlarla iliĢkiyi belli bir planlama dahilinde geliĢtirmeliler. Kısaca merkezi rollerini en iyi Ģekilde ortaya koymalılar.

Merkezin bir hareketin içinde çok mühim bir yer iĢgal ettiğini, hele hele merkeziyetçi yanı ağır basan bir örgütlenmenin g e-

liĢmesinin daha çok merkezden baĢlatıldığını göz önüne getirerek bu konuda hiçbir fedakarlık esirgenmemelidir.

Marksist-Leninist teori çok iyi özümsenmelidir. Önder kadrolar sık sık Marksizm’e müracaat etmeli, Marksizm’in uygula n- masını baĢlangıç Ģekli yapmak için bu öğretiyi gerçekten özümsemeliler. En önemlisi de, bence bir hareketi temsil edecek sabırla cesarete ve fedakarlığa sahip olmalılar. En önemli noktalar bunlardır. Ayrıca hesap vermeyi, her zaman tarih önünde, halk karĢı- sında örgüt sorumluluğu içerisinde hesap vermeyi hiçbir zaman unutmamalılar. Kendi aralarında kuracakları örgütlenme iliĢkile ri- nin tabana doğru bir örnek teĢkil edeceğini akla getirerek, en iyi örnekleri bu alanda yaratmalılar ve bunları tabana doğru yaygı n- laĢtırmalılar. Ayrıca yine belirtelim; her biri bir boĢluğu kapatabilmeli, birbirlerine görev yıkarak, birbirlerine aĢırı yük yükleyerek değil, mevcut yükü, mevcut sorumluluğu kolektif bir Ģekilde paylaĢarak zor olan görevleri birlikte yürütebilmeyi sağlayabilmel i- ler.

Tabii ki bunların denetim ve yürütme konularında da geliĢtirecekleri mutlaka tedbirleri olacaktır. Bir hareketi çepeçevre ku- Ģatmak için ellerinden geleni harcayacaklardır. Bölgeleri dolaĢmak görevi zaten programda belirtilmiĢtir. Toplantılar, konferanslar, kongreler, çeĢitli özel örgütler, yan örgütler, komiteler oluĢturarak, temsilcilikler oluĢturarak hareketi örgütsel yönden mümkün olduğu ölçüde besleyeceklerdir. Ayrıca haberleĢmek açısından çeĢitli bültenler yayınlayarak, çeĢitli bildiriler yayınlayarak, hareket hakkında zaman zaman bilgi vermeleri, zaman zaman gerektiği ölçüde bildirilerle, bültenlerle ve yine ayrıca merkezi yayın organ- larıyla, kadrolar için çıkarılacak yayın organlarıyla, hatta kitleler için geliĢtirecekleri yayın organlarıyla propaganda ve ajitasyona önderlik edecekler veya propaganda ve ajitasyon için mevcut dokümanı hazırlayacaklar; bu konuda ideolojik-teorik çerçeveyi çözecekler, teoriyi ortaya çıkaracaklardır.

Bir merkezin neler yapabileceğini, bunun için ne gibi araçlara gereksinim duyacağını az çok görebiliyoruz. Önemli olan böyle bir kolektif çalıĢma havası içinde, bunu pratikte de büyük engellerle karĢılaĢmadan (hiç olmazsa en azından gelecek bir kongreye, bir toplantıya, bir konferansa kadar, geniĢletilmiĢ bir toplantı olabilir, ulusal düzeyde bir konferans olabilir, hatta bir kongre olabi- lir) bu döneme kadar son derece geliĢkin bir hareketin sorumluları olarak ortaya çıkabilmektir. Eğer dört sene veya daha kısa bir süre sonra büyük bir toplantıyla bir araya geleceksek, sorunlarımızı bu Ģekilde tartıĢacaksak, mutlaka o zaman halk hareketleri, gerilla hareketleri, gençlik hareketleri geliĢtirilmelidir ve ülkedeki sömürgeciliğin, feodallerin denetimi büyük oranda kırılarak halka daha geniĢ bir serbestlik, özgürlük ortamı yaratılabilmelidir. Bizim de yabancılıktan daha fazla kurtulmuĢ, siyasi görevleri daha iyi kavramıĢ, örgütsel mekanizmadaki yerini daha iyi bilen kiĢiler olarak hareket etmemiz gösterilmelidir.

Biz kendimizi nasıl baĢarılı hissedeceğiz? Gelecekte bizim kendimizi baĢarılı hissetmemiz için her Ģeyden önce fizik kuralla- rına göre somutluk kazanan bir örgüt, bu örgütün öncülük edeceği kitle hareketleri, gençlik hareketleri hem nitelik hem de nicelik açısından son derece güçlü bir nitelik kazanarak, ülkede ağırlığını son derece güçlü duyuracak bir seviyeye varmalıdır. Keza köylü hareketleri, köylülerin ağalara kaĢı mücadeleleri boy atmalıdır bu dönemde. Örgütlenme bu konuda önderlik yapmalı ve geniĢ köylü hareketlerini geliĢtirmeli; bugün beĢ on köylü hareketimiz varsa, önümüzdeki dönemde bunun sayısını birkaç bölgeye ya y- dırabilmeliyiz. AĢiret çatıĢmalarını kesinlikle kırabilmeli, aĢiretlerin birbirlerini kırıp dökme durumlarını, yani kan davalarını önemli oranda ortadan kaldırabilmeliyiz. Gerici ağa, Ģef otoritesi, yine genelde de özellikle sömürgeciliğin, MĠT'in örgütlediği bu yapılar kaldırılmalı; devrimcileri her zaman tehdit eden bir engel olmaktan çıkarılmalı, devrimciler en azından bunlardan büyük zarar görecek bir yapıdan kurtarılmalı veya bunların ördükleri ihanet çemberi önemli oranda parçalanmalıdır. Sömürgeci partilerin etkisi sömürgeci devlete bağlayan bir halka olarak hayli ortadan kaldırılmalıdır.

En önemlisi de, bütün bu hareketlerin arkasında güçlü bir silahlı gücümüz mutlaka oluĢturulmalıdır. Yani gerek ideolojik, ge- rek politik alanda örgütsel varlığımızın korunmasında arkamızda her zaman güçlü bir silahlı kuvvet durabilmelidir. ġunu hiçbir zaman unutmayacağız: Yürüteceğimiz bütün çalıĢmaların arkasında eğer güçlü bir silahlı kuvvet durmazsa, her zaman yok edile- ceğimizi, hiçbir zaman bize yaĢama hakkını tanımayacaklarını bilmeliyiz. Ġdeolojik, politik, örgütsel inĢada silahların gücüyle ayakta tutulacağımızı hiçbir zaman unutmamalıyız. Ġdeolojik, siyasal gücümüz ne kadar güçlü olursa olsun, eğer bu gücü koruya- cak, bu gücü savunacak, bu gücü çeĢitli provokatör örgütler ve kiĢilerden koruyacak silahlı bir gücü oluĢturamazsak, bütün bu emekler boĢa gidecektir. Onun için daha ilk andan itibaren bizim silahlı bir güç oluĢturmamız, salt birkaç hedefi yok etmek açı sın- dan değil, baĢlı baĢına bütün ideolojik-politik kazanımlarımızı korumak, bu kazanımların tahrip edilmesini önlemek için Ģarttır.



20



Diğer ülkelerin burjuva hukukları az çok ideolojik-politik kazanımlarını meĢrulaĢtırır ve bunları fazla hırpalamayı veya kal- dırmayı düĢünmezler. Ama Kürdistan'daki mevcut burjuva egemenliği, burjuva hakimiyeti, hukuku veya feodal hukuk, zorbalık, herkesin hayatını bizzat silahların gücüyle sağlayabileceğini, idame ettirebileceğini göstermektedir. Hele bu güç eğer devrimci bir örgütte devrimci bir inĢa hareketiyse, tabii ki silahların varlığı kesin gereklidir. Onun için de geliĢtirilecek kitle hareketleri ve örgütsel, ideolojik inĢa bir silahlı güç temelinde hazırlanmalıdır. Bu konuda da mutlaka bizim geliĢmiĢ bir silahlı varlığı o luĢtur- mamız Ģarttır. Bunu yaratabilirsek, yaĢatabilirsek kendimizi baĢarılı ilan edebileceğiz.

Gelecek toplantılarda merkez bir araya geldiğinde bunu gerçekleĢtirmiĢse kendini baĢarılı hissedecektir. Kendi kadrolarını si- yasi ve örgütsel alanda daha tecrübeli kılmıĢsa, bunları iĢ yapabilir duruma getirebilmiĢse, örgütsel görevlerini önemli oranda yerine getirmiĢ olacaktır. Kadrolarına iĢ yaptırabilmiĢse, herkese örgüt içinde görev vermiĢse ve herkesi az çok yeteneklerine göre iĢletebiliyorsa, böyle bir örgüt veya böyle bir merkez görevini yerine getirmiĢ olacaktır. Ayrıca kadrolarına engin bir cesaret ve fedakarlık ruhu verebilmiĢse, dünyayı ve ülkeyi kavramada berrak bir anlayıĢ verebilmiĢse kendini baĢarılı hissetmiĢ olacaktır. Yine ajan-provokatörleri sindirmede azgın sömürgeci temsilcileri, özellikle en tehlikeli faĢist elebaĢılarını ortadan kaldırmada, bunlarla iliĢkide olan ağaların üzerinde terör estirmede belirli eylemler yapılmıĢ ve baĢarılı olunmuĢsa, ayrıca kitlelerin benimse- yebileceği, arkadaĢların morali üzerinde yıkıcı değil tamamen cesaretlendirici bir etki altında bunlar yapılmıĢsa, böyle bir mesele- de baĢarılı olduğu söylenebilecektir. Halka yurtseverliğin ve demokrasi ruhunun aĢılanmasında önemli bir geliĢim sağlanmıĢsa, daha çok halk kesimini böyle bir harekete katabilmiĢse, genel ülkenin bütün alanlarında, bütün bölgelerinde, köy, kent, kasaba, fabrika, iĢ-üretim sahası, eğitim sahası, bütün bu alanlarda yurtseverlik ve demokrasi alanındaki düĢünceleri fazlasıyla aĢılayabil- miĢ ve ülkede hakim akım haline getirebilmiĢse, bunu bütün dıĢa ve içe karĢı duyurabilmiĢse, meĢrulaĢtırabilmiĢse ke ndini baĢarılı hissedecektir. Bu alanlar önümüzdeki bir merkezin baĢarılı olup olmayacağını belirleyecek hususlar, belirleyecek kriterlerdir.

Eğer bunları yapmazsa baĢarısız bir merkez nasıl halledilecektir? Hangi kriterlere göre merkezin baĢarısız olduğunu söyleye- ceğiz? Mevcut iliĢkileri nicelik olarak arttırmıĢ, ama fazla nitelikli bir geliĢmeye uğratmamıĢsa, kadroların mevcut ölçüde önemli bir bölümünü örgütleyememiĢse, onları uzmanlık alanlarına göre görevlendirememiĢse, onları aktif, canlı bir organizma haline getirememiĢse, onlar arasında eleĢtiri-özeleĢtiri, fedakarlık ve cesaret ruhunu geliĢtirememiĢse, bunlara iĢ yaptıramıyorsa, bunlara ister silahlı, ister ideolojik, ister politik mücadelelerde belli bir iĢlerlik kazandıramamıĢsa ve belirli bir süre içerisinde birkaç nicel geliĢme sağlayıp mevcut yapıları durgunlaĢtırmıĢsa, tabii ki böyle bir merkez görevini yapmıĢ sayılamaz.

Ayrıca Kürdistan'ın ister diğer parçalarında olsun, ister Türkiye kısmında olsun, ister diğer komĢu ülkelerin devrimci hareke t- leri içinde olsun, ister Avrupa'da veya sosyalist ülkelerde olsun belli birtakım temsilcilikler oluĢturamamıĢsa, buralardaki mücade- lelerle aktif dayanıĢma süreci içine girmemiĢse, kısaca temel ittifakları, birincil derecede ittifakları ve yine ikincil, giderek üçüncül derecede ittifaklarını geliĢtirememiĢse, bu konuda temsilcilik, örgütlenme ve dayanıĢma yaratamamıĢsa baĢarısızdır.

Merkez eğer bir ulusal kurtuluĢ cephesi ve bu cepheyi en geniĢ anti-faĢist bir platformda, örneğin bir Türkiye devrimci hare- ketiyle kurabilmenin temellerini atmıĢsa, tabii ki bağımsızlıktan taviz vermemek Ģartıyla, buna hizmet edecek anti-faĢist güçlerle birleĢebiliyorsa, yine diğer Kürdistan parçalarındaki mücadelelerin seviyesini daha da yükselterek, oraların burayı etkil emesinden ziyade, burası daha çok ideolojik ve örgütsel alanda yani sosyalist bir ideoloji ve örgütlenmeyle oradaki mücadeleyi aydınlatabili- yorsa, burayı oranın yedeği haline getirmeden, hem oranın hem buranın öz güçlerini karĢılıklı olarak birbirleriyle iliĢkilendirerek sağlıklı iliĢkilere vardırmıĢsa, bu konuda sağlıklı adımlar atmıĢsa baĢarılı olacaktır.

Özellikle önümüzdeki dönemde bir diğer hedef olarak Ģu gösterilebilir: Türkiye parlamentosunda yapılacak seçimlerde, (Ģi m- dilik bir Ģey söylenmese de) iĢbirlikçi feodallerin, kompradorların, daha çok Türk burjuvazisinin onayından geçmiĢ, bunların terci- hi olan adaylar ve bir de iĢbirlikçi küçük-burjuva örgütlerin adayları darbelenmeli ve bunların parlamentoya gitmesi önlenmelidir.



Sonuç



Toplantının sonuna yaklaĢtık. Biz Ģu anda içinde bulunduğumuz Ģartları çözümlemekle karĢı karĢıya bulunduğumuz görevle- rin ağırlığını idrak ediyorsak, aslında geleceğe iliĢkin önemli etkileri olabilecek bir uğraĢı içerisindeyiz demektir. Geleceğe iliĢkin etkilerin daha da yaygınlık kazanması için bundan sonra göstereceğimiz hassasiyet aslında çok önemlidir. Bugün çizilen, kuralları ve ilkeleriyle hedeflenen bir örgütlenme temelidir; belki yıllarca önce temeli atılmıĢtı, ama bu dönemden itibaren daha örgütlü, daha belirgin somut ilkeler doğrultusunda yol alacak bir hareket olacaksak, bugün atabileceğimiz, bundan sonra atabileceğimiz adımların değeri çok önemlidir. Eğer biz bu adımları layıkıyla atabilirsek, bu adımların tarihi anlamını kavrayabilirsek, değerini bilirsek, ülke halkının kurtuluĢ tarihinde bunun bir dönüm noktası olabileceğini rahatlıkla belirtebiliriz.

Ülkede yepyeni, canlı bir siyasi ortamın yaratılması, canlı bir demokratik ortamın yaratılması, Kürdistan'da rahatlıkla devri m- cilerin faaliyette bulunabileceği bir ortamın yaratılması, bundan sonra yürüteceğimiz yoğun çabalarla olanaklı hale gelecektir. Ayrıca hayatın tüm alanlarında yürütülen ve daha çok yerel gericiliğin, milli baskıcı güçlerin çıkarlarına hizmet eden faaliyet yeri- ne, tehlikelerle dopdolu da olsa insanı sürekli bağımsızlık ve özgürlük doğrultusunda bir yaĢantıya sevk edecek böyle bir uğraĢın içerisinde bulunmak uğraĢıların en değerlisidir. ArkadaĢların bütün gençliklerini buna vermeleri, aslında yadırganacak bir husus değildir. Böyle bir gençlik, eğer insanlığa saygı devam ediyorsa, böyle bir uğraĢıdan baĢka bir alanda geçirilemez. Elbette ki, yüce bir davanın içinde boğuĢarak anlam kazanacaktır, bir kiĢilik kazanacaktır, saygınlık kazanacaktır. Onun için de biz arkadaĢların her türlü ağır göreve girmelerinde, hayatları pahasına da olsa üzerlerine düĢeni yapmalarında herhangi bir sakınca görmüyoruz. Tabii ki bir küçük-burjuva, bir feodal, bir ataerkil endiĢe durumumuz yoktur; varsa da bu endiĢeleri üzerimizden hızla atacağız.

Güçlü davalar alıĢılagelmiĢ kurallarla, alıĢılagelmiĢ örgüt ve anlayıĢlarla hiçbir zaman baĢarıya gitmez. Güçlü davalar her za- man alıĢılmıĢın dıĢına çıkarak, her zaman herkesin boyun eğdiği kurallara karĢı durarak, herkesin cesaret etmediği örgütsel giri- Ģimler ve eylemlerle ancak baĢarıya ulaĢabilir. Bu yükümlülükler içine girecek daha çok önder kiĢilerle baĢarıya ulaĢabilir. Biz böyle bir dönemin insanlarıyız. Kendimizi böyle bir dönemin insanları olarak aday adayı görüyoruz. Böyle bir döneme kendi damgamızı vurmak istiyoruz. Bunun bütün çağı, toplumsal koĢulları vardır. Gerisi artık bizim belleğimizin, yüreğimizin iĢlemesi- ne bağlı bir Ģarttır. Bunların da gerçekleĢtirilmesi elimizdedir. Yani kiĢilerin kendi iradeleriyle yapabilecekleri bir iĢtir.

Biz ilk gün de bir grup olarak belirdiğimizde, bizi bekleyen tehlikeler, imkansızlıklar bugüne oranla kat be kat fazlaydı. Yine bugün de bizi bekleyen tehlikeler, zorluklar çok daha fazladır. Az değildir, ama elimizdeki araçlar da düne oranla hayli fazladır. Biz mücadele içinde bir yaĢantıyı, savaĢ içinde bir yaĢantıyı hayatın biricik gayesi haline getirebilmeliyiz, getireceğiz, getiriyoruz. Özellikle umutsuzluklar varsa, arkadaĢlar devrimci düĢünceyle, devrimci pratikle bunu giderebilmeliler. Zamanında yapmıĢ oldu k- ları hataları, daha genç yaĢta bulunduklarına göre, daha önlerinde uzun bir mücadele pratiği bulunduğuna göre baĢarılı eylemleriy- le kapatmalıdırlar. Ve tarihe kalacak olan, toplumun bağrında kök salacak olan da bu tür davranıĢ ve düĢüncelerdir.


Belirttiğimiz eylemler vardır. Ġyi bir kuruluĢ bildirisinin hazırlanması ve geçmiĢ arkadaĢların mücadelemiz içindeki yerleri konularında kararlarımızın olduğunu, bu konuda iki önemli görevi yerine getireceğimizi belirtmiĢtik. Bir de bu konuda gel ecekte hazırlayacağımız bir merkezin (ister öne alalım, ister zamanında yapalım, ister bir konferans, ister bir kongrede olsun) yetkili olduğunu da kabullendik. Daha fazla sözü uzatmadan biraz önce özelliklerini vurguladığımız, baĢarı kriterlerini ve çalıĢma an layı- Ģını vurguladığımız insanların seçimi söz konusu ediliyor, sayıları üzerinde biraz tartıĢılabilir. Ortaya çıkan önerileri hayata uygu- lamaya çalıĢacağız. Bu açık, yalnız belli bir süre sonra dağılıyoruz, dağıldıktan sonra arkadaĢlardan istenen, göz önünde tutmaları gereken en önemli husus, böyle bir örgütlenme tepeden geliĢtirileceğine göre, bulundukları bölgelerdeki iliĢkileri, bu merkezin istemlerine göre hazırlamalarıdır. Yani kısaca elleri altında bulunan potansiyelin kimisini Ģu veya bu alana göre muhtemel bir örgütlenme doğrultusunda ele almaları ve adeta oranın bir yerel, bir bölgesel komitesiymiĢ gibi hareket etmeleri, bu konuda her an bir öneriyle karĢı karĢıya kalacaklarını bilmeleri ve buna göre hareket etmeleri gerekiyor.

Bu örgütlenmenin sorumluluğu sadece bizim değildir. Bu örgütlenmenin sorumluluğu dağılacak ve yoğun iliĢkilerde buluna- cak arkadaĢların sırtındadır. Hatta bazı Ģeyler feda edilmek istenmiyorsa, elleri altındaki potansiyeli bütün gücüyle sarabilmeli, bu potansiyeli muhafaza edebilmeli, çarçur etmemelidirler. Ayrıca yeni, resmi bir anlayıĢla örgütlenmeye hazırlıklı olmayı, muhtemel komiteleri, komitelerin yan kuruluĢlarını, komitelerin alt komitelerini, kent gruplarını, fabrika gruplarını Ģimdiden oluĢturmayı veya en azından bu konuda hazırlık yapmayı hiçbir zaman unutmamalıdırlar. Bizim örgütlenmemiz öyle anlayıĢlı bir Ģekilde, son derece sakin, son derece rahat bir Ģekilde geliĢmeyecektir. Biz Kürdistan'da hiçbir Ģeyin öyle birdenbire sıçrama yaparak gel iĢme- yeceğini biliyoruz. Her Ģey belli bir hesap dahilinde veya belli bir nicelik geliĢim doğrultusunda olacaktır. Örgütlenme yavaĢ ya- vaĢ geliĢecek, yavaĢ yavaĢ tabana doğru yayılacak ve yavaĢ yavaĢ en iyi yetenekler uygun oldukları yerlerde örgütleneceklerdir. Sonuçta özellikle belli bir süre hiç olmazsa elimizdeki malzemeyi örgütlendireceğiz. DıĢa karĢı ve içteki karmaĢık yapıya kar- Ģı bunları düzenleyeceğiz. ArkadaĢlar attıkları adımın tarihi nitelikte olduğuna inanıyorlarsa, bu inançlarında tutarlı isele r, kesin- likle en ufacık bir olumsuzluğa girmemeleri gerekecektir. ÇalıĢmalarda değil durağanlığı kabul etmek, daha da disiplinli bir yapı- nın gereklerini göz önüne getirerek bu çalıĢmaları yoğunlaĢtırmaları gereği açıktır. Harekete bu kadar politik bir hüviyet ve rdiri- yorsunuz, bunun düĢmanı ve onun yıldırıcı olan güçlerini ne kadar uyartacağını biliyorsunuz. Ama buna rağmen bunun ağır so- rumluluklarından da kaçınacaksınız. Bu beklenemez, bu kabul edilemez. ArkadaĢlar böyle bir yapı içine girerlerse, merkez hiçb ir Ģey yapamaz. Merkez de ağır bir sorumsuzluk içinde her Ģeyi bir kenara atabilir veya merkez çok kolay tasfiye olabilir. Onun için merkezi güç duruma düĢürmeyecek, polise karĢı, siyasal iktidara karĢı, yerel zorbalıklara karĢı, sosyal-Ģoven ve reformist küçük- burjuvalara karĢı bizi güç duruma düĢürmeyecek hareketlerde bulunmalı ve hareketimize hep taze soluklar aldırmalısınız. Adeta toplum saflarının taze soluklarını, taze enerjisini, taze kanını her zaman bize aktarmak gerekir. ĠliĢkilerde daha çok çevre, daha çok unsur kazanarak, her zaman mücadelenin içine katabilmelisiniz ve biz bu konuda son derece bizi Ģevklendirecek adımlar bekliyo-

ruz. Bu konuda olumlu haberlerle bizi güçlendirin diyoruz.

ArkadaĢlar gerçekten kiĢisel endiĢelerini, kiĢisel yaklaĢımlarını bir yana bırakmalıdırlar. Burjuva orduları bile haksız bir te- melde ve yalancı bir disiplinle idare ediliyorlar, ama buna rağmen hepsi her an savaĢa girecek durumdadır. Bizim arkadaĢlarımızın da her an bir savaĢ örgütü gibi, her an bir ideolojik-politik kurmaylık gibi kendilerini halkın önünde görmeleri ve bu konuda en ufacık bir kiĢisel endiĢeye, korkuya ve yılgınlığa kendilerini kaptırmamaları, enerjilerini ve cesaretlerini sürekli yenilemeleri, bekleyebileceğimiz en önemli hususlardır.

Ayrıca bu konuda "niye olmadı, yine bir Ģeyler mi oldu?" gibi endiĢelere de fazla yer yoktur. Biz Kürdista n'da geliĢtiğimize göre korkmayız veya geliĢen taraf sürekli biz olduğumuza göre acelesi olan düĢmandır, acelesi olan ömrü tükenen sınıflardır. Biz ise sürekli geçmiĢimizi toparlayan, geleceğimizi hazırlayan, bugünü kavrayan bir gücüz; dolayısıyla bizim aceleciliğe, bizim sa- bırsızlığa ihtiyacımız yoktur. Biz sakin, kararlı ve serinkanlı bir Ģekilde dünyanın en güçlü devrimlerinden birisine kendimi zi ha- zırlayabiliriz. Ne diye panik içinde olalım, ne diye korku ve telaĢ içinde olalım? En sağlıklı, en yüce bir ruh yapısı içerisinde gö- revlerimizi yürütmeye devam edelim.

ġimdiye kadar konuĢulan bütün hususlarla bu Ģekilde yürümemiz gerektiği yeterince arkadaĢlara anlatılmıĢtır. Durumun, yo- lun niteliklerini, geleceğin niteliklerini ortaya koymuĢtuk. Buna gönlümüzce, yüreklice katılmaktan baĢka yolumuz yoktur. Biz böyle yaparken, hepinizin farkında olduğu gibi ne coĢkulu bir Ģekilde kendi kendimizi coĢa getiriyoruz, ne de son derece ürkek bir yapı içinde bırakıyoruz. Evet, ne o var, ne diğeri. Sağlam bir mantıkla endiĢeleri ve umutları muhafaza ederek, ne aĢırı bir güven ne de aĢırı bir telaĢ, ama daha kararlı, daha mantıklı adımlarla bu iĢi yürütebileceğimizi kendi özgülümüze karĢı söylüyoruz.

Tarihin bu durağında gerçekten toplumun dili olmayabilir. Toplum duyarsız, uykuda olmuĢ olabilir. Toplum yarı yarıya ölmüĢ olabilir, onun sesi, dili ve kültürü olmayabilir. Bütün bunlar bizim halkın sorunları karĢısında duyarsız olmamızı getirmez. Ayrıca sömürgecilik, milli baskıcı güçler, her bakımdan insafsız olabilir; bunlar en ufacık hak hukuktan anlamaz olabilirler. Halklara en ufacık bir özgürlük vermeyebilirler, halkları en azgınca yok edebilirler. Ama bütün bunlar bizim duyarsız olmamızı, bizim de v- rimcilere layık bir Ģekilde hareket etmememizi getirmiyor. Biz ne onların, ne bunların durumunu göz önüne getirerek kendi duru- mumuzu belirtmeyeceğiz. Çağımızın bütün olumlu öğelerini yan yana getirerek, alaĢağı edilmesi gereken güçlerle özgürlüğe ka- vuĢması gereken güçleri kabul edeceğiz ve önderlik yapacağız. Israrla vurguluyorum; bu konuda kararlılığımızı hiçbir zaman elden bırakmayalım. Bu kararlılık, yerimizde bile dursak çok Ģey değiĢtirecektir. Bu konudaki inanç, bu konudaki çaba çok Ģey değiĢtirecektir. Her Ģeyden önce düĢmanın dünyasını karartacaktır. Ayrıca halka büyük bir umut kapısı açacaktır.

Sayımız ne kadar az olursa olsun, yaĢımız, tecrübemiz ne kadar yetersiz olursa olsun, bütün bunlara rağmen tarihin bize yü k- leyeceği ağır görevler için, bu görevlerin hatırı için yeterli çabayı ve kararlılığı gösterelim. Adeta bir tarağın diĢleri gibi eĢit ola- lım; yine bir ordunun neferleri gibi, her an yeni bir rampada atıĢa yatan bir ekip gibi ke ndimizi mücadele alanına sürelim; bundan da en ufacık bir kuĢku, en ufacık bir korku duymayalım. Böyle bir yapı bizde sürekli oluĢsun d iyoruz. Bunun mücadelemiz için büyük bir değeri vardır. Bilinçlerimizin tazelendiği açık, Marksist-Leninist klasiklere yeniden göz gezdirileceği, ulusal kurtuluĢ pratiklerinin yeniden gözden geçirileceği açıktır. Soluğumuzu kesen sömürgecilik duvarlarını delerek, dünyanın ilerici kültürüne kendimizi açmak için, kafalarımızı açmak için kendimizi zorlayacağımız açıktır. Yine halkımızın da kapanan canlılık ve duyarlılık yanlarını tekrardan açacağımız, halkla, canlı, ilerici yanlarıyla kendimizi bütünleĢtireceğimiz açıktır. Ayrıca halkın sosyal, kültürel ve siyasal alanlardaki bütün geliĢmelerde soluğunun kesildiğini bilerek, bu alanlarda da halka bir soluk aldırmayı, halkı ayağa kaldırmayı hiçbir zaman unutmayacağız.


Ayrıca arkadaĢlar aralarındaki iliĢkilerde ideolojik-politik yaklaĢımlara çok ağırlık vermelidirler. Birbirlerine karĢı yaklaĢım- ları ideolojik-politik görevlerle, örgütsel görevlerle bağdaĢmalıdır. Ahbap çavuĢluğa fazla yer verilmemelidir. Ġdeolojik-politik çalıĢmaların dıĢındaki zamanlarını fazla öldürmemeliler, kendilerini tamamen ideolojik-politik bir kiĢilik durumuna getirmeliler. ġakalarda bile ideolojik-politik ölçüye dikkat edilmelidir. Özel yaĢantı alanında bile ideolojik-politik davranılmalı, hareketin çı- karları göz önüne getirilmelidir. Mücadelemizin bir adamı olarak kendini hayatın her alanında gösterebilmelidir.

Biz isteriz ki (bundan sonra özellikle) bir yığın arkadaĢın ölümü pahasına, zindanlarda çürümesi pahasına, ayrıca kalanların büyük fedakarlığı pahasına, bu aĢamaya kadar gelen, hatasıyla sevabıyla buraya kadar gelen bir hareketi, bundan sonra taze bir güçle, daha içten bir yapıyla, dört senelik, beĢ senelik bir geliĢim sonunda bu ülkenin en hatırı sayılır, en umut vaat eden bir örgütü durumuna getirelim. Hepimizin isteği bu, halkımızın isteği bu, dünya halklarının isteği budur.

Bütün bunlar bize gayri ciddi olarak gelmemeli veya dıĢardan gayri ciddi Ģekilde anlaĢılmamalıdır. Bunlar çağımızın en yalın görevleridir. Çağımızın en uygar insanı, çağdaĢ insanın yaptığı iĢlerin en önemlisidir, en tayin edici olanıdır. Herkesin çoktan yapmıĢ olduğu Ģeyi bizim Ģu anda gecikmeli olarak yerine getirmemizdir. Hiçbir arkadaĢ "niye herkes iĢinde gücünde, herkes ço k az çabayla mücadele veriyor, ben niye böyle delicesine çalıĢıyorum?" dememeli, bunu aklına getirmemelidir. Tarihin en eski dö- neminden beri bağımsızlık doğrultusunda, özgürlük doğrultusunda özlemleri sürekli baskı altına alınmıĢ, bundan öteye de varlı ğı- na son verilmek istenmiĢ bir halkın mücadelesini veren, ayrıca bölge çapında çok önemli siyasal sonuçlar doğuracak bir hareketin öncü güçleri olduğumuza göre, böyle bir hareketin yaratıcıları olduğumuza göre attığımız hiçbir adım bize lüzumsuz gelemez veya her geçen gün ömürden geçen bir gün olarak anlaĢılamaz. Tamamen hayatın ta kendisi olduğu biçiminde anlaĢılacaktır ve hiçbir kimse en ufacık bir piĢmanlık duymayacaktır. Zindanda da, idam sehpasında da, en yalnız olduğu dönemde de, en bunalımlı anı n- da da hiçbir zaman bunu unutmayacaktır. Hayatın ta kendisini yaĢadığını kendisine karĢı itiraf edecektir.

Son olarak, burada ortaya çıkan sonuçlar bölgelere gitmeli. Açıkça "biz Ģunları, bunları yaptık" denilemez; ama dolaylı bir Ģ e- kilde bu toplantının sonuçlarını aktarmanın yöntemlerini herkes bölgesinde bulabilir. Tekrar belirtelim; bölgelerde bir komite gibi hareket edilmesi, bu toplantının sonuçlarının anlaĢıldığını gösterecektir. ArkadaĢların bu Ģekilde toplantının sonuçlarını bö lgeleri- ne taĢırmaları, bölgeyi bu toplantının ıĢığında yeniden hazırlamaları, iliĢki ve görevlere hazırlamaları en sıcak, en can alıcı görev- lerdir.

NOT: ALINTIDIR
EK NOT: Dünyanın en ünlü senarist ve kurgulayıcısı birisinide getirseniz bu kadar iltizam ve intizamlı geçmişten gelerek günümüze kadar hayatımızın ve yaşantımızın içine kadar girmiş olan bir kurguyu tek başına yazıp bunu oyuncuları ve başrol oyuncusu ile destek bulmadan sahneye koyupta oynatamaz. Hem kendilerini kullanarak hemde azınlıkları ki biz onlara bu sıfatı bile yakıştırmıyoruz"onları kendimizden sayıyoruz" telaffuz bile etmiyoruz her bir Türk Vatandaşı olarak hemde bizlerden bir kısım insanları içlerine dahil ederek öyle yada böyle ve/veya bilerek bu musibeti başımıza musallat edenlerde biliyorlar ki er yada geç eştikleri kuyuya kendileri düşeceklerdir ve bizlerden yani Türkiye Cumhuriyeti Devletinde Vatandaş onuruyla,haysiyetiyle,şeref ve namusuyla yaşayan her kim olursa olsun herbir bireyden el-aman dileyeceklerdir. Ben buna inanıyorum, bunu söylüyorum ,bu oyun her zaman oynandı ve her zaman oynanacaktır,önemli olan felaketler başa gelmeden tedbirini önceden almak, başa geldiğinde ne yapacam demek değildir ve bir devlet böyle yönetilmemelidir.
Eğer devletin içinde de bu kadar dış ve iç mihraklara hizmet eden varolsa bile ibret verici bir ceza verilmelidir ki ceza caydırıcı olduğunda yeni bir teşebbüste bulunulmasın.
Saygılarımla.
 
Yazan: TOLES
˙Her Hakkım Saklıdır®™

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.